Bu nedenle, bay Bulgakov'un ulaştığı
bütün sonuçlar, Klawki'nin çalışması ile tamamen doğrulanmış gibi görünebilir: işletme ne kadar küçük olursa gayrisafi gelir o kadar fazla olur ve hatta morgen başına satışlardan elde edilen gelir de o kadar yüksek olur! Klawki'nin kullandığı yöntemler —temel özellikleri açısından, bütün burjuva ve küçük-burjuva iktisatçıların geniş ölçüde yararlandıkları yöntemler— ile, bütün ya da hemen hemen bütün durumlarda küçük-ölçekli üretimin üstünlüğü kanıtlanmıştır. Sonuç olarak, bu konuda, Voroşilovlar'ın kesinlikle göremedikleri
önemli şey, bu yöntemlerin incelenmesidir ve bu nedenle Klawki'nin kısmi araştırmaları bu denli genel bir ilgi konusu olmaktadır.
Verimlerle işe başlayalım. İşletmelerin alanlarındaki azalma ile birlikte, tahılların büyük bir çoğunluğunun verimleri düzenli bir biçimde ve önemli ölçüde
azalmaktadır. (Morgen başına kental olarak) büyük, orta ve küçüklerin verimleri şöyledir: buğday, 8,7 — 7,3 — 6,4; çavdar, 9,9 — 8,7 — 7,7; arpa, 9,4 — 7,1 — 6,5; yulaf, 8,5 — 8,7 — 8,0; bezelye, 8,0 — 7,7 — 9,2;
[85*] patates, 63 — 55 — 42; pancar, 190 — 156 — 117. Yalnızca büyük işletmelerde yetiştirilmeyen keten ile ilgili olarak küçükler (3/4) orta-büyüklükteki işletmelerden (2/4) daha büyük bir verim yani 5,5'e karşı 6,2
stein (=18,5 pound) elde ediyorlar.
Büyük işletmelerdeki verimin daha yüksek olması neye bağlıdır? Klawki aşağıdaki dört nedenin belirleyici önemi
[sayfa 130] olduğunu söylüyor: (1) Küçük işletmelerde sulama hemen hemen hiç yoktur ve sulama boruları olan yerlerde bile bunlar köylüler tarafından kötü bir biçimde döşenir. (2) Küçük çiftçiler, tarlalarını yeterince derin sürmezler, çünkü atları çelimsizdir. (3) Küçük çiftçiler, çoğunlukla hayvanlarına yeterli miktarda yem veremezler. (4) Küçük çiftçilerin gübrelerinin kalitesi düşüktür, samanları azdır, saman büyük ölçüde hayvanları beslemek üzere kullanılır (ki bu da beslenmenin düşük kaliteli olduğunu gösterir) ve yatak olarak kullanılan samanın miktarı çok düşüktür.
Dolayısıyla küçük çiftçinin hayvanları daha zayıf ve daha düşük kalitededir ve daha kötü koşullar altında tutulmaktadır. Bu durum, hemen göze çarpan garip bir olguyu, yani Klawki'nin hesaplamalarına göre büyük işletmelerin morgen başına düşen verimlerinin daha yüksek olmasına karşın, tarımdan elde edilen gelirin orta ve küçük işletmelere oranla büyük işletmelerde daha düşük oluşunu açıklamaktadır. Bunun nedeni, Klawki'nin, ne gelirlere ve ne de harcamalara
hayvan yemini eklemesidir. Böylelikle gerçekte büyük ve küçük ekonomiler arasında ikincisi aleyhine olan bir farklılık, önemli bir farklılık oluşturan şeyler, yapay olarak ve yanlış bir biçimde eşitlenmişlerdir. Bu hesaplama yöntemi sonucunda, büyük-ölçekli işletme küçük-ölçekli işletmeden çok daha az kazanç getirir görünmektedir,
çünkü büyük işletmelerdeki toprağın çok daha geniş bir bölümü (büyük işletmelerde birim toprak alanı başına çok daha az sayıda hayvan beslenmesine karşın) hayvan yemi üretimine ayrılmıştır. Küçük işletmede ise samanı, hayvan yemi için "idare etmektedirler". Sonuç olarak, küçük-ölçekli üretimin "üstünlüğü", onun, toprağı (düşük nitelikli gübre kullanarak) ve hayvanları (düşük nitelikli hayvan yemi kullanarak)
müsrifçe kullanmasında yatar.
Birbirinden farklı işletmelerin kârlılıklarının karşılaştırılması konusunda böyle bir araştırmanın bilimsel değerden yoksun olduğunu söylemeye gerek yoktur.
[86*] [sayfa 132]
Büyük işletmelerdeki verimin daha yüksek olmasının bir başka nedeni de, bu işletmelerin çoğunluğunun (ve hatta görünüşe göre yalnızca onların) toprağı kireçli toprakla terbiye l etmeleri, daha az miktarlarda yapay gübre (ki morgen başına harcama, sırasıyla: 0,81 mark, 0,38 mark ve 0,43 marktır) ve
Kraftfuttermittel[87*] (büyük işletmelerde morgen başına iki marktır, diğerlerinde ise hiç yoktur) kullanmalarıdır. Orta-büyüklükteki işletmeleri büyük köylü işletmeleri kategorisine dahil eden Klawki şöyle diyor: "Bizim köylü işletmelerimizde
Kraftfuttermittel için hiçbir harcama yapılmaz. Onlar gelişmiş yöntemleri benimsemekte çok yavaştırlar ve para harcama konusunda özellikle temkinlidirler." (Klawki,
pp. cit., 461.) Büyük işletmeler, toprağı ekme yöntemleri konusunda da üstündürler: dört büyük işletmenin hepsinde, orta-büyüklükteki işletmelerin üçünde (ki birisinde hâlâ eski üç tarla sistemi kullanılmaktadır) ve (öteki üçüncüde üç tarla sisteminin kullanıldığı) küçük işletmelerin ise yalnızca birisinde gelişmiş bir almaşık ekim sistemi gözledik. Son olarak, büyük çiftçiler çok daha büyük çapta makine kullanmaktadırlar. Klawki'nin kendi düşüncesine göre, makinelerin büyük bir önem taşımadığı bir gerçektir, ama biz bu "düşünce" ile yetinmeyeceğiz; istatistikleri inceleyeceğiz. Aşağıdaki sekiz tip makine —buharlı harmanlama makineleri, atlı harmanlama makineleri, tahıl eleme makineleri, selektörler, mibzerler, gübre dağıtıcıları, atla çekilen tırmıklar ve silindirler— adı geçen işletmeler arasında şu biçimde dağılmıştır: dört büyük işletmede (bir tanesi buharlı harman makinesi olmak üzere) yirmidokuz tane; dört
[sayfa 133] orta-büyüklükteki işletmede (tek bir buharlı çalışan makine olmaksızın) onbir tane; dört küçük işletmede (atlı harman makinesi olmak üzere) tek bir tane. Hiçbir köylü tarımı hayranının hiçbir "düşüncesi" kuşkusuz bizi tahıl eleme makinelerinin, mibzerlerin, silindirlerin vb. ürün miktarını etkilemediğine inandıramaz. Gerçekte burada makineler ister kiralanmış ya da ister mülkedinilmiş olsun, yalnızca makinelerin kullanıldığı durumları kaydeden Alman istatistiklerinin genel gidişinin tam tersine olarak sahipleri belirli kimi kişilere ait olan makinelerle ilgili veriler var. Böyle bir kayıt işlemi, kuşkusuz, büyük-ölçekli çiftçiliğin üstünlüğünü küçültme ve "ödünç" makine "alma" biçimlerini engelleme konularında Klawki'nin aşağıdaki örnekte anlattığı gibi etkisini gösterecektir. "Küçük çiftçi, büyük çiftçiye, işlerin sıkı olduğu mevsimde kendisi ile birlikte orak biçecek bir adam sağlayacak olursa, büyük çiftçi, ona, silindirini, atla çekilen tırmığını ve tahıl eleme makinesini gönüllü olarak ödünç vermektedir." (443.) Sonuçta, küçük işletmelerde makinelerin kullanıldığı belirli sayıdaki ve kanıtladığımız üzere ender olan durumlar, el-emeğinden yararlanmanın değişikliğe uğramış bir biçimini ortaya koymaktadırlar.
Devam edelim. Açıkça birbirine eşit olmayan niceliklerin hatalı olarak birbirleriyle karşılaştırılması konusundaki başka bir Örnek, Klawki'nin ürünün pazar fiyatını, bütün kategorilerdeki işletmeler için eşit kabul ederek hesaplama yöntemidir. Yazar, gerçek raporları esas alacağı yerde, kendisinin yanlışlığına işaret ettiği bir varsayımı esas alıyor. Köylüler, tahıllarının çoğunluğunu kendi yerleşim bölgelerinde satarlar ve küçük kentlerdeki tüccarlar ise çok önemli Ölçüde fiyat düşürürler. "Büyük topraklar bu yönden çok daha iyidir, çünkü eyalet dahilindeki başkente önemli miktarda tahıl gönderebilirler. Böylelikle ellerine küçük kentlerdekinden kental başına 20-30 fenik arasında daha fazla para geçer." (373.) Büyük topraksahipleri buğdaylarının değerini çok daha iyi saptayabilmekte (451) ve onu, köylülerin kendi aleyhlerine olan bir biçimde yaptıkları gibi ölçü ile değil,
[sayfa 134] ama tartıyla satmaktadırlar. Tıpkı bunun gibi, büyük çiftçiler hayvanlarını tartıyla satarken, köylünün hayvanının fiyatı, yalnızca dış görünüşüne göredir. Büyük çiftçiler, aynı zamanda, süt ürünlerinin satışı ile ilgili olarak çok daha iyi anlaşmalar yaparlar, çünkü sütlerini kentlerde satabilir ve sütlerinden tereyağ yaparak onu tüccarlara satan orta çiftçilerden çok daha yüksek bir ücret elde ederler. Dahası, orta-büyüklükteki işletmelerde üretilen tereyağ (ayırıcıların, günlük yayık çalkalayıcıların ve benzerlerinin sayesinde) küçük işletmelerde üretilenden çok daha üstündür ve küçük işletmelerde üretilen tereyağ, kilo başına 5 ila 10 fenik arasında daha az gelir getirir. Küçük çiftçiler yağ stoklarını orta çiftçilerden çok daha çabuk (yani daha az olgunlaşmış durumda) satmak zorundadırlar, çünkü hayvan yemi stokları onlardan daha azdır. (444.) Klawki, monografında, küçük-ölçekli üretime hayran kalarak, bu
olguyu dışarda bırakan ve işbirliği yoluyla güçlükleri halletme
olanaklarına değinen teorisyenlerin yaptıkları gibi, satıcılık yapan büyük işletmelerin sahip oldukları —ve bütünlükleri içinde ele alındıklarında hiç de önemsiz olmayan— bütün bu üstünlükleri, hesaplamalarının dışında bırakıyor. Biz, kapitalizmin gerçeklerini, küçük-burjuva kooperatif cennetinin olanakları ile birbirine karıştırmak istemiyoruz. Aşağıda, kooperatiflerin üstünlüklerinden gerçekte kimlerin yararlandığını gösteren
olguları ortaya koyacağız.
Klawki'nin, toprağın sulanması ve her türlü onarım işlerini ("köylüler işi kendileri yaparlar") ve benzerlerini kendileri yapan küçük ve orta-köylülerin emeği ile "ilgilenmediğini" kaydedelim. Küçük çiftçinin yararlandığı bu "avantaj"a sosyalistler
Überarbeit, fazladan çalışma adını veriyorlar; burjuva iktisatçılar ise buna köylü çiftçiliğinin ("toplum açısından!") en avantajlı yönlerinden birisi olarak değiniyorlar.
Klawki'nin de değindiği gibi, orta işletmelerde çalışan ücretli işçilerin, büyük işletmelerde çalışanlardan çok daha iyi ücret ve yiyecek aldıklarını, ama çok daha fazla çalıştıklarını: çiftçinin ortaya koyduğu "örneğin" "daha büyük bir gayret
[sayfa 135] ve dikkatliliği tahrik ettiğim" (465) belirtelim.
Klawki, bu iki kapitalist patrondan hangisinin — topraksahibinin ya da işçinin "kendisine benzeyen" köylünün— belirli ücretler karşılığında, işçiden daha fazla iş sızdırabildiğini belirlemeye çalışmıyor.
Bu nedenle, biz, kendimizi, şunları söylemeye hasredeceğiz: Büyük çiftçilerin kaza halinde ve yaşlılık sigortası halinde işçileri için yaptıkları harcamaların tutarı morgen başına 0,29 marktır. Aynı durumlar için orta-köylünün harcamalarının tutarı ise morgen başına 0,13 marktır. (Burada da, küçük çiftçi kendi kendini sigorta ettirmemenin avantajından yararlanıyor; bu durumun "kapitalistlerin ve topraksahipleri topluluğunun büyük ölçüde yararına" olduğunu söylemeyi gereksiz buluyoruz.) Rusya'daki tarım kapitalizminden de bir örnek vereceğiz. Şahovskoyi'nin
Dış Tarımsal İstihdam adlı yapıtını okumuş bir kişi aşağıdaki ilginç gözlemi mutlaka anımsayacaktır; malikane sahibi köylüler ve güneydeki Alman çiftçiler, işçilerini "seçip ayırırlar", onlara büyük patronların ödediklerinin %15-20 fazlasını öderler ve onlardan %50 oranında daha fazla iş sızdırırlar. Bu durum, 1896 yılında, Şahovskoyi tarafından rapor edilmişti; bu yıl ise örneğin
Torgovo-Promişlenaya Gazeta'da
[88*] Kahovka'nın şu haberini okuyoruz:"... adet olduğu üzere, köylüler ve işletme sahipleri (büyük topraklara sahip olanların ödediklerinden) daha yüksek ücretler ödediler, çünkü daha iyi işçileri ve en dayanıklı olanlarını istiyorlardı" (n° 109, 16 Mayıs 1901). Bu durumun yalnızca Rusya'ya özgü olduğunu varsaymak için hiçbir neden yok.
Yukardaki tabloda okur —birisinde çiftçinin emek-gücünün parasal değerinin hesaba katıldığı, diğerinde, ise katılmadığı— iki hesaplama yöntemi gördü. Bay Bulgakov bu para değerinin hesaba dahil edilmesinin "pek doğru olmadığını" düşünüyor. Ayni ve para olarak, işçilerin ve çiftçilerin harcamalarını gösteren kesin bir bütçe kuşkusuz çok daha doğru olacaktır, ama bu verilerden yoksun olduğumuza göre,
[sayfa 136] ailenin para harcaması konusunda
yaklaşık bir tahmin yapmak zorundayız. Klawki'nin yaklaşık hesaplama
yöntemi oldukça ilginçtir. Büyük topraksahiplerinin kendileri kuşkusuz çalışmazlar; hatta bütün yönetim ve denetim işini yürüten ücretli kahyaları vardır (dört büyük işletmeden birinin dışında diğer üçü, kahyalar tarafından yönetiliyordu; 125 hektarlık bu tek işletmenin büyük bir köylü işletmesi olarak sınıflandırılmasını Klawki çok daha doğru bulacaktır). Klawki, bu iki büyük işletme sahibinin her birine "çabaları karşılığında" her yıl 2.000'er mark "ayırıyor" (birinci işletme için, bu çaba, ayda bir kez birkaç günlüğüne malikaneden ayrılarak kahyanın işini denetlemekten ibarettir). 125 hektarlık toprağın (ilk olarak sözünü ettiğimiz büyük arazi 513 hektarlıktı) çiftçisinin hesabına ise, çiftçinin kendisi ve üç oğlunun çalışmalarının karşılığı olarak ancak 1.900 mark "ayırıyor". Daha az toprağa sahip olan bir çiftçinin daha az bir bütçe ile "idare etmesi" "doğal" değil midir? Klawki, orta işletmelere ise karı-kocanın çalışmalarının karşılığı olarak ve üç durumda, çocukların da çalışmalarının karşılığı olarak 1,200 ile 1.716 mark arasında bir tutar "ayırıyor." Küçük çiftçilere dört beş kişinin (
tıpkı böyle) çalışması karşılığı olarak 800 ile 1.000 mark arasında, yani ailesi ile birlikte ancak 800 ile 900 mark kazanabilen bir işçiden, bir
Instmanndan biraz daha fazla (buna fazla denilebilirse) bir tutar ayırıyor. Böylelikle, burada ileri doğru atılan başka bir büyük adımı gözlüyoruz: ilk olarak, karşılaştırılmaları açıkça olanaksız olan rakamlar arasında bir karşılaştırma yapılmıştır; şimdi ise işletmenin büyüklüğündeki azalma ile birlikte yaşam düzeyinin
düşmesinin zorunlu olduğu belirtilmektedir.
Ama bu, kapitalizmin küçük köylüleri düşkün bir hale getirdiği olgusunun, yani görünüşte "net kâr" hesaplamaları ile çürütülmesi gereken bir olgunun
a priori bir kabulü demektir!
Ve, yazarın
varsayımı gibi, parasal gelir, işletmenin genişliğinin azalması ile azalıyorsa, o zaman tüketimdeki düşme doğrudan verilerle bulunur. Çiftliklerdeki tarım ürünlerinin
[sayfa 137] tüketimi (iki çocuğu bir büyük olarak saymak suretiyle) adam başına aşağıdaki miktarlar tutarındadır: büyük işletmelerde 227 mark (iki rakamın ortalaması); orta-büyüklükteki işletmelerde 218 mark (dört rakamın ortalaması); küçük işletmelerde 135 mark (
tıpkı böyle!) (dört rakamının ortalaması). Ve işletme ne kadar büyük olursa, satın alınan fazladan yiyecek miktarı da o kadar fazla olmaktadır (s. 453). Bay Bulgakov'un kraldan çok kralcı olduğunu kanıtlayarak yadsıdığı, ve burada
görmezden gelmeyi uygun bulduğu
Unterkonsumption (normalin altındaki tüketim) sorununu, ortaya koymanın zorunluluğunu Klawki'nin kendisi burada farkediyor. Klawki bu olgunun önemini azımsama yollarını araştırıyor ve şöyle diyor: "Küçük çiftçiler arasında normalin altında tüketimin varolup olmadığını söyleyemeyiz, ama [adam başına 97 markın düştüğü] IV numaralı Küçük işletmede bunun büyük ölçüde olanaklı olduğunu sanıyoruz. Küçük köylülerin çok yoksulluk içinde yaşamaları [!] ve deyim yerindeyse, dişlerinden artırdıklarının çoğunu sattıkları (
sich sozusagen von Munde absparen) bir gerçektir.
[89*] Bu olgunun küçük-ölçekli çiftçiliğin daha yüksek olan "verimliliğini" çürütmediğini kanıtlamaya çalışıyor. Tüketim 170 marka, yani (görüldüğü gibi kapitalist çiftçi için değil ama "küçük erkek kardeş"
[35] için) oldukça yetersiz bir tutara yükseltilecek olursa, morgen başına düşen tüketim rakamının artırılması ve satışlardan elde edilen gelirin ise altı ya da yedi mark düşürülmesi gerekecektir. Bu miktar çıkarılacak olursa
[sayfa 138] (yukardaki tabloya bakınız), 29 ile 30 mark arasında yani büyük işletmelerde elde edilenden halen daha büyük olan bir tutar bulunur (s. 453). Ama tüketimi bu rasgele alınmış (ve "nasılsa idare eder" düşüncesiyle düşük olan) bu rakama göre değil de, 218 marka (yani orta-büyüklükteki işletmelerdeki gerçek rakama eşit olarak) yükseltecek olursak, ürünlerin satışından elde edilen gelir, morgen başına olmak üzere , küçük işletmelerde
20 marka, orta büyüklükteki işletmelerde 29 marka, ve büyük işletmelerde ise 25 marka düşecektir. Yani Klawki'nin hesaplamalarındaki (yukarda gösterilen sayısız hatalardan)
yalnızca bu hatanın düzeltilmesi, küçük köylünün "avantajlarının" tümünü ortadan kaldırmaktadır.
Ama Klawki avantaj araştırmaktan hiç usanmıyor. Küçük köylüler "tarım ile sanayideki çalışmalarını birleştiriyorlar": (dört küçük köylüden) üçü "gündelikçi-işçi olarak gayretle çalışıyorlar ve ücretlerine ek olarak kendilerine yemek veriliyor" (435). Ama bunalım zamanlarında küçük-ölçekli çiftçiliğin avantajlarına özellikle parmak basılıyor (bugün Çernovların yeniden ortaya attıkları bu eski konu, Rus narodniklerin konu üzerindeki sayısız örnekleri dolayısıyla Rus okurlara eskiden beri yabancı değildir):
"Başka zamanlarda olduğu gibi tarımsal bunalım sırasında da, en büyük kararlılığa sahip olanlar, küçük işletmeler oldu, ev harcamalarından dayanılması zor kesintiler yaparak, öteki işletme kategorilerinden göreli olarak çok daha fazla miktarda ürün satmayı başardılar ki, bunun zorunlu olarak belli bir miktarda normalin altındaki tüketime yolaçtığı bir gerçektir." (479 — Klawki'nin en son sonuçları; karş: s. 464.)
"Ne yazık ki, birçok küçük işletme, borçlanmalara konulan yüksek kâr oranları nedeniyle bu duruma düştü. Ama böylelikle, çok büyük bir çaba ile de olsa, ayaklarının üzerinde durmayı ve kendilerine bir geçim sağlamayı başardılar. Büyük bir olasılıkla, imparatorluk istatistiklerinde gösterilen, bölgemizdeki küçük işletmelerin sayılarındaki artışı başlıca açıklayan şey, tüketimdeki bu büyük azalmadır."
[sayfa 139]
Ve Klawki 1882 ile 1895 yılları arasında üç hektarın altındaki işletmelerin sayılarının 56.000'den 79.000'e yükseldiği, 2-5 hektar arasındaki işletmelerin 12.000'den 14.000'e yükseldiği ve 5-20 hektar arasındakilerin ise 16.000'den 19.000'e yükseldiğini gösteren Königsberg'in
Regierungsbezirk'inin
[90*] rakamlarını veriyor. Burası, bay Bulgakov'un küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretimi "ortadan sildiği"nin görüldüğünü iddia ettiği Doğu Prusya'dır. Ve buna karşın, bu Suzdal
[36] biçiminde, yalnızca işletmelerin alanları ile ilgili çıplak istatistikleri veren beyler "ayrıntılar" diye haykırıyorlar! Doğal olarak, Klawki, "doğudaki tarım işçisi sorununun çözümü açısından, modern tarım politikasına düşen en önemli görevin, en becerikli işçilere, ilk kuşakta olmasa bile en azından ikinci kuşakta [
tıpkı böyle!] mülkedinecekleri bir parça toprak elde etme olanağı yaratarak onları yerleşmeye isteklendirmek" olduğunu düşünüyor. (476.) Biriktirdikleri para ile bir parça toprak satın alan
Instleute'lerin "çoğu durumda, mali açıdan öncekinden daha da kötü bir duruma düşmeleri" önemli değildir; "kendileri de bunu çok iyi bilmektedirler ama onları bunu yapmaya iten, daha büyük bir özgürlük [düşüncesidir -ç.]" ve burjuva ekonomi politiğin (bugün, görünüşe göre "eleştirmenler"in de) temel görevi, proletaryanın en geri kesimi arasında bu yanılsamayı beslemesidir.
Dolayısıyla, Klawki'nin araştırması, Klawki'ye başvuran bay Bulgakov'u her noktada çürütmektedir. Bu araştırma, tarımda, büyük-ölçekli üretimin teknik açıdan üstünlüğünü, küçük köylünün normalin üstünde çalışmasını ve normalin altındaki tüketimini ve onun topraksahibi için çalışan gündelikçi bir işçi ya da normal bir işçiye dönüşümünü ortaya sermektedir; araştırma, küçük köylü işletmelerinin sayılarındaki artış ile yoksulluk ve proleterleşmenin büyümesi arasında bir ilişki olduğunu kanıtlamaktadır. Bu araştırma sonunda varılan sonuçlardan ikisinin, ilke açısından, ötekilerden apayrı bir önemi var. Birincisi, tarıma makinelerin sokulmasının önündeki engeli açıkça görmekteyiz: kendi
[sayfa 140] özçabasını "hesap dışı bırakmaya" hazır olan ve kapitalist için el-emeğini makineden çok daha ucuza getiren küçük çiftçinin sınırsız düşüşü. Bay Bulgakov'un iddialarına karşın, olgular, kapitalist düzende küçük köylünün tarımdaki durumunun,
her yönden sanayide küçük zanaatçılara
benzediğini yadsınılmaz bir biçimde kanıtlamaktadır. Bay Bulgakov'un iddialarına karşın, tarımda, büyük-ölçekli üretimle rekabet yöntemi olarak kullanılan yöntemlerden olmak üzere, tüketim alanında daha da büyük çapta bir azalma ve emek alanında ise daha da ileri bir yoğunlaşma görüyoruz. İkincisi, küçük ve büyük işletmelerin kârlılıkları konusundaki karşılaştırmaların her biçimine göre, aşağıdaki şu üç durumu hesap dışı bırakan her türlü sonucun tamamen yararsız ve bayağı bir savunma niteliğinde olduğunu ilk ve son olarak açıklamalıyız: (1)
Çiftçi nasıl beslenmekte, yaşamakta ve çalışmaktadır? (2)
Hayvanların bakımı nasıl yapılmaktadır ve bunlar nasıl çalıştırılmaktadır? (3)
Toprak nasıl gübrelenmektedir ve rasyonel bir kullanım tarzı var mıdır? Küçük-ölçekli üretim tamamen israfa —çiftçinin emeğinin ve canlı enerjisinin israfına, hayvanların güç ve niteliklerinin israfına ve topraktaki üretken kapasitenin israfına— dayanan yöntemlerle varlığını sürdürebilmektedir. Sonuç olarak, bu durumların baştanaşağı incelenmediği her araştırma, burjuva bir safsatadan başka bir şey değildir.
[91*] [sayfa 141]
Bu nedenle, modern toplumda küçük köylülerin normalin üstündeki çalışmaları ve normalin altındaki tüketimleri konusundaki "teori"nin eleştirmen baylar tarafından bu denli şiddetli bir saldırıya uğramasında şaşılacak bir şey yoktur.
Naçalo'da (n° 1, s. 10) bay Bulgakov, sayıları ne olursa olsun, Kautsky'nin iddialarının tersini kanıtlayacak "alıntıları" ortaya koyma "görevini üstlendi". Bay Bulgakov yineliyor: "Bu çağı geçmiş dogmanın cesedini [
tıpkı böyle!] yeniden yaşama döndürme çabası içinde olan Kautsky, Birliğin toplumsal ve siyasal sorunlar konularındaki çalışmaları içinden
[37 ] Bäuerliche Zustände ("Köylülüğün Durumu") günümüzde oldukça anlaşılır olan, köylü tarımının düşkün durumunu gösteren bazı olguları seçmiştir. Bırakalım okur kendisi karar versin; biraz farklı bir niteliğin belirtisini bulacaktır." (II, 282.) "Kararı" kendimiz "verelim" ve yalnızca kısmen Hertz'in aktarmalarını yineleyen keskin bilim adamının alıntılarını doğrulayalım:
"Eisenach'tan, hayvancılığın ve gübrelemenin, makine kullanımının ve, genel olarak, tarımsal üretimin gelişmesinin işaretleri gelmektedir. ..." Eisenach üzerine yazılan makaleye (
Bäuerliche Zustände, I. Band) dönelim. Beş hektardan daha az toprağa sahip olanların (bu bölgedeki 1.116 işletmenin 887'sinin) durumu, "genel olarak, çok sevindirici değildir" (66). "Orak biçerek ve gündelikçi-işçi olarak büyük işletmeler için çalışabildikleri sürece, durumları göreli olarak iyidir...." (67.) Genelleyecek olursak, son yirmi yıl içinde önemli teknolojik gelişmeler olmuştur, ama "özellikle daha küçük işletmeler açısından, arzu edilenin çoğu henüz elde edilememiştir. ..." (72.) "... daha küçük çiftçiler arasıra tarla işi için zayıf inekler kullanırlar. ..." Ağaç kesme ve yakacak
[sayfa 142] taşıma işlerinden ek kazançlar elde edilir; bu ikinci iş "çiftçiyi tarımdan uzaklaştım" ve "daha kötü koşullara" iter. (69.) "Ağaç kesme işi de uygun bir gelir getirmez. Bazı bölgelerde küçük topraksahipleri [
Grundstücksbesitzer], karşılığında çok düşük (
leidlich) ödeme yapılan dokumacılıkla uğraşırlar. Uzak yerlerde ise iş, evde sigara yapmaktır. Genelleyecek olursak, ek kazanç kıtlığı vardır. ..." (73.) Ve yazar,
Ökonomie-Commissar Dittenberger, şu görüşle bitiriyor: "basit yaşamlarına" ve "mütevazi gereksinimlerine" karşın, köylüler güçlü ve sağlıklıdırlar. En fakir sınıfın tükettiği yiyeceğin düşük besleyici değeri ve patatesin bunlar arasında başlıca yiyecek maddesini oluşturduğu düşünülecek olursa, bu durum "şaşırtıcıdır...." (74.)
"Alim" Voroşilovlar, "köylü tarımının, teknolojik gelişme yapabilme yeteneğinden yoksun olduğu konusundaki çağı geçmiş marksist önyargıyı" işte böyle çürütüyorlar!
"... Saksonya krallığından sözeden genel sekreter Langsdorffa göre, bütün bölgelerde, özellikle daha verimli olan yörelerde büyük ve küçük toprak mülkleri arasında ekim yoğunluğu açısından bugün çok az bir farklılık vardır." Avusturyalı Voroşilov (Hertz, s. 77, Rusça çevirisi, s. 182-183) ve ardından (Bulgakov, II, 282,
Bäuerliche Zustände, II, 222'ye değinen) Rus Voroşilov'u tarafından Kautsky işte böyle çürütülüyor. Eleştirmenlerin aktarmalar yaptıkları kitabın 222. sayfasına dönelim ve Hertz'in alıntılarını okuyalım: "Daha büyük toprakların göreli olarak büyük bir döner sermaye ile işletildiği dağlık yörelerde farklılık daha belirgindir. Ama burada da, köylü işletmeleri, sık sık, büyük işletmelerden daha aşağı kalmayan bir net kâr elde ederler, çünkü gelirin azlığı, daha fazla tutumlu davranılarak telafi edilir. Egemen olan çok düşük gereksinim düzeyinde [
bei der vorhandenen grossen Bedürfnislosigkeit], bu tutumluluk öyle derecelere ulaşmaktadır ki, köylünün durumu, daha büyük gereksinimlere alışmış olan sanayi işçisinin durumundan çoğunlukla daha kötüdür." (
Bäuerliche Zustände, II, 222.) Daha ilerde toprağın ekilmesinde egemen olan sistemin, orta çiftçiler
[sayfa 143] arasında egemen sistem olan almaşık ekim olduğunu, öte yandan, "küçük köylülerin sahibi bulundukları toprak mülklerinin hemen hemen hepsinde üç-tarla sistemine raslandığını" okuyoruz. Hayvancılık konusunda da her yerde gelişmeler görülüyor. „Yalnızca büyükbaş hayvan yetiştirme ve süt ürünlerinin kullanılması konularında köylü, genellikle büyük topraksahibinin gerisinde kalır." (223.)
Bay Bulgakov devam ediyor. "Profesör Ranke, yukarı Bavyera için tipik olduğunu söylediği Münih çevresindeki köylü tanımındaki teknolojik ilerlemeyi doğrulamaktadır." Ranke'nin yazısına bakalım: Üç
Grossbauer topluluğu, ücretli işçilerin yardımıyla çiftçilik yapıyorlar. 119 köylüden 96'sının her birinin elinde 20 hektarın üzerinde toprak bulunuyor, yani toprağın
3/
4'ünü kaplıyorlar. Dahası var: bu "köylülerden" 38'inin her birinin elinde, ortalama olarak 59 hektar olmak üzere, 40 hektarın üzerinde toprak bulunuyor; kendi aralarında, toprağın tümünün yaklaşık olarak %60'ını ellerinde bulunduruyorlar.
Kanımızca, Bulgakov ve Hertz bayların hangi tarzda alıntı yaptıklarını ortaya koymak için bu kadarı yeterlidir.
VII. KÖYLÜ ÇİFTÇİLİĞİ KONUSUNDA BADEN ANKETİ
"Yer darlığı nedeniyle" diye yazıyor Hertz, "Baden'deki 37 topluluk hakkında yapılan anketin ilginç ve ayrıntılı sonuçlarını veremiyoruz. Örneklerin çoğu, yukarda sunduklarımıza benzemektedir: Lehte olanların yanında lehte olmayan ve önemsiz sonuçlara raslıyoruz; ama bu, üç ciltlik anketin hiçbir yerinde, ayrıntılı harcama bütçeleri bizim 'normalin altında tüketim' (Unterkonsumption), ve 'sefil ve düşkün bir yoksulluk'urt vb. egemen olduğu sonucuna ulaşmamızı sağlamamaktadır." (s. 79. Rusça çevirisi, s. 188.) Vurguladığımız sözcükler, her zamanki gibi, açıkça gerçek karşıtıdır. Hertz'in yukarıda değindiği Baden anketi, özellikle küçük köylülük arasındaki "normalin altındaki tüketim"i gösteren dokümanter kanıtları kapsamaktadır. Hertz'in gerçekleri [sayfa 144] tahrif etmesi, özellikle Rus narodniklerin tohumunu attıkları yönteme çok benzemektedir ve günümüzde de tarım sorulu üzerinde, yani köylülükle ilgili tümcelerin sürülüp atılması suretiyle, "eleştirmenler'in tümü tarafından kullanılmaktadır. "Köylülük" terimi, halen batıda, Rusya'dakinden çok daha belirsiz olduğundan (batıda bu toplumsal katman e«in olarak tanımlanmamıştır), ve "ortalama" olgular ve sonuçlar azınlık arasındaki göreli "zenginliği" (ya da tüketimin altında yokluğun daha az olmasını) ve çoğunluk arasındaki sıkıntıyı gizlediğinden, her türden savunucular sınırsız bir eylem alanına sahiptiler. Aslında, Baden anketi, Hertz'in bir ı "ayrıntılar" avukatı olmasına karşın, görmemeyi yeğlediği çeşitli köylü gruplarını ayırdedebilmemizi sağlıyor. 37 tipik topluluk içinden, gündelikçi-işçilerinkiler de dahil olmak üzere, büyük köylülerin (Grossbauer), orta-köylülerin ve küçük- köylülerin tipik işletmelerinden, toplam olarak 70 köylü (31 büyük, 21 orta ve 18 küçük) ve 17 gündelikçi-işçi ailesini kapsayan bir ayıklama yapılmış ve bu ailelerin bütçeleri çok ayrıntılı bir incelemeye tabi tutulmuştur. Bütün verileri inceleyemedik, ama aşağıya aktardığımız temel sonuçlar, çok kesin sonuçlara varmamızı sağlamaya yeterlidir.
Önce (a) büyük, (b) orta, (c) küçük köylü işletmelerinin genel ekonomik tipleri üzerindeki verileri ortaya koyalım. (Anlage VI: „Übersichtliche Darstellung der Ergebnisse der in den Erhebungsgemeinden angestellten Ertragsberechnungen."[92*] Bu tabloyu sırasıyla Grossbauer, Mittelbauer ve Kleinbauer için gruplara ayırdık.) Her grup için ortalama olarak —mülk büyüklükleri: (a) 33,34 hektar, (b) 13,5 hektar ve (c) 6,96 hektar— bu sayı küçük toprak mülkleri ülkesi olan Baden için oldukça yüksektir. Ama 20, 22 ve 30 sayılı topluluklarda yeralan özellikle büyük mülklerin egemen olduğu on işletmeyi (Kleinbauer'lerden 43 hektara kadar olanlar ve Grossbauer'lerden de 170 hektara kadar olanları) dışarda bırakacak olursak, Baden için normale daha yakın olan aşağıdaki [sayfa 145] rakamları elde ederiz: (a) 17,8 hektar, (b) 10 hektar ve (c) 4,25 hektar. Ailelerin büyüklüğü: (a) 6,4 kişi, (6) 5,8 kişi ve (c) 5,9 kişi. (Tersi söylenmediği takdirde, bunlar ve daha sonra vereceğimiz sayılar 70 işletmenin hepsine uygulanır.) Sonuç olarak, büyük köylülerin aileleri oldukça geniştir; buna karşın ötekilerden çok daha büyük ölçüde ücretli emek istihdam etmektedirler. 70 köylüden 54'ü, yani toplamın dörtte-üçünden fazlası, ücretli emek istihdam etmekte, bu, büyük köylülerin (31'inden) 29'unu, orta-köylülerin (21'inden) 15'ini, ve küçük köylülerin (18'inden) 10'unu oluşturmaktadır. Dolayısıyla, büyük köylülerin %93'ü ücretli emek olmaksızın yapamamakta, küçük köylülerde işe bu rakam %55'i bulmaktadır. Bu rakamlar (eleştirisi yapılmaksızın "eleştirmenler"ce benimsenen) günümüz köylü ekonomisinde ücretli emeğin istihdamının ihmal edilir bir ölçüde olduğu konusundaki yaygın düşüncenin sınanması açısından son derece yararlıdır. (Sahip oldukları 18 hektarlık işletme 5-20 hektar kategorisine dahil edilen ve bütün genel tanımlamalarda gerçek köylü işletmeleri olarak sınıflandırılan) büyük köylüler arasında tam bir kapitalist tarım görüyoruz: 24 işletmede 71 işçi istihdam ediliyor — yani hemen hemen işletme başına üç işçi düşüyor ve 27 çiftçi, toplam olarak 4.347 gün için gündelikçi-işçi tutuyorlar (çiftçi başına 161 işgünü düşer). Bunları, büyük köylülerin Münih çevresindeki mülklerinin büyüklükleri ile karşılaştırın! Bu büyük köylülerin gösterdikleri "gelişmeler", cesur bay Bulgakov'umuzun onların kapitalizm tarafından ezildikleri "Marksist önyargısını çürütmesine yardımcı oldu!
Orta-köylüler için elimizde aşağıdaki sayılar var: 8 tanesi 12 işçi istihdam ediyor ve 14 tanesi toptan 956 işgünü için gündelikçi-işçi kullanıyor. Küçük köylülere gelince: 2 tanesi 2 işçi istihdam ediyor ve 9 tanesi toplam 543 işgünü için gündelikçi-işçi tutuyor. Küçük köylülerin yarısı, iki ay için (543: 9 = 60 gün) yani çiftçiler için en önemli olan mevsimde ücretli emek istihdam ediyor (işletmelerinin daha büyük olmasına karşın, bu küçük çiftçilerin üretimleri, Çernov, [sayfa 146] David ve Hertz bayların bu denli akıllarını başlarından alan Friedrichsthal köylülerinden çok daha düşüktür).
Bu işletmeden elde edilen sonuçlar aşağıdaki gibidir: 31 büyük köylü 21.329 marklık net kâr elde etmiş ve 2.113 marklık bir kayba uğramıştır, yani bu sınıflandırmanın toplam kârı 19.216 mark ya da işletme başına 619,9 marktır. (20, 22 ve 30 numaralı topluluklardaki beş işletmeyi dışarda bırakacak olursak, bu sayı, işletme başına 523,5 mark olur.) , Orta-büyüklükteki işletmeler için, yukardaki sayılara tekabül eden miktar 243,5 mark (üç topluluk dışarda bırakılacak olursa, bu sayı 272,2 mark olur) ve küçük işletmeler için ise 36,3 marktır (üç topluluk dışarda bırakılacak olursa, bu sayı, 37,1 mark olur). Sonuç olarak, harfi harfine konuşacak olursak, küçük köylü, ancak iki yakasını biraraya getirebilmekte ve bunu, ancak tüketiminden keserek başarabilmektedir. Anket (Ergebnisse, vb., Erhebungen'in[38] IV. cildi, s. 138) her işletmedeki en önemli yiyecek maddelerinin tüketimini gösteren rakamları içermektedir. Aşağıda, bu verileri her çiftçi kategorisi için ortalama olarak aktarıyoruz [Tablo 4]
[TABLO 4]
|
Köylü Kategorileri |
Günde Adam Başına Düşen Tüketim |
Adam Başına Düşen Harcama |
|
|
Ekmek ve Meyve (Pound) |
Patates (Pound) |
Et (Pound) |
Süt (Litre) |
Günlük Bakkaliye, Yakacak, Aydınlatma vb. (Fenik) |
Yıllık Giyecek (Mark) |
|
Büyük Köylüler Orta-Köylüler Küçük Köylüler Gündelikçiler |
1,84
1,59
1,49
1,69 |
1,82
1,90
1,94
2,14 |
138
111
72
56 |
1,05
0,95
1,11
0,85 |
72
62
57
51 |
66
47
38
32 |
Cesur Hertzimizin, içlerinde normalin altındaki
[sayfa 147] tüketimi de, yoksulluğu da "göremediği" veriler işte bunlardır! Daha yukarda yeralan diğer gruplarla karşılaştırıldığında, küçük köylünün tüketimini büyük ölçüde kıstığını ve yiyeceğinin ve giyeceğinin ise gündelikçi-işçininkilerden biraz daha iyi bir durumda olduğunu görüyoruz. Küçük köylü, örneğin, orta-köylünün tükettiği et miktarının 2/3'ü kadarını ve büyük köylünün tükettiği et miktarının ise yarısı kadarını tüketiyor. Bu rakamlar, sonuçları süpürüp atmanın yararsızlığını ve yaşam standartları arasındaki farklılıkları görmezden gelen bütün gelir değerlendirmelerinin yanlışlığını bir kez daha kanıtlıyor. Örneğin, (yiyecek maddelerini para terimleri ile ifade ederken, karmaşık hesaplamalara engel olmak amacıyla) tablomuzun
yalnızca son iki sütununu ele alacak olursak, yalnız küçük köylünün değil, ama aynı zamanda orta-köylünün de "net kâr"ı, ancak tam birer Voroşilov olan bizim eleştirmenlerimiz gibilerinin ya da Klawski ve Hecht gibi tam birer burjuva olanların ciddiye alabilecekleri
tam bir kurgusal edebiyattır. Gerçekten, küçük köylünün, yiyeceğe, orta-köylü kadar para sarfettiğini varsayacak olursak, onun harcaması
yüz mark daha artacaktır ve biz,
muazzam bir zarar elde edeceğiz. Orta-köylü, büyük köylü kadar sarfedecek olursa, onun harcaması 220 mark artacak ve yemek giderinden "kısıntı yapmadığı" takdirde, o da zarar görecektir.
[93*] Sığırların düşük kaliteli beslenmesi ve (çoğunlukla
[sayfa 148] tamamen tükenen) toprağın verimliliğinin yetersiz restorasyonu dolayısıyla küçük köylünün apaçık ortada olan azaltılmış tüketimi, modem eleştirmenlerin kendini beğenmiş bir hava içinde omuz silkmekle yetindikleri, Marx'ın sözlerindeki gerçeği tamamıyla doğruluyor:
"Üretim araçlarının sınırsız parçalanması ve bizzat üreticilerin tecridi, insan enerjisinin korkunç israfı. Üretim koşullarının giderek artan kötüleşmesi ve üretim araçları fiyatlarında artış — toprak parçaları [
parcels] mülkiyetinin kaçınılmaz bir yasası." (
Das Kapital, III, 2, s. 342.)
[39
]
Baden anketi konusunda bay Bulgakov'un gene başka bir tahrifine değinmemiz gerekiyor. (Eleştirmenler karşılıklı olarak birbirlerini tamamlıyorlar; birisi, belli bir kaynaktan alınan bilginin bir yönünü tahrif ederken, diğeri öbür yönünü tahrif ediyor.) Bay Bulgakov sık sık Baden anketinden aktarmalar yapıyor. Bu nedenle, onun, bu anketi iyi bildiği
sanılabilir. Bununla birlikte, şunları yazdığını görüyoruz:
"Köylünün olağandışı ve göründüğü kadarıyla öldürücü olan borçluluğu —uvertür böyle diyor, II, 271— köylü çiftçiliği konusundaki edebiyatın yarattığı mitolojinin en değişmez dogmalarından birisini temsil etmektedir. ... Önümüzdeki çalışmalar, yalnızca henüz kuruluşları güçlenmemiş olan [
Tagelöhnerstellen] en küçük mülklerde, önemli ölçüde borçlanma olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, Sprenger, Baden'de yürütülen geniş anketin sonuçlarından elde edilen genel kanıyı şöyle açıklıyor:"... Göreli olarak konuşacak olursak, araştırma yapılan bölgenin büyük bir kısmında, yalnızca gündelikçi-işçilerin ve küçük çiftçilerin toprakları ağır bir ipotek yükü altında bulunmaktadır; ama bunların arasında bile, çoğu durumlarda, borçlanma, panik yaratacak ölçüde büyük değildir....'" (272.)
Garip şey! Bir yandan
anketin kendisine değiniliyor, öte yandan bu anket hakkında yazı yazmış olan Sprenger diye birisinin yalnızca "genel kanı"sı aktarılıyor. Ama şanssızlıktan olsa gerek, Sprenger'in yazısı gerçeklere uzak düşüyor (bu, en azından bay Bulgakov'un aktardığı bölümde böyle;
[sayfa 149] Spenger'in kitabını okumuş değiliz). Birincisi, anketin yazarları, birçok kez insanı paniğe düşürecek ölçülere
ulaşan şeyin, kesinlikle küçük köylü mülklerindeki borçlanma olduğunu iddia ediyorlar. İkincisi, bu açıdan bakılacak olursa küçük köylülerin durumlarının (Sprenger'in yazdığı gibi) yalnızca orta ve büyük köylülerden değil,
ama aynı zamanda gündelikçi-işçilerden de daha kötü olduğunu iddia ediyorlar. Baden anketi yazarlarının genel olarak çok önemli bir olguyu, yani büyük işletmelerdeki
kabul edilebilen (yani çiftçinin yıkımına neden olmayacak çapta olduğu için kabul edilebilir olan)
borçlanma sınırlarının küçük işletmelerden çok daha yüksek olduğunu kaydetmek gerekir. Yukarıda sırasıyla verdiğimiz, büyük, orta ve küçük işletmelerden elde edilen tarım sonuçları konusundaki verilerden sonra, bu olguyu daha fazla açıklamak gereğini duymuyoruz. Anketin yazarları, büyük ve orta işletmeler için kabul edilebilir ve güvencesi olan borçlanmanın (
unbedenklich)
, toprak değerinin %40-70'i ya da ortalama olarak %55'i olduğunu hesaplamışlardır. (Tahıl ekimi için dört ve yedi hektar arasında ve bağlar ve sınai bitkiler için ise iki ve dört hektar olarak saptadıkları) küçük işletmeler konusunda, "Sermaye üzerinden
düzenli kâr ve amortisman ödemeleri
tam anlamıyla güvence altına alınacaksa, borçlanma sınırlan ... mülkün değerinin %30'unu geçmemelidir." demektedirler, (s. 66, B. VI.) (
Anerbenrecht'in
[94*] egemen olduğu yerler, örneğin Unadingen ve Neukirch dışında) üzerinde çalışılan topluluklarda (mülkün değeri ile orantılı olmak üzere) borçlanma yüzdesi, küçük işletmelerden büyük işletmelere doğru gidildikçe düzenli bir biçimde azalmaktadır. Örneğin Dittwar topluluğunda, 1/4 hektara kadar alana, sahip olan işletmelerde borçlanma %180,65'e; bir hektardan dört hektara kadar olanlarda %73,07'ye; iki hektardan beş hektara kadar olanlarda %45,73'e; beş hektardan on hektara kadar olanlarda %23,34'e; ve on hektardan yirmi hektara kadar olanlarda ise %3,02'ye eşittir (
agy, s. 89-90).
[sayfa 150]
Ama borçlanma yüzdesi, bize, her şeyi açıklamamakta ve anket yazarları aşağıdaki sonuca varmaktadırlar:
"Sonuç olarak, yukardaki istatistikler, gündelikçi-işçilerle orta-köylüler [ki kırsal alanlarda bu kategoriye giren çiftçilere genellikle "orta sınıf —
Mittelstand adı verilir] arasındaki sınır da [ortada] yeralan köylü mülkleri sahiplerinin, çoğunlukla, mülklerinin büyüklüğü açısından, kendi üstlerindeki ya da altlarındaki [
tıpkı böyle!] gruplardan daha kötü bir durumda olduklarına ilişkin, yaygın düşünceyi güçlendirmektedir; çünkü,
orta dereceli bir borçlanmayı ödeme olanakları bulunmakla birlikte, borçlarını karşılamak onlara zor gelmektedir, bunun nedeni de onların (gündelikçi-işçiler vb. gibi) gelirlerini artıracak
düzenli bir yardımcı iş elde edememeleridir. ..." "Düzenli birtakım yardımcı işleri olması açısından" gündelikçi-işçiler "çoğunlukla maddi olarak orta sınıfa dahil olanlara göre çok daha iyi bir durumdadırlar, çünkü birçok durumda yapılan hesaplamaların da kanıtladığı gibi, yardımcı iş, çoğu kez, onların
büyük borçları bile ödemelerini olanaklı kılacak kadar yüksek bir net (yani para olarak) gelir getirmektedir." (
Loc. cit., 67.)
[95*]
Sonuçta, yazarlar, küçük köylü işletmelerinin izin verilen düzeyle borçlanmalarının "bazan tehlikeli" olabileceğini; bundan dolayı "özellikle
küçük köylü nüfusun ve bu nüfusla sıkı bir ilişkisi bulunan gündelikçi-işçilerin toprak satın alırken özellikle ihtiyati) olmalarının zorunlu olduğunu" (98) yineliyorlar.
İşte küçük köylünün burjuva avukatı! Bir yandan, proleterler ve yarı-proleterler arasında "birinci kuşakta olmasa bile ikincisinde" toprak satın alabilecekleri ve çalışkanlıkları ile tutumlulukları sayesinde bu topraktan kocaman bir "net gelir" yüzdesi elde edecekleri umudunu canlandırıyor; öte yandan, özellikle yoksul köylülere, "sürekli bir işleri" olmadığı, yani kapitalistlerin yerleşik işçilere gereksinme duymadıkları
[sayfa 151] dönemlerde, toprak satın alırken "Özellikle ihtiyatlı" davranmalarını öğütlüyor. Ve bütün bunlara karşın, bu bencil yalanlan ve sıkıcı bayağılıkları, modern bilimin bulguları olarak kabul eden "eleştiri" budalaları var!
-----------------------
Büyük, orta ve küçük köylüler konusunda ortaya koyduğumuz ayrıntılı verilerin, bay V. Çernov'un bile, onu böylesine dehşete düşürür gibi görünen bir terimi, yani "küçük-burjuva" teriminin köylülere uygulandığı zamanki anlamını kavraması için yeterli olduğu düşünülebilir. Kapitalizmin evrimi, yalnızca Batı Avrupa ülkelerinin
genel ekonomik düzenlerine benzerlikler getirmekle kalmamış, ama aynı zamanda Rusya'yı da batıya yaklaştırmış ve böylece Batı Almanya'daki köylü tarımının
temel özellikleri, Rusya'dakilere benzemiştir. Bununla birlikte, Rus marksist yazınında bol bol saptanmış olan, Rusya'da köylülük arasındaki farklılaşma süreci başlangıç aşamasındadır; henüz tamamlanmış bir biçime sahip değildir; örneğin henüz ilk bakışta tanınabilen, ayırdedici bir büyük köylü (
Grossbauer) tipini doğurmuş değildir. Rusya'da köylülüğün oldukça büyük bir kesiminin, yığınsal olarak mülksüzleştirilmesi ve yok edilmesi bizim köy burjuvazimizin "ilk adımlarını" hâlâ büyük çapta gölgelemektedir. Bununla birlikte, batıda, serfliğin kaldırılmasından bile önce başlamış bulunan bu süreç (karş: Kautsky,
Agrarfrage, s. 27), çok önceden, bir yandan köylü ile "özel mülkedinilmiş" çiftçilik (biz böyle adlandırıyoruz) arasındaki kast engellerinin yok edilmesine ve öte yandan bugün oldukça belirgin nitelikler kazanmış bulunan bir ücretli tarım işçileri sınıfının oluşmasına neden olmuştur.
[96*]
Buna karşın, azçok belirgin olan yeni kırsal nüfus tiplerinin doğuşundan sonra bu sürecin durduğunu varsaymak
[sayfa 152] büyük bir hata olur. Tam tersine, bu süreç doğal olarak sayısız ve değişken koşullara bağlı olarak, kah hızlı, kah yavaş bir biçimde, sürekli olarak devam eder ve değişen tarımsal koşullara vb. göre çok çeşitli biçimlere bürünür. Köylülüğün proleterleşnıesi, çok sayıdaki Alman istatistikleri ile aşağıda kanıtlayacağımız üzere, devam etmektedir; bu durum küçük köylülük ile ilgili olarak aktarılan verilerle de açıkça görülmektedir. Yalnızca tarım işçilerinin değil, ama aynı zamanda köylülerin de köyden kente doğru giderek artan kaçışı, kendi içinde, bu büyüyen proleterleşmenin çarpıcı belirtisidir. Ama köylünün yıkımı, zorunlu olarak, onun kente kaçışından önce yeralır; ve bu yıkımdan önce ise ümitsiz bir ekonomik bağımsızlık savaşımı yeralır. Köylülüğün çeşitli tiplerinin tüketim düzeyleri, "net gelir" miktarları ve ücretli emeğin istihdam edilme ölçüsü konusundaki veriler, bu savaşımı çok çarpıcı bir biçimde ortaya sermektedir. Bu savaşımda, başlıca silah, "işe dört elle sarılmak" ve tutumluluk zihniyeti, daima "Biz boğazımız için çok daha az, ceplerimiz için çok daha fazla çalışıyoruz" zihniyetidir. Savaşımın kaçınılmaz sonucu, zengin, cebi dolu bir çiftçiler azınlığının (birçok durumda —ve özellikle elverişli koşulların bulunmadığı her durumda, örneğin başkente yakınlık, bir demiryolunun yapımı ya da herhangi bir yeni, kârlı ticari tarım dalının açılması vb. gibi durumlarda— önemsiz olan bir azınlığın) doğuşu ve süregelen bir açlık ve ezici bir çalışmanın, köylülerin gücünü sürekli olarak tüketmesi ve toprak ve hayvanların niteliklerinin bozulmasına neden olan, çoğunluğun giderek artan yoksullaşmasıdır. Savaşımın kaçınılmaz sonucu, ücretli emeğe dayanan bir
kapitalist işletmeler azınlığının doğuşu ve çoğunluğun "yardımcı işlerde" çalışma zorunluluğunun giderek artması, yani onların tarım ve sanayi ücretli işçilerine dönüşmeleridir. Ücretli emek ile ilgili veriler, bugünkü toplum düzeni içinde kaçınılmaz olan, bütün küçük üreticilerin küçük kapitalistler durumuna gelmeleri konusundaki her yerde varolan eğilimi çok açıkça ortaya sermektedirler.
Bir yandan burjuva iktisatçıların, öte yandan her türlü
[sayfa 153] oportünistlerin, konunun bu yönünden neden kaçındıklarını ve neden bunu yapmaktan kendilerini alıkoyamadıklarını oldukça iyi anlıyoruz. Köylülüğün farklılaşması, kapitalizmin
en derin çelişkilerini kendi öz
başlangıç ve daha ilerideki gelişim süreçleri içinde önümüze sermektedir. Bu çelişkilerin tam olarak değerlendirilmesi, kaçınılmaz olarak, küçük köylülüğün kör vadisinin ve umutsuz (kapitalist düzenin tümüne karşı proletaryanın devrimci savaşımının dışında, umutsuz) durumunun anlaşılmasına yolaçar. Bu, en derin ve en az gelişmiş olan çelişkilerin sözkonusu edilmemesi şaşırtıcı değildir; ancak bilinçsiz ve bilisiz kişilerin yadsıyabilecekleri, küçük köylülerin normalin üstündeki çalışmaları ve normalin altındaki tüketimleri olgusundan kaçınmak yönünde bir çaba vardır. Kır burjuvazisinin istihdam ettiği ücretli emek ve kır yoksullarının ücretli çalışmaları sorunu karanlıkta bırakılmıştır. Ve böylelikle bay Bulgakov, bütün bu sorunları açık bir sessizlik içinde pas geçerek, "tarımsal gelişmenin teorisi üzerine" bir "çalışma" sunmaktadır!
[97*]
"Köylü çiftçiliğini, köylünün kendi ailesinin emeğinin
[sayfa 154] bütünüyle ya da hemen hemen bütünüyle istihdam edildiği çiftçilik biçimi olarak tanımlayabiliriz. Köylü işletmeleri bile, çok ender olarak tamamen —komşulara yardım etme ya da arasıra ücretli emek gibi— kendi işletmeleri dışındaki işlerle uğraşırlar, ama bu, köylü çiftçiliğinin ekonomik özelliklerini değiştirmez. [Elbette!]" diyor bay Bulgakov. (I. 141.)
Hertz ise biraz daha saf olduğundan kitabın en başında şu çekinceyi koyuyor: "Bundan böyle, küçük ya da köylü işletmeleri [deyimi -ç.] ile daima, çiftçiyi, çiftçinin aile bireylerinin ve istihdam edilen en çok bir ya da iki işçiyi içine alan bir çiftçilik biçimini varsayacağım." (s. 6, Rusça çevirisi, s. 29.) Bir "ücretli işçi"nin kiralanması olayını tartışan
Klein-bürgerlerimiz, sürekli olarak, bir ilişkisi olup olmadığına bakmaksızın sözünü ettikleri tarımın, kendi doğasından gelen "garipliklerini" hemen unutuveriyorlar. Yalnızca yazın çalışsalar bile tarımda, bir ya da iki işçi, hiçbir şekilde küçük bir sayı değildir. Ama temel olan, bunun küçük ya da büyük bir sayı olması değildir; temel olan şey, daha zengin olan
daha fazla mülksahibi olan ve bizim küçük-burjuva şövalyelerimizin, onların "zenginliklerini" ve "gelişme"lerini, kitlenin çoğunluğunun zenginliği olarak göstermekten mutluluk duydukları köylülerin ücretli işçileri istihdam etmeleridir. Ve bu tahrifata daha uygun bir görüntü verebilmek için, bu şövalyeler heybetli bir biçimde şöyle diyorlar: "Köylü, bir proleterden daha az olmamak üzere çalışan bir kişidir." (Bulgakov, II, 288.) Ve yazar, "işçi partilerinin bugüne dek karakteristik olan köylülere karşı düşmanca tutumlarını [onlar için bugüne dek karakteristik olan!] giderek kaybetmeleri olgusundan duyduğu memnunluğu açıklıyor (289). "Görüldüğü gibi, onlar köylü mülkiyetinin bir sömürü aracı olmayıp emeğin uygulanması için bir koşul olduğu gerçeğini bugüne dek hesaba katmadılar." işte tarih böyle yazılıyor! Açıkçası,
[sayfa 155] şunu söylemekten kendimizi alamıyoruz: Baylar, tahrif ediniz, ama ölçüyü kaçırmayın! Ve aynı bay Bulgakov (ne denli doğru olduklarını tekrar tekrar gösterdiğimiz) her türden araştırmadan, tanımlamadan ve monograflardan vb. alınmış 800 sayfalık bir "aktarmalar" demetini kapsayan iki ciltlik bir "inceleme" yazdı. Ama bir kez olsun,
gerçekten bir kez bile olsun, mülkiyetleri bir sömürü aracı olan köylülerle, mülkiyetleri "basitçe" emeğin uygulanması için bir koşul olan köylüler arasındaki ilişkileri inceleme çabasını göstermedi.
Bir kez bile, ücretli emek istihdam eden köylülerin, ücretli emek istihdam etmediği gibi, kendileri de ücretli işçi olarak çalışmayan köylülerin ve ücretli işçi olarak çalışan köylülerin işletmelerinin tipleri, yaşam düzeyleri vb. ile ilgili olan sistematik istatistikleri ortaya koymadı. (Yukarda gösterdiğimiz gibi, bu istatistikler, kendisinin aktarma yaptığı kaynaklarda bulunuyordu.) Dahası var. "Köylü ekonomisinin [
genel olarak köylü ekonomisinin!] gelişmesini" kanıtlamak amacıyla,
Grossbauer ile ilgili verileri ve bazılarının gelişmesini ve diğerlerinin ise yoksullaşması ve proleterleşmesini doğrulayacak düşünceleri ortaya koyduğunu gördük. Sanki hali-vakti yerinde olan köylü tarımı ile burjuva girişimci köylü tarımı aynı şey değilmiş gibi, "hali-vakti yerinde olan köylü işletmelerin"in (11,138; genel sonuç için karş: s. 456) doğuşunda bile genel bir "toplumsal yeniden doğuş" (
tıpkı böyle!) görebilmektedir. Bu çelişkiler ağından kendisini kurtarmak için tek çabası, aşağıdaki daha da karmaşık olan tezdir:
"Elbette köylülük, homojen bir kitle oluşturmamaktadır; bunu yukarda gösterdik [herhalde çiftçilerin sanayideki ücretli emeği oluşturdukları konusundaki küçük ayrıntıyı içeren tezinde göstermiştir?]; burada farklılaşma yönündeki bir eğilimle düzeyleri bir tutma yönündeki eğilim arasında sürekli bir savaşım süreci yeralmaktadır. Ama bu farklılıklar ve hatta bireysel çıkarlar arasındaki çelişki, işçi sınıfının çeşitli grupları arasındaki, kır ve kent işçilerinin arasındaki, vasıflı emek ve vasıfsız emek arasındaki, sendika üyeleriyle sendikalara üye olmayanlar arasındaki farklılık ve çelişkilerden
[sayfa 156] daha mı büyüktür? Ancak işçi sınıfı arasındaki bu farklılıkları tamamıyla bir yana itersek (ki bunu yapan bazı araştırmacılar, dördüncüye ek olarak, beşinci bir toplumsal katmanın varlığını görüyorlar), sözde homojen olan işçi sınıfı ile heterojen olan köylülük arasında bir ayrım yapabiliriz." (288.) Ne kadar dikkate değer, derin bir tahlil! Uğraşılar arasındaki farklılıklar ile sınıflar arasındaki farklılıkları birbirine karıştırmak; yaşam düzeyindeki farklılıklar ile toplumsal üretim düzeninin çeşitli sınıflarının farklı durumlarını birbirine karıştırmak — günümüzde moda olan "eleştiricilik"in
[98*] bilimsel ilkelerden tamamen yoksun oluşunun ve "sınıf kavramını yok etmek ve sınıf savaşımı düşüncesini ortadan kaldırmak konusundaki pratik eğiliminin bundan daha iyi kanıtı mı olur? Tarım işçisi, günde elli köpek kazanır; ücretli işçi istihdam eden girişimci köylü, günde bir ruble kazanır; başkentte çalışan fabrika işçisi, günde iki ruble kazanır; ildeki küçük patron ise, günde 1,5 ruble kazanır. Azçok politik bilince sahip olan bir işçi, hiç zorluk çekmeden, bu çeşitli "sınıflar"m temsilcilerinin hangi sınıfa dahil olduklarını ve bu çeşitli "sınıflar"ın toplumsal eylemlerinin hangi yönde olacağını söyleyebilir. Ama üniversite biliminin temsilcisi için, ya da modern "eleştirmen" için, bu, özümsenmesi tamamen olanaksız olan çok derin bir bilgeliktir.
[sayfa 157]
VIII. 1882 VE 1895 YILLARINDA
ALMAN TARIMI KONUSUNDAKİ
GENEL İSTATİSTİKLER
ORTA-BÜYÜKLÜKTEKI İŞLETMELER SORUNU
Köylü tarımının, modern tarımın ağırlık merkezi olması nedeniyle, bizim açımızdan özellikle önemli olan, köylü tarımının ayrıntılı istatistiklerini incelemiş bulunuyoruz. Şimdi Alman tarımı üzerindeki genel istatistiklere geçelim ve "eleştirmenler"in bu istatistiklerden çıkardıkları sonuçların doğruluklarını araştıralım. Aşağıda, 1882 ve 1885 yıllarında yapılan nüfus sayımlarının başlıca sonuçları kısaca verilmektedir [Tablo 5]:
Marksistler ve "eleştirmenler"in birbirlerinden farklı olarak yorumladıkları bu değişim tablosuna ilişkin olarak üç koşulun incelenmesi gerekmektedir; en küçük işletmelerin sayılarındaki artış; tablomuzda yüz hektarın üzerindekiler sütununda yeralan latifundiaların sayılarındaki, yani 1.000 hektarın üzerinde alana sahip olan işletmelerin sayılarındaki artış ve son olarak en çarpıcı olgu olan ve en hararetli tartışmalara neden olan (5-20 hektarlık), orta-köylü işletmelerinin sayılarındaki artış.
En küçük işletmelerin sayılarındaki artış yoksulluk ve proleterleşmedeki muazzam bir artışın belirtisidir; çünkü iki hektarın altında alana sahip olan işletme sahiplerinin ezici çoğunluğu, geçimlerini tek başına tarımdan sağlayamadıklarından, yardımcı bir iş, yani ücretli iş aramak zorundadırlar. Elbette istisnalar vardır: özel ekim, bağcılık, sebze ekimi, sınai meyvecilik, genel olarak kentin çevresinde yapılan çiftçilik vb., bir-buçuk hektarlık toprak üzerinde bile bağımsız (hatta bazı durumlarda küçük olmayan) çiftçilerin varlıklarını sürdürmelerini olanaklı kılar. Ama üç milyonluk bir toplama ulaşan bu işletmelerin içinde, bu istisnalar oldukça önemsizdir. (Toplam sayının beşte-üçünü temsil eden) bu küçük "çiftçiler" kitlesinin ücretli işçiler oldukları olgusu, çeşitli kategorilerdeki çiftçilerin yaptıkları esas işe ilişkin Alman istatistikleri tarafından çarpıcı bir biçimde kanıtlanmıştır. [sayfa 158] Aşağıda bu istatistiklerin kısa bir özeti bulunmaktadır [Tablo 6]:
[TABLO 6]
|
Çiftçi Grupları
|
Esas işlerine Göre Köylülerin Sınıflandırılması (Yüzde)
|
Toplam
|
Yardımcı işleri Olan Bağımsız Çiftçiler (%)
|
|
Bağımsızlar
|
Bağımsız Olmayan Emek
|
Diğer İşler
|
|
Tarım |
Ticaret vb.
|
2 hektardan az topraklılar
2-5 hektar topraklılar
5-20 hektar topraklılar
20-100 hektar topraklılar
100 hektardan fazla topraklılar
Ortalama |
17,4
72,2
90,8
96,2
93,9 45,0 |
22,5
16,3
7,0
2,5
1,5
17,5 |
50,3
8,6
1,1
0,2
0,4
31,1 |
9,8
2,9
1,1
1,1
4,2
6,4 |
100
100
100
100
100
100 |
26,1
25,5
15,5
8,8
23,5
20,1 |
Dolayısıyla, Alman çiftçilerinin sayılarının toplamının ancak %45'i, yani
yarısından azı, esas işçilerinin çiftçilik olması açısından bağımsızdırlar. Ve bu bağımsız çiftçilerin bile
beşte-birinin (%20,1'inin) ek işleri vardır. Çiftçilerin %17,5'inin esas işi ticaret, pazar için sebze üretimi, meyvecilik, sanayi ve benzerleridir (bu işlerinde "bağımsızdırlar", yani ücretli işçi durumunda değil, ama patron durumundadırlar). Çiftçilerin
hemen hemen üçte-biri (%31,1) ücretli işçidirler ("bağımsız değildirler", sanayi ya da tarımın çeşitli dallarında istihdam edilmektedirler). Çiftçilerin %6,4'ünün esas işleri, büro çalışmasıdır (askerî serviste, sivil serviste vb.), serbest mesleklerdir vb., iki hektarın altında toprağa sahip olan çiftçilerin
yarısı ücretli işçidir, bu 3,200.000 "mal sahibi" arasındaki "bağımsız" çiftçiler, küçük bir azınlığı,
[sayfa 160] yani ancak toplamın %17,4'ünü temsil ederler. Bu sayının I %17'si, yani
dörtte-biri (%26,1)
yardımcı işler yaparlar. (Tıpkı yukarda sözünü ettiğimiz %50,3'lük grup gibi) esas işleri olarak değil, ama ek bir iş olarak ücretli işçilik yaparlar. 2-5 hektar arasında toprağa sahip olan çiftçilerin bile ancak yandan biraz fazlası (1.016.000 çiftçiden 546.000'i) yardımcı işleri olmayan bağımsız çiftçilerdir.
Gerçekten tarımda çalışan insanların toplam sayısının arttığını (yukarda gösterdiğimiz üzere, hatalı olarak) iddia eden bay Bulgakov'un, bunu "bağımsız işletmelerin sayılarındaki artış" ile —ki halihazırda biz, bunun, esas olarak büyük işletmelerin zararına olarak artan orta-köylü işletmeleri olduğunu biliyoruz— açıklarken ortaya serdiği tablonun nasıl şaşılacak kadar yanlış olduğunu burada görüyoruz. (II, I 133.) Orta-köylü işletmelerinin toplam işletme sayısına oranla (%17,6'dan %18'e yükselmesi, yani %0,4'lük bir artma göstererek) en büyük gelişmeyi göstermiş olması olgusu, hiçbir şekilde, tarımsal nüfustaki artışın, temelinde, orta-köylü işletmelerinin sayılarındaki artışa bağlı olduğunu kanıtlamaz. Çiftliklerin sayılarındaki genel artışa en çok hangi kategorinin katıldığı sorununa gelince, elimizde iki düşünceye hiç açık kapı bırakmayan doğrudan veriler var: işletmelerin toplam sayısı 282.000 kadar bir artış göstermiş ve bu sayının 174.000'ini ise iki hektarın altında toprağa sahip olan işletmeler oluşturmuştur. Sonuç olarak (eğer gerçekten artmış ise), tarımsal nüfusun artmasının, kesinlikle bağımsız olmayan işletmelerin sayılarındaki artış ile açıklanması gerekir (çünkü iki hektarın altında toprağa sahip olan çiftçiler yığını bağımsız değildir). En yüksek artış, küçük parçalara bölünmüş işletmelerde görülür. Bu ise büyüyen
proleterleşmenin belirtisidir. 2-5 hektar arasında toprağa sahip olan işletmelerde (35.000'i bulan) bir artış bile, tamamen
bağımsız işletmelerin artan sayılarına bağlanamaz, çünkü toplam sayıları 1.016.000'i bulan bu çiftçilerden ancak 546.000'inin ek kazançları yoktur ve bağımsızdırlar.
Şimdi büyük işletmelere gelelim, ilk olarak (bütün
[sayfa 161] savunucuların fikirlerini çürütmek açısından son derece önemli olan) aşağıdaki karakteristik olguya değinmeliyiz: Tarım ile diğer çalışmaların birleşmesi, çeşitli çiftçi kategorileri bakımından farklı ve birbirine karşıt bir anlam taşır. Bu olgu, küçük çiftçiler arasında, proleterleşmeyi ve bağımsızlığın azalmasını gösterir; çünkü bu kategoride, tarım, ücretli işçilerin, küçük zanaatçıların, küçük tüccarların vb. işlerine benzer işlerle birleşmiştir. Büyük çiftçiler arasında ise, ya hükümetle ilgili görevler, askerlik vb. gibi bir ortam sonucunda toprak mülkiyetinin politik önemindeki bir artışı ya da tarımın ormancılık ve tarımsal sanayilerle birleştiğini gösterir. Bilindiği gibi, sonuncu olgu, tarımda
kapitalist ilerlemenin en karakteristik belirtilerinden birisidir. "Bağımsız" çiftçiliği temel uğraşları olarak kabul eden (ve tarıma işçiler olarak değil, ama patronlar olarak katılan) çiftçilerin yüzdesinin, işletme büyüklüklerindeki (%17-72-90-96'lık) artışlarla kesin olarak artmasının, ama öte yandan 100 hektar ve üzerinde toprağa sahip olan işletmeler kategorisinde ise %93'e düşmesinin nedeni budur. Bu grupta yeralan çiftçilerin %4,2'si ("diğer çalışmalar" başlığı altında) büro çalışmasını temel uğraşları olarak kabul ederler; %0,4'ü ise "bağımsız olmayan" çalışmayı temel uğraşları olarak kabul ederler (burada tartışılan şey, ücretli işçiler değil, ama yöneticilerdir, deneticilerdir vb., karş:
Statistik des Deutschen Reichs, B. 112, s. 49). Tıpkı bunun gibi, ek işlerle uğraşan bağımsız çiftçilerin yüzdesi, kesin bir şekilde işletmelerin büyüklüklerindeki (%26-25-15-9'luk) artış ile azalmakta, ama 100 hektar ve daha fazla toprağa sahip olan çiftçiler arasında (%23) ise büyük ölçüde artmaktadır. (100 hektar ve daha fazla toprağa sahip olan) büyük işletmelerin sayılarına ve işgal ettikleri toprağın alanına bakılacak olursa, yukarda verilen istatistikler, bu işletmelerin toplam işletme sayısı ve toplam alan içindeki paylarında bir
azalma olduğunu gösterir. Burada akla bir soru geliyor: bu durum, bay Bulgakov'un varsaymakta acele ettiği gibi, küçük ve orta-köylü çiftçiliğinin büyük-ölçekli çiftçiliğe yer bırakmadığını mı anlatmaktadır?
[sayfa 162]
Biz, bu düşünceyi paylaşmıyoruz; ve bu nokta üzerinde Kautsky'yi hırsla itip kakan bay Bulgakov'un yaptığı, yalnızca, Kautsky'nin bu konu ile ilgili düşüncesini çürütmekteki yeteneksizliğini ortaya sermektir. İlkönce, büyük işletmelerin oranlarındaki azalma, çok azdır (işletme sayısı olarak toplattı işletme sayısının %0,02'si kadar, yani %47'den %45'e bir düşüş olmuş; alan olarak ise toplam işletme alanlarının %0,35'i kadar, yani %24,43'ten %24,088'e düşüş olmuştur). Tarımın yoğunlaşması ile birlikte, işletme alanında az miktarda bir azaltma yapmanın bazı durumlarda
zorunlu olduğu ve büyük çiftçilerin işçi sağlamak amacıyla mülkün merkezinden uzakta olan küçük toprak parçalarını kiraladıkları, genellikle bilinen bir olgudur. Doğu Prusya'daki büyük ve küçük-ölçekli işletmelerin ayrıntılı tanımını yapan yazarın, büyük toprak mülkiyetine ilişkin olarak küçük toprak mülkiyetinin oynadığı yardımcı rolü açıkça ortaya koyduğunu ve işçilerin yerleşmesini hararetle önerdiğini yukarda kanıtlamış bulunuyoruz. İkincisi, küçük-ölçekli tarımın büyük-ölçekli tarımı yok etmesinden sözedilemez, çünkü işletmelerin
büyüklükleri ile ilgili veriler,
üretimin ölçeğini değerlendirebilmek için henüz yeterli değildir. Büyük-ölçekli tarımın bu yönde hatırı sayılır ölçüde bir ilerleme gösterdiği olgusu, makine kullanımı (yukarıya bakınız) ve sınai tarım (bunları aşağıda oldukça ayrıntılı bir biçimde inceleyeceğiz, çünkü bay Bulgakov bu konu ile ilgili olarak Alman istatistiklerinin şaşılacak derecede yanlış bir yorumunu getiriyor) ile ilgili istatistiklerle reddedilmesi olanaksız bir biçimde kanıtlanmıştır. Üçüncüsü, 100 hektar ve daha fazla alana sahip olan işletmeler grubu içinde
latifundialar yani 1.000 hektar ve daha fazla toprağa sahip olan işletmeler önemli bir yer tutmaktadır. Bu işletmelerin sayıları orantılı bir şekilde orta-köylü işletmelerinden çok daha fazla artmış, yani 515'ten 572'ye çıkarak %11'lik bir artış göstermiştir. Öte yandan, orta-köylü işletmelerinin sayısı ise 926.000'den 998.000'e yükselmiş, yani %7,8'lik bir artış göstermiştir. Latifundiaların alanları 708.000 hektardan 802.000 hektara yükselmiş,
[sayfa 163] yani 94.000 hektar
artmıştır. 1882 yılında latifundialar, ekilen toprakların toplamının %2,22'sini kaplıyordu; 1895 yılında ise kapladıkları alan, ekilen toprakların toplamının %2,46'sı idi. Bay Bulgakov, yaptığı çalışmada, bu konu ile ilgili olarak,
Naçalo'da, Kautsky'ye yönelttiği temelsiz itirazlarını, daha da temelsiz olan aşağıdaki genelleme ile tamamlıyor;
"Büyük-ölçekli tarımın çöküşünün bir göstergesi, tarımdaki ilerleme ve yoğun tarımın büyümesi ile işletmelerin parçalanmasının birbirine koşut gitmesi gerektiği halde, latifundialardaki artıştır. ..." (II, 126.) Bay Bulgakov büyük-ölçekli tarımda "latifundia [!] soysuzlaşması" konusunda ilgisizce konuşmaya devam ediyor. (II, 190, 363.) "Bilgin"imiz ne kadar dikkate değer bir mantık ile akıl yürütüyor:
Eğer çiftçiliğin yoğunlaşması ile birlikte işletmelerin büyüklüklerinde
arasıra yeralan azalma, üretimdeki bir artışı gerektiriyorsa,
bu durumda, latifundiaların alanlarında ve sayılarındaki bir artış,
genel olarak bir çöküşün belirtisi olmalıdır! Ama eğer mantık bu denli kötü ise, niçin istatistiklere dönerek onların yardımını istemiyoruz? Bay Bulgakov'un bilgi aldığı kaynak, latifundia çiftçiliği hakkında bir yığın veri içeriyor. Rakamların bazılarını veriyoruz: 1895 yılında, en büyük tarım girişimlerinin 572'si 1.159.674 hektarlık bir alanı kaplıyorlardı. Bu alanın 802.000 hektarı da ormanlarla kaplı idi (bu latifundia sahiplerinin bir kısmı daha önce kereste tüccarı idiler, çiftçi değildiler). Her türlü çiftlik hayvanları bu çiftçilerin %97,9'u tarafından, çeki hayvanları ise gene bunların %97,7'si tarafından besleniyordu. Bu gruptakilerin 555'i makine kullanıyorlardı ve gördüğümüz gibi çeşitli tipteki makinelerin kullanımının yeraldığı durumların
azami sayısı bu gruptadır; buharlı pulluklar 81 işletme tarafından ya da latifundia işletmelerinin toplam sayısının %14'ü tarafından kullanılmakta; çiftlik hayvanları ise aşağıdaki gibi beslenmektedir: 148.678 baş sığır, 55.591 at, 703.813 koyun ve 53.543 domuz. Bu işletmelerin 16'sı şeker rafineleriyle, 228'i içki fabrikalarıyla, 6'sı bira fabrikalarıyla, 16'sı nişasta fabrikalarıyla,
[sayfa 164] ve 64'ü değirmenlerle birleşmişlerdir. Bu işletmelerrin 211'inin şeker pancarı ekimi yapması (bu tahılın ekimine 26.000 hektar ayrılmıştır), 302'sinin sınai amaçlar için patates ekimi yapması, 21'inin (işletme başına 87 olmak üzere, 1.882 inek ile) kentlere süt satması ve 204'ünün (işletme başına 89 olmak üzere, 18.273 inek ile) sütçülük kooperatifleri topluluklarına dahil olmaları olgusuna bakılarak yoğunlaşma hakkında hüküm verilebilir. Gerçekten çok garip bir "latifundia soysuzlaşması"!
Şimdi orta-köylü işletmelerine (alanları 5-20 hektar arasındakilere) geçelim. Bunların işletmelerin toplam sayısı ipinde temsil ettikleri oran %17,6'dan %18'e (+0,4 yüzde olarak) yükselmiş; toplam işletme alanları içindeki oranlan ise %28,7'den %29,9'a (+1,2 yüzde olarak) yükselmiştir. "Marksizmin her yıkıcısı"nın bu sayıları elinde koz olarak görmesi oldukça doğaldır. Bay Bulgakov bu sayılardan "büyük-ölçekli tarımın, küçük-ölçekli tarım tarafından safdışı edilmesi", "merkezileşmeye karşıt bir eğilimin" ve buna benzer şeylerin varolduğu sonucuna varıyor. Özellikle "köylülük" konusunda sınıflandırılmamış istatistiklerin özellikle elverişsiz olduğuna ve kolayca hataya yolaçtığına yukarda değindik; küçük girişimlerin oluşması ve köy burjuvazisinin "gelişme" süreçlerinin, çoğunluğun yoksullaşmasını ve proleterleşmesini en uygun biçimde gizleyebilecekleri alan özellikle budur. Bir bütün olarak Alman tarımında bir yandan büyük-ölçekli kapitalist tarımın sugötürmez gelişmesini (latifundiaların büyümesi, makinelerin kullanımındaki artış ve tarımsal sanayilerin gelişmesi) görüyoruz; öte yandan proleterleşme ve yoksullaşma açısından çok daha sugötürmez bir büyüme var (kentlere akın, toprak parçalanmasının genişlemesi, küçük toprak parçaları üzerindeki köylü mülkiyeti sayısının artması, ek ücretli işlerin artışı, küçük köylülerin yiyecek tüketimlerindeki düşüş vb.). Dolayısıyla, bu süreçlerin "köylülük" arasında revaçta olmaması açıkça olanaksızdır ve olasılık dahilinde olamaz. Dahası, ayrıntılı istatistikler bu süreçleri açıkça belirlemekte ve bu durumda işletmelerin büyüklükleri
[sayfa 165] ile ilgili verilerin tek başlarına tamamıyla yetersiz oldukları düşüncesini güçlendirmektedir. Dolayısıyla Kautsky, Alman tarımındaki kapitalist gelişmenin genel durumunu esas almak suretiyle, bu istatistiklerden hareket ederek, küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretime karşı başarılı olmaya başladığı sonucuna varmanın yanlışlığını haklı olarak belirtti.
Bununla birlikte, "orta-köylü işletmelerinin" sayılarındaki artışın, mal sahipliğindeki, zenginlikteki bir artışın değil, ama
yoksulluktaki bir artışın belirtisi olduğunu kanıtlayan bol sayıda, doğrudan veriye sahibiz. Bay Bulgakov'un gerek
Naçalo'da ve gerek kitabında çok beceriksizce kullandığı, çeki hayvanları ile ilgili verilere başvuralım. Orta-ölçekli tarımın gelişmekte olduğu ve büyük-ölçekli tarımın ise çökmekte olduğuna ilişkin kendi iddiasına değinen bay Bulgakov şunları yazıyordu: "Eğer bunun için daha fazla kanıt gerekiyorsa, o zaman emek-gücünün miktarı konusundaki kanıtlara çeki hayvanlarının sayıları konusundaki kanıtları ekleyebiliriz. Aşağıdaki tablo [Tablo 7] açık ve okunaklıdır:"
[99*] [sayfa 166]
[TABLO 7]
|
[Gruplar] |
Tarla Çalışmasında Hayvanlardan Yararlanan
İşletmelerin Sayısı |
Fark |
|
1882 |
1895 |
2 hektara kadar
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam |
325.005 733.967 894.696 279.284 24.845 2.257.797 |
306.340 725.584
925.103 275.220 24.485 2.256.732 |
-18.665
-8.383
+30.407
-4.064
-360
-1.065 |
Çeki hayvanlarından yararlanan işletmelerin sayısı, küçük işletmelerde olduğu gibi büyük işletmelerde de bir düşüş gösterdi ve yalnızca orta dereceli işletmelerde bu sayıda bir artma oldu." (
Naçalo, n° 1, s. 20.)
Bay Bulgakov'un, alelacele kaleme alınmış bir dergi yazısında, çeki hayvanları hakkındaki istatistiklerin mantıksal olarak götürdükleri sonuca
taban tabana karşıt bir sonuca varmak suretiyle yanılmasını mazur görebiliriz, Ama "keskin bilim adamımız" bu hatayı "anketinde" yineledi. (Cilt II, I s. 127, hatta burada +30,407 ve -360 rakamlarını, hayvanların sayılarını belirleyen rakamlar olarak kullandı. Oysa bu sayılar çeki hayvanlarından yararlanan işletmelerin sayılarını belirlemektedirler, ama elbette bu nokta önemsizdir.)
"Büyük-ölçekli tarımın çöküşü"nden (II, 127) bu denli cesaretle sözeden "keskin bilim adamı"mıza soruyoruz: Orta-köylü işletmelerinin
toplam sayıları 72.000 kadar bir artış gösterirken (II, 124), çeki hayvanlarına sahip olan orta-köylü , işletmelerinin sayılarındaki 30.000'lik artışın anlamı nedir? ' Çeki hayvanlarına sahip olan orta-köylü işletmelerinin
yüzdesinin düşmekte olduğu açıkça görülmüyor mu? Durum böyle olduğuna göre ve veriler ise kendisinin mutlak rakamları aldığı kitabın aynı sayfasında ve aynı tablosunda bulunduğuna göre, bay Bulgakov'un 1882 ve 1895 yıllarında çeki hayvanları besleyen çeşitli işletme kategorilerinin
yüzdelerini araştırması gerekmez miydi? (
Statistik des Deutschen Reichs, B. 112, s. 31.)
Verileri buraya aktarıyoruz [Tablo 8]:
Dolayısıyla, çeki hayvanlarına sahip olan işletmeler
ortalama olarak %2'den fazla bir azalma göstermişler, ama bu düşüş, küçük ve orta-köylü işletmelerinde
ortalamanın üzerinde, büyük işletmelerde ise
ortalamanın altında olmuştur.
[100*] Üstelik, "hayvan gücünün, özellikle büyük işletmelerde
[sayfa 167] buharla çalışan (buharlı pulluklar vb.) makineler de dahil olmak üzere, çeşitli makine cinsleri biçiminde mekanik güç ile sık sık yer değiştirdiği" unutulmamalıdır. (
Statistik des Deutschen Reichs,B. 112, s. 32.)
[TABLO 8]
|
[Gruplar]
|
Çeki Hayvanlarını
Kullanan işletmelerin Sayısı |
Fark
|
|
1882
|
1895
|
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
30-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam |
10,61
74,79
96,56
99,21
99,42
42,79 |
9,46
71,39
92,62
97,68
97,70
40,60
|
-1,15
-3,40
-3,94
-1,53
-1,72
-2,19 |
Bu nedenle, eğer (alanları 100 hektar ve üzerindeki) büyük işletme gruplarında çeki hayvanlarının sayısı 360 kadar azalıyor ise ve eğer aynı zamanda buharlı pullukların sayıları (1882 yılında 710 ve 1895 yılında ise 1.325 olmak üzere) 615 kadar
artıyorsa, o halde, bir bütün olarak alındığı takdirde, büyük-ölçekli üretimin yitime uğramamış olduğu, tersine kazançlı çıktığı açıktır. Sonuç olarak (tarla işlerinde hayvanların kullanılması ya da hayvanların yerine buhar gücünün konulması açısından) Alman çiftçileri arasında çiftçilik koşullarını
iyileştiren tek grubun, işletmeleri 100 hektar ve daha fazla olan
büyük çiftçiler oldukları sonucuna varıyoruz. Geriye kalan bütün diğer gruplarda çiftçilik koşulları bozulmuştur; ve
bu koşulların en çok bozulduğu grup ise, [sayfa 168] içlerinde çeki hayvanlarından yararlanan işletmelerin yüzdesinin
en çok düşüş gösterdiği
orta-köylü işletmelerdir. Çeki hayvanlarına sahip olma açısından (100 hektar ve daha fazla alana sahip olan) büyük işletme yüzdeleri ve (5-20 hektar arasında toprağa sahip olan) orta büyüklükteki işletme yüzdeleri arasındaki fark, önceleri (99,42 ve 96,56 olmak üzere) %3'ten azdı; bugün bu fark (97,70 ve 92,62 olmak üzere) %5'ten fazladır.
Kullanılan çeki hayvanlarının cinsleri üzerindeki veriler bu sonucu daha da güçlü olarak doğrulamaktadır. Çiftçilik ne kadar küçük ise, cinsler de o kadar zayıftır: Tarla çalışmasında oldukça zayıf olan, göreli olarak az sayıda öküz ve at ile fazla sayıda
inek kullanılır.
1882 ve 1895 yılları için, durumu bu açıdan ortaya koyan veriler aşağıdadır:
Çeki hayvanları kullanan 100 işletme için veriler [Tablo 9]:
[sayfa 169]
[TABLO 9]
|
[Gruplar]
|
Yalnız inekler
|
Atlar ya da Öküzlerle Birlikte inekler
|
|
1882
|
1895
|
[Fark]
|
1882 |
1895
|
[Fark]
|
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Ortalama |
83,74
68,29
18,49
0,25
0,00
41,61 |
82,10
69,42
20,30
0,28
0,03
41,82 |
-1,64 +1,13 +1,81 +0,03
+0,03
+0,21 |
85,21
72,95
29,71
3,42
0,25
48,18 |
83,95
74,93
34,75
6,02
1,40
60,48 |
-1,26
+1,98
+5,04
+2,60
+1,15
+2,30 |
En büyük bozulma orta-köylü işletmeleri grubunda yeralmak üzere (belirtilen nedenden dolayı, küçük toprak parçaları üzerinde kurulmuş olan işletmeler hesabına katılmamıştır), kullanılan çeki hayvanlarının cinsleri açısından genel bir bozulma görüyoruz. Bu grupta, çeki hayvanlarına sahip olan işletmelerin toplam sayısı üzerinden olmak üzere, diğer hayvanların yanısıra
inekleri kullanmak zorunda olanların ve
yalnızca inek kullanmak zorunda olanların yüzdesi
diğerlerinin hepsinden çok artmıştır. Günümüzde, çeki hayvanlarına sahip olan orta-köylü işletmelerinin üçte-birinden çoğunda, tarla çalışmalarında inekler kullanılmakta (ki bu durum, doğal olarak, toprağın daha kötü bir biçimde sürülmesine ve sonuçta tahıl veriminde olduğu kadar süt veriminde bir düşmeye yolaçmaktadır) beşte-birinden çoğunda ise, bu işlerde yalnızca inekler kullanılmaktadır.
Eğer tarla işinde kullanılan hayvanların sayısını ele alacak olursak, (küçük toprak parçalarında kurulmuş olan işletmeler hariç olmak üzere) bütün gruplarda ineklerin sayıları açısından bir artış görürüz. İneklerin ve öküzlerin sayıları aşağıda gösterildiği gibi değişmektedir. [Tablo 10]:
[TABLO 10]
TARLA İŞLERİNDE KULLANILAN ATLARIN VE ÖKÜZLERİN SAYISI (BİNDE)
|
[Gruplar]
|
1882
|
1895
|
Fark
|
|
100 hektardan fazla
|
650,5
|
695,2
|
+44,7
|
|
2-5 hektar
|
308,3
|
302,3
|
-6,0
|
|
5-20 hektar
|
1.437,4
|
1.430,5
|
-6,9
|
|
20-100 hektar
|
1.168,5
|
1.155,4
|
-13,1
|
|
100 hektardan fazla
|
650,5
|
695,2
|
+44,7
|
|
Toplam
|
3.627,6
|
3.662,8
|
+25,2
|
Küçük toprak parçaları üzerine kurulmuş olan işletmeler dışında, asıl çeki hayvanlarının artış,
yalnızca büyük
[sayfa 170] çiftçiler arasında görülmektedir.
Sonuç olarak, tarla işinde kullanılan hayvan ve makine gücü ile ilgili olarak çiftçilik koşullarındaki değişikliklerden çıkarılacak genel sonuç şudur: yalnızca büyük çiftçiler arasında iyiye doğru bir ilerleme; diğerleri arasında kötüleşme; orta-köylü işletmeleri arasında ise kötüleşmenin azamisi.
1895 yılı istatistikleri, orta-köylü işletmelerini iki alt gruba ayırabilmemizi olanaklı kılıyor: sırasıyla 5 hektardan 10 hektara kadar olanlar ve 10 hektardan 20 hektara kadar olanlar. Beklendiği üzere (işletme sayısının daha fazla olmanı bakımından çok önemli olan), birinci alt grupta, çiftçilik koşulları, çeki hayvanlarının kullanımını etkiledikleri ölçüde, ikinci alt gruptan kıyas kabul etmez bir biçimde daha kötüdürler. 5-10 hektar arasında toprağı bulunan toplam 606.000 topraksahibinin %90,5'unun (ve 10-20 hektar arasında toprağa sahip olan toplam 393.000 topraksahibinin ise %95,8'inin) çeki hayvanları vardır. Ve bu %90,5'luk kesimin %46,3'ü (%95,8'lik kesimin ise %17,9'u) ineklerini tarla işlerinde kullanırlar; yalnızca inekleri kullananların yüzdesi 41,3'tür (10-20 hektar arasında toprağı bulunan grup için bu sayı %4,2'dir).
5-10 hektar grubunun, yani çeki hayvanları açısından en i fakirce donanmış olan grubun, 1882'den 1895'e dek gerek işletme sayısı ve gerek alan açısından kesinlikle en büyük artışı gösterdiği anlaşılıyor. Açıklayıcı rakamlar aşağıda verilmiştir [Tablo 11]:
[TABLO 11]
|
[Gruplar]
|
Toplam Miktarın Yüzdesi
|
|
İşletmeler
|
Toplam Alan
|
Ekili Alan
|
|
1882
|
1895
|
[Fark]
|
1882
|
1895
|
[Fark]
|
1882
|
1895
|
[Fark]
|
|
5-10 hektar
|
10,50
|
10,90
|
+0,40
|
11,90
|
12,37
|
+0,47
|
12,26
|
13,02
|
+0,76
|
|
10-20 hektar
|
7,06
|
7,07
|
+0,01
|
16,70
|
16,59
|
-0,11
|
16,48
|
16,88
|
+0,40
|
10-20 hektar grubunda işletmelerin sayılarının artışı oldukça belirgindir. Toplam alanın oranı azalma bile gösterirken, ekili alanların oranı 5-10 hektar grubundakinden çok daha düşük bir derecede artmıştır. Sonuç olarak, orta-köylü işletme grubundaki artış, başlıca (ve hatta kısmen yalnızca) 5-10 hektar grubu için, yani çeki hayvanlarının kullanımı açısından çiftçilik koşullarının özellikle kötü olduğu grup için geçerli olmaktadır.
Dolayısıyla, istatistiklerin, orta-köylü işletmelerinin sayılarının dillere destan olan artışının gerçek anlamını, karşı
[sayfa 171] konulmaz bir biçimde ortaya serdiğini görüyoruz: bu, mal sahipliğindeki bir artış değil, tam tersine,
yoksulluktaki bir artıştır; küçük çiftçilikteki bir gelişme değil, tam tersine
onun gerilemesidir. Eğer çiftçilik koşulları
en çok orta-köylü işletmelerinde bozulmuşsa ve eğer bu işletmeler, ineklerini en yoğun bir biçimde tarla işinde kullanmak zorunda kalmışlarsa, o zaman (çiftçiliğin bütün olarak en önemli yönlerinden biri olan) yalnızca çiftçiliğin bu yönünden hareket ederek, çiftçiliğin diğer bütün yönlerini de gözönüne alarak sonuçlara varmak yalnızca hakkımız değil, aynı zamanda görevimizdir de. Eğer (Rus okura yabancı olmayan ve şimdi sözünü ettiğimiz duruma da oldukça uyan bir terimi kullanacak olursak) atı olmayan işletmelerin sayıları artmış ise, kullanılan çeki hayvanlarının tiplerinde bir kötüleşme var ise, çiftçilerin yaşam koşullarının ve yiyeceklerinin yanısıra hayvanların genel bakımı ve toprağın işlenmesinin de kötüleştiği konusunda en küçük bir kuşku yoktur. Çünkü, hepimizin bildiği üzere, köylü tarımında, hayvanlar ne kadar çok çalışırsa ve ne kadar kötü beslenirse, köylü de aynen o kadar çok çalışır ve o kadar kötü beslenir. Bunun tersi de doğrudur. Yukarıda Klawki'nin ayrıntılı çalışmasından çıkardığımız sonuçlar, Almanya'daki bütün küçük köylü işletmeleri ile ilgili, çok bol miktardaki verilerle baştanaşağı doğrulanmaktadır.
[sayfa 172]
IX. ALMANYA'DA MANDIRACILIK VE
TARIM KOOPERATİF TOPLULUKLARI.
ALMANYA'DA TARIMSAL NÜFUSUN
EKONOMİDEKİ DURUMUNA GÖRE DAĞILIŞI
Çeki hayvanları hakkındaki veriler üzerinde çok ayrıntılı olarak durduk çünkü (daha önce incelediğimiz, makinelerle ilgili olan verilerin dışında) tarım konusuna, tarım aletleri ve tarım örgütlenmesi konusunda nüfuz etmemize izin veren veriler yalnızca bunlardır. Bütün diğer veriler —(yukarıda aktarmış olduğumuz) toprak miktarına ve (aşağıda aktarılacak olan) çiftlik hayvanlarına ilişkin olanlar— yalnızca, değişik kategorilerdeki işletmelerde toprağın işlenmesi ve bunun sonucu olarak elde edilen verim ve çiftlik hayvanlarının kaliteleri ve verimliliklerinin farklı olması açısından eşitsizlikleri açıkça ortada olan şeyleri eşit olarak göstererek, tarımın dış görüntülerini tanımlarlar. Bütün bu farklılıklar, iyi bilinmelerine karşın, istatistik derlemelerde çoğunlukla unuturlar; makineler ve çeki hayvanlarına ilişkin veriler, tek başlarına, en azından bir ölçüye dek, bizim bu farklılıklar konusunda bir değerlendirme yapmamızı ve (genellikle) bunlardan kimin kazanç sağladığına karar vermemizi olanaklı kılarlar. Eğer özellikle pahalı ve karmaşık makineler, büyük işletmelerde diğer çiftliklerdekinden daha büyük çapta kullanılıyor ise —ki istatistikler yalnızca bu makineleri hesaba katmaktadırlar— o zaman istatistiklerin ihmal ettikleri (pulluklar, tapanlar, arabalar, vb. gibi) diğer tarım araç ve gereçlerinin büyük işletmelerde daha kaliteli oldukları, daha büyük miktarlarda kullanıldıkları (bu işletmeler daha geniş oldukları için) açıktır. Aynı şey, çiftlik hayvanları açısından da sözkonusudur. Küçük çiftçi, zorunlu olarak, daha fazla çalışarak ve daha tutumlu olarak, bu avantajlardan yoksunluğunu karşılayacaktır (varlığını sürdürmek için yaptığı bu savaşımda bunlardan başka silahı yoktur) ve bu nedenle, kapitalist toplumda bu nitelikler yalnızca raslansal şeyler değildir, tersine çiftçinin sürekli ve zorunlu olan ayırdedici [sayfa 173] nitelikleridirler. Burjuva iktisatçı (ve bütün diğer sorunlarda olduğu gibi, bu sorunda da burjuva iktisatçının kuyrukçuluğunu yapan modern "eleştirmen") köylüye bir övünç yükleyerek, bunu tutumluluğun, aza kanaatin vb. erdemi olarak adlandırır (karş: Hecht ve Bulgakov). Sosyalist ise, ona, normalin üzerindeki çalışma (Überarbeit) ve normalin altındaki tüketim (Unterkonsumption) adını verir ve bu durumdan kapitalizmi sorumlu tutar; toplumsal çöküntüyü bir erdem gibi göstererek ve böylelikle onu gözlerden uzak tutmaya çabalayarak Manilov söylevleri verenlerin ortaya koydukları aldatmacaya karşı köylünün gözünü açmaya çalışır.
Şimdi, 1882 ve 1895 yıllarında Alman çiftçilerinin çeşitli grupları arasında çiftlik hayvanlarının dağılımı üzerindeki verilerle ilgileneceğiz. Bellibaşlı özetler (toplam yüzdeleri olarak) aşağıda verilmiştir [Tablo 12]:
Dolayısıyla, büyük işletmelerin sahip oldukları çiftlik hayvanlarının toplam içindeki payı azalırken, bu pay, ancak orta-köylü işletmelerinde artmıştır. Toplam olarak çiftlik [sayfa 174] hayvanlarından sözediyoruz çünkü istatistiklerin yalnızca değere değindikleri olgusunu benimsesek de, istatistikçinin bütün gruplar için her hayvanın değerinin aynı olduğu konusundaki varsayımı açıkça hatalıdır.
[TABLO 12]
ÇİFTLİK HAYVANLARI
|
[Gruplar]
|
Bütün Hayvanlar (Değer Olarak)
|
Sığırlar
|
Domuzlar
|
|
1882
|
1895
|
Fark
|
1882
|
1895
|
Fark
|
1882
|
1895
|
Fark
|
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam |
9,3 13,1 33,3
29,5
14,8 100 |
9,4 13,5 34,2
28,8
14,1 100 |
+0,1 +0,4 +0,9
-0,7
-0,7
– |
10,5 16,9 35,7
27,0
9,9 100 |
8,3 16,4 36,5
27,3
11,5 100 |
-2,2
-0,5 +0,8
+0,3
+1,6
– |
24,7 17,6 31,4
20,6
5,7 700 |
25,6
17,2 31,1
19,6
6,5 700 |
+0,9 -0,4 -0,3
-1,0
+0,8 – |
Değere ilişkin olarak verilen ve farklı çiftlik hayvanlarını toplayabilmemizi sağlayan veriler, gerçekten bütün çiftlik hayvanlarının gerçek değere göre değil, ama sayıya göre dağılımlarını göstermektedirler. (Bütün hayvanları büyükbaş hayvan terimi ile ifade ederek sonuca varmak olanağı vardı, ama bu [yöntem -ç.], sonuçları maddi olarak değiştiren yeni hesaplamaları gerektirecekti.) Büyük çiftçilere ait olan çiftlik hayvanlarının kaliteleri daha iyi olduğu için ve küçük çiftçilerinkinden daha büyük ölçüde gelişme gösterdiği için (araç gereçlerdeki gelişme ile değerlendirecek olursak) büyük-ölçekli çiftçiliğin gerçek üstünlüğünü rakamlar önemli ölçüde azaltmaktadırlar.
Çeşitli çiftlik hayvanları tiplerine bakılacak olursa, büyük işletmelerin paylarındaki azalmanın tamamıyla ticari amaçla koyun yetiştirmede görülen gerilemeye bağlı olduğunu söylemek gerekir: 1882 yılından 1895 yılına kadar koyun sayısı 21,1 milyondan 12,6 milyona düştü, yani 8,5 milyon azaldı; 20 hektarın üzerinde toprağa sahip olan işletmelerin bu toplam azalmadaki payları 7 milyon idi. Bilindiği üzere, süt ürünleri ve et pazarları için hayvan yetiştirilmesi, Almanya'da ticaret amacıyla çiftlik hayvanları yetiştirilmesinin gelişmekte olan dallarından birisidir. Bu nedenle, sığır ve domuzlarla ilgili verileri aldık ve çiftlik hayvancılığının bu iki dalındaki
en büyük ilerlemenin (alanları 100 hektar ve üzerinde olan) büyük işletmelerde yapıldığını gördük: sığır ve domuzların toplam sayılarında bunlara düşen pay en çok artışı göstermiştir. Çiftlik hayvanlarının yetiştirildikleri alanın tarım işletmelerinin alanlarından genellikle daha küçük olması nedeniyle bu olgunun önemi büyüktür ve bundan dolayı büyük işletmelerde değil ama orta kapitalist işletmelerde daha hızlı bir gelişmenin olması düşünülebilir. (Sığırların kalitesi konusunda değil ama sayıları açısından) varılması
[sayfa 175] gerekli sonuç şudur: ticari amaçlarla koyun yetiştirilmesinde meydana gelen ciddi gerileme nedeniyle en çok kayba uğrayanlar büyük çiftçilerdir ve bu kayıp tamamıyla değil ama kısmen sığır ve domuz yetiştirme alanındaki (orta ve küçük işletmelere oranla) daha büyük olan artış ile karşılanmıştır. Mandıracılıktan sözedecek olursak, bu sorunla ilgili olarak Alman istatistiklerinde bulunan tamamıyla yapıcı ve bildiğimiz kadarıyla kullanılmamış olan materyali gözden uzak tutamayız. Bu konu tarım ile tarım sanayilerinin birleştirilmesi genel sorununu ilgilendirir. Ama bay Bulgakov olguları hayret verecek kadar tahrif ettiği için bu konu ile uğraşmak zorundayız. Bilindiği üzere, tarım ile işletme ürünlerinin sanayide işlenmesinin birleşmesi, özellikle tarımda kapitalist gelişmenin en belirgin özelliklerinden biridir. Bir süre önce,
Naçalo'da (n° 3, s. 32), bay Bulgakov şunları söylüyordu: "Bana göre, Kautsky, bu birleşmenin önemini çok fazla abartıyor. Eğer istatistiklere bakacak olursak, sanayi ile bu yoldan ilişkili olan toprak miktarı oldukça önemsizdir." Tez çok zayıftır; çünkü bay Bulgakov bu birleşmenin teknik açıdan ilerici niteliğini yadsımaya cesaret edememektedir. Ve en önemli sorundan, yani bu gelişmenin taşıtının büyük-ölçekli üretim mi, yoksa küçük-ölçekli üretim mi olduğu sorunundan ise açıkça kaçınmaktadır. Bununla birlikte, istatistikler bu sorunu çok açık bir biçimde yanıtlıyorlar, bay Bulgakov ise, başka çaresi kalmayınca, kitabında —
sit venia verbol[101*]— kurnazlığa başvuruyor. Herhangi bir biçimde tarım sanayileri ile birleşmiş olan işletmelerin (gruplara göre değil, genel olarak bütün işletmelerin) yüzdelerini aktarıyor ve düşüncesini söylüyor: "Bunların, temelde büyük işletmelerle birleşmiş oldukları düşünülmemelidir" (II, 116). Durum ise bunun tam tersini gösteriyor çok değerli profesör: bu, düşünülmesi gerekenin ta kendisidir; sizin verdiğiniz (
her gruptaki işletmelerin toplam sayılarına ilişkin olarak tarım sanayileri ile birleşmiş olan işletmelerin yüzdelerini göstermeyen) tablo, yalnızca dikkatsiz ya da durumdan habersiz okuru yanıltır.
[sayfa 176] (Sayfalarımızın rakamlarla dolmasını engellemek amacıyla)
Şeker rafinasyonu, içki yapımı, nişasta yapımı ve un imalatı ile ilişkili olan işletmelerin sayıları konusundaki birleştirilmiş verileri aşağıda veriyor ve şu tabloyu elde ediyoruz. (Sonuç olarak, toplamlar, tarımın tarımsal sanayilerle birleşmiş olduğu
durumların sayısını gösterecektir.) [Tablo 13]:
[TABLO 13]
|
[Gruplar]
|
İşletmelerin Toplam
Sayısı
|
Tarım Sanayileriyle
Birleşmenin Gerçekleştiği
Durumların
|
|
Sayısı
|
Yüzdesi
|
9 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam
1.000 hektardan fazla |
3.236.367
1.016.318
998.804
281.767
25.061
5.558.317
572 |
11.364
13.542
25.879
8.273
4.006
63.064
330 |
0,01
1,09
2,30
2,52
15,72
1,14
57,69 |
Dolayısıyla, küçük-ölçekli tarımda tarım sanayileriyle birleşme durumunda olan işletmelerin yüzdeleri önemsizdir. Bu yüzdeler ancak büyük-ölçekli tarımda dikkate değer ölçülere varmaktadır (
yarısından çoğunun bu birleşmeden yararlandığı latifundialarda ise, bu yüzdeler, muazzam ölçülere varmaktadır). Eğer bu olgu ile yukarda aktarmış olduğumuz makineler ve çeki hayvanlarının kullanımı hakkındaki veriler karşılaştırılacak olursa, okur, bay Bulgakov'un "tutucu" marksistlerin "büyük-ölçekli tarımın ekonomik gelişmenin taşıtı ve küçük-ölçekli çiftçiliğin ise geriye gidişin bir taşıtı olduğu" konusunda "ileri sürdükleri hayal" (II, 260) konusundaki vecizelerinin gösterişli anlamsızlığını anlayacaktır.
Bay Bulgakov "(Alkol destilasyonu için gerekli olan şeker pancarı ve patateslerin!) büyük miktarının küçük işletmelerde
[sayfa 177] üretildiğini" söyleyerek devam ediyor.
Ama durum tam tersinedir: bu üretim kesinlikle büyük işletmelerde gerçekleştirilmiştir [Tablo 14]:
[TABLO 14]
|
[Gruplar]
|
Şeker Pancarı Ekimi Yapan İşletmelerin Sayısı
|
Kategorilere Göre işletmelerin Toplamı Yüzdesi
|
Pancar Ekimi Alanı (Hektar)
|
Yüzde
|
Sınai Amaçlarla Patates Ekimi Yapan işletme Sayısı
|
Kategorilere Göre işletmelerin Toplam Sayıları Yüzdesi
|
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam
1.000 hektardan fazla |
10.781 21.413 47.145 26.643
7.262 113.244
211 |
0,33
2,10
4,72
9,45
28,98 2,03
36,88 |
3.781 12.693 48.213 97.782
233.820 396.289
26.127 |
1.0
3,2
12,1
24,7
59,0 100,0
– |
565
947
3.023
4.293
5.195 14.023
302 |
0,01
0,09
0,30
1,52
20,72 0,25
52,79 |
Dolayısıyla, küçük işletme grubunda, sınai amaçlarla şeker pancarı ve patates ekimi yapan işletmelerin yüzdelerinin önemsiz olduğunu, bu yüzdenin büyük işletmeler grubunda dikkate değer, latifundialarda ise çok yüksek olduğunu tekrar görüyoruz. Pancarın büyük bir miktarı (pancar ekimi yapılan alana göre değerlendirilecek olursa %83,7'si) büyük işletmelerde üretilmektedir.
[102*] [sayfa 178]
Tıpkı bunun gibi, bay Bulgakov, mandıracılıkta da "büyük-ölçekli tarımın payını" kavrayamadı (II, 117); bununla birlikte ticari amaçla hayvan yetiştirilmesinin bu dalı, tarımsal gelişmenin karakteristiklerinden biri olmanın yanısıra, Avrupa'nın her yanında özellikle büyük bir hızla gelişen dallardan birisidir. Aşağıdaki sayılar, kentlere süt ve süt mamulleri satan işletme sayılarını vermektedir. [Tablo 15]:
[TABLO 15]
|
[Gruplar]
|
İşletmelerin Sayısı
|
Toplam Yüzdesi[103*]
|
Gruplara Göre İşletmelerin Toplam Sayılarının Yüzdesi
|
İşletme Gruplarına
Göre İneklerin Sayısı |
Toplam Yüzdesi
|
İşletme
Başına İnek Sayısı |
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar
100 hektardan fazla
Toplam
1.000 hektardan fazla |
8.998 11.049 15.344
5.676
863 41.930
21 |
21,46 26,35 36,59 13,54
2,06 100,0
– |
0,3
1,1
1,5
2,0
3,4
0,8
3,7 |
25.028 30.275 70.916 58.439
31.213 215.871
1.822 |
11,59 14,03 32,85 27,07
14,46
100
– |
2,8
2,7
4,6
10,3
36,1
5,1
87,0 |
Dolayısıyla, burada da, büyük-ölçekli üretim ilerdedir: Süt ticaretiyle uğraşan çiftçilerin yüzdesi, işletmelerin büyüklüklerindeki artış ile orantılı olarak artmaktadır ve bu
[sayfa 179] yüzden, latifundialarda en yüksektir ("latifundia bozulması"). Örneğin (alanları 100 hektar ve üzerinde olan), ve kentlere süt satan büyük işletmelerin yüzdesi (5-20 hektar arasında alana sahip olan) orta-köylü işletmelerinin yüzdesinin iki katından fazladır (%3,4 ve %1,5).
(Alan olarak büyük olan) büyük işletmelerin aynı zamanda büyük-ölçekli mandıracılıkla da uğraştıkları olgusu, işletme başına düşen ineklerin sayılarına ilişkin veriler ile de doğrulanmaktadır. Şöyle ki, alanları 100 hektar ve üzerindeki işletmelerde, işletme başına 36, hatta latifundialarda ise işletme başına 87 inek düşmektedir. Genel olarak konuşacak olursak, açıkça kapitalist (alanları 20 hektar ve üzerindeki) işletmeler, sütleri kentlere satılan ineklerin toplam sayısının %41,5'una sahiptirler. Böyle olmakla birlikte, bu mal sahiplerinin çiftçilerin toplam sayılarının içindeki yüzdeleri önemsizdir (%5,52) ve kentlere süt satışında çok küçük bir yüzdeyi temsil ederler (%15,6). Bu nedenle, ticari amaçlarla çiftlik hayvanları yetiştirilmesinin bu dalında kapitalist yoğunlaşmanın ve kapitalist tarımın gelişimi sugötürmez bir olgudur.
Ama mandıracılığın yoğunlaşması, alanlarına göre gruplandırılmış olan işletmelere ilişkin verilerle hiçbir şekilde tam anlamıyla ortaya konmamaktadır.
A priori olarak, işletmelerin alanları açısından eşit olabilecekleri ve olmaları gerektiği, ama genel olarak çiftlik hayvanları ve özel olarak da süt veren sığırlar açısından eşit olamayacakları ve olmamaları gerektiği açıktır, tik olarak, sığırların
toplam sayılarına göre çeşitli işletme grupları arasındaki dağılımları ile sütleri kentlere satılan ineklerin toplam sayılarının dağılımını karşılaştıralım [Tablo 16]:
[TABLO 16]
|
[Gruplar] |
Sığırların Tümü (%) |
Kente Sütü Satılan İnekler(%) |
Fark |
2 hektardan az
2-5 hektar
5-20 hektar
20-100 hektar 100 hektardan fazla
Toplam |
8.3
16,4
36,5
27,3
11,5
100 |
11,6
14,0
32,8
27,1
14,5
100 |
+3,3
-2,4
-3,7
-0,2
+3,0 |
Dolayısıyla, gene
en kötü durumda olanların, orta-köylü işletmeleri olduğunu görüyoruz; (mandıracılığın en kârlı dalı olan) kent süt ticareti için gerekli olan sığırlardan
en küçük hisseye sahip olan, bu gruptur. Öte yandan, büyük işletmeler çok elverişli bir durumdadırlar ve kendi sığırları arasında kent süt ticareti için kullanılan hayvanların göreli olarak büyük bir oranından yararlanmaktadırlar.
[104*] Bununla birlikte,
[sayfa 180] en küçük işletmelerin durumu diğerlerinin hepsinden daha iyidir çünkü kent süt ticareti için gerekli olan davarlardan
en yüksek oranda yararlananlar bunlardır. Sonuç olarak, bu grupta, tarımın geri plana itildiği ve hatta tamamıyla terkedildiği özel "süt" işletmeleri gelişmektedir. (Bu grupta yeralan ve kentlere süt satan 8.998 işletmeden 471'inin işlenebilir toprağı yoktur ve çiftçiler toplam olarak 5.344 ineğe ya da işletme başına 11,3 ineğe sahiptirler.) Eğer Alman istatistiklerinin yardımıyla her birisi bir ya da iki ineğe sahip olan işletmeleri bir kenara ayırabilirsek; işlenen toprağın miktarına göre, mandıracılığın tek ve aynı grup içindeki yoğunlaşmasına ilişkin ilginç bir tablo elde ederiz [Tablo 17]:
[TABLO 17]
KENTLERE SÜT ÜRÜNLERİ SATAN İŞLETMELER
|
[Gruplar]
|
İşletmelerin Sayısı |
Bir ineğe Sahip İşletmeler |
İki ineğe Sahip İşletmeler |
Üç ya da Daha Fazla İneğe Sahip İşletmeleı |
Toplam İnekler |
|
İşletme Sayısı |
İnek Sayısı |
İşletme Basma Düşen İnek |
50 ara kadar
50 ar ile 2 hektar |
1.944 7.054 |
722 3.
302 |
372
2.552 |
850
1.200 |
9.789 5.367 |
11,5
4,5 |
11.255 13.773 |
2 hektardan az
2-5 hektar |
8.998 11.049 |
4.024 1.862 |
2.924 4.497 |
2.050 4.690 |
15.156 19.419 |
7,4
4,3 |
25.028 30.275 |
Önemsiz miktarda (0-0,5 hektar arasında) tarımsal araziye sahip olan işletmeler arasında, mandıracılıkta çok büyük çaplı bir yoğunlaşma görüyoruz: Bu gruptaki ineklerin toplam sayısının hemen hemen onda-dokuzu (11.255'ten 9.789'u), işletme başına 11,5 ineklik bir ortalama ile, bu işletmelerin yarısından biraz daha azının (1.944 çiftçiden 850'sinin) ellerinde toplanmıştır. Bunlar hiçbir şekilde "küçük" çiftçi değillerdir; bunların (özellikle büyük kentlerin
[sayfa 181] yakınlarında olanların) elinde her koşul altında yılda birkaç bin marklık bir döner sermaye bulunur ve ücretli emek kullanıp kullanmadıkları da kuşkuludur. Kentlerdeki hızlı büyüme, bu tip "mandıracı çiftçiler"in sayılarında sürekli bir artışa neden olmaktadır. Ve elbette, yoksulluk içinde ezilen küçük köylü kitlesine, mandıracılık, tütün ekimi ve benzerleri gibi yollarla "dış dünyaya açılan" kendi çiftçi arkadaşlarının tek tek durumlarını örnek göstererek, onları avutan Hechtler, Davidler, Hertzler ve Çernovlar daima olacaktır.
0,5-2 hektar grubunda yeralan işletmelerde, çiftçilerin toplam sayısının beşte-birinden daha az sayıdaki çiftçinin (7.054'te 1.200'ünün) elinde, ineklerin toplam sayısının 2/5'inin (13.773 inekten 5.367'sinin) toplanmış olduğunu; 2-5 hektar grubunda ise, ineklerin toplam sayısının 3/5'inden fazlasının (30.275 inekten 19.419'unun) çiftçilerin yarısından azının (11.049 çiftçinin 4.690'ının) elinde toplandığını ve buna benzer durumları görüyoruz. Ne yazık ki, Alman istatistikleri, daha az sayıdaki inek ile grup sınıflandırması yapmamıza olanak vermiyor.
[105*] Ama sunulan veriler bile,
[sayfa 182] kapitalist tarımın yoğunlaşmasının gerçekte, tek başına alanlarla ilgili verilerin bizi düşünmeye sevkettiği [yoğunlaşmadan -
ç.]
çok daha büyük olduğu konusundaki genel sonucu tamamıyla doğrulamaktadır. Alanlarla ilgili veriler, alan olarak küçük olan ve az miktarlarda tahıl üreten işletmelerle süt Ürünlerini, eti, üzümü, tütünü, sebzeyi vb. büyük ölçüde üreten işletmeleri bir grupta toplamaktadır. Elbette bu dalların tümü, tahıl üretimine göre ikinci planda kalmaktadırlar ve alana ilişkin istatistikler açısından da bazı
genel sonuçlar önemlerini korumaktadırlar. Ama ilkin, ticari tarımın bazı özel dalları, Avrupa'da onun
kapitalist evriminin ayırdedici ilkelliklerini bünyesinde toplayarak, kendine özgü bir hızla büyümektedirler. İkincisi, değindiğimiz koşul, bazı örneklerle ya da bazı bölgelerle ilgili olarak sık sık unutulmakta ve bu, Hertz, Hecht, David ve Çernov'un örneklerini sundukları küçük-burjuva savunucular için çok geniş bir alan açmaktadır.
[sayfa 183] Onlar [küçük-burjuva savunucular -ç.], işletmelerinin büyüklükleri açısından değerlendirildikleri zaman
echte und rechte Kleinbauern[106*] olan, ama tütün plantasyonlarının yaygınlığı açısından değerlendirildiklerinde hiçbir şekilde "küçük" çiftçiler olmayan tütün üreticilerine değindiler. Üstelik, tütün üretimi ile ilgili verileri inceleyecek olursak, bu alanda da kapitalist yoğunlaşmaya Taslayacağız. Örneğin, 1898 yılında Almanya'daki tütün üreticilerinin toplam sayılarının 139.000 olduğu düşünülüyordu. Tütün ekilen toprak ise 17.600 hektar idi. Ama sözünü ettiğimiz 139.000 üreticiden 88.000 kadarı ya da %63'ünün toplam olarak sahip oldukları toprağın miktarı 3.300 hektarı, yani tütün ekimi yapılan toplam alanın 1/5'ini geçmemekteydi. Geriye kalan 215 hektar ise, tütün üreticilerinin %37'sinin ellerinde bulunuyordu.
[107*]
Aynı durum üzüm üretiminde de sözkonusudur. Genel kural olarak, örneğin Almanya'daki bağların "ortalama" alanları çok küçüktür: 0,36 hektar (344.850 üretici ve 126.109 hektarlık bağ). Ama bağlar aşağıdaki dağılımı gösterirler: (ellerinde 20 ya da daha az
arlık bağ bulunanlar) yani üreticilerin %49'u toplam bağ alanının ancak %13'üne sahiptirler: (20-50 ara sahip olan) ve toplam üreticinin %30'unu temsil eden "orta" üreticiler, toplam bağ alanının %26'sını ellerinde bulundurmaktadırlar. (Yarım hektar ve üzerinde
[sayfa 184] bağa sahip olan) ve toplam üreticilerin %20'sini temsil eden büyük üreticiler, toplam bağ alanının %61'ine ya da 3/5'ine sahiptirler.
[108*] Büyük kentlerin, büyük tren yolu istasyonlarının, sanayi yerleşim yerlerinin, vb. gelişmesine doğrudan doğruya bağımlı bir biçimde bütün kapitalist ülkelerde hızla gelişen bostancılık (
Kunst-und Handelsgartnerei) çok daha fazla yoğunlaşmıştır. 1895 yılında Almanya'daki bostancılık girişimlerinin sayısı, 23.570 hektarlık ya da her biri bir hektardan daha az bir ortalama alana sahip olmak üzere, 32.540 adet olarak hesaplanmıştı. Ama bu alanın yarısından fazlası (%51,39'u), 1.932 mal sahibinin ya da bütün bostancıların %5,94'ünün ellerinde toplanmışta. Bostanların büyüklükleri ve büyük çiftçilerin tarım için kullandıkları geriye kalan alan konusunda aşağıdaki rakamlarla bir değerlendirme yapabiliriz: 1.441 bostancı 2-5 hektar arasında sebze bahçelerine sahiptirler. Bu durumda her sebze işletmeyi başına ortalama olarak 2,76 hektar düşmekte ve toplam alan ise, işletme başına 109,6 hektarlık bir ortalamaya ulaşmaktadır. 491 çiftçi ise, alanları beş hektar ve daha fazla olan sebze bahçelerine sahiptirler. Bu, işletme başına 16,54 hektar yapmakta ve toplam toprak ise işletme başına 134,7 hektarlık bir ortalamayı bulmaktadır.
Mandıracılık konusundaki veriler, kooperatif topluluklarının önemini değerlendirmemize yardım edecekleri için, mandıracılığa yani kapitalizmin kötülüklerine karşı Hertz'in her derde deva olarak gördüğü şeye dönelim. Hertz'e göre "sosyalizmin başlıca görevi" bu kooperatif topluluklarını desteklemektir (
op.cit., s. 21, 89; Rusça çevirisi, s. 62, 214) ve yeni tanrılar önünde ateşli bir secdeye varma eylemi sonucunda alnını vuran bay Çernov ise, kendisinden bekleneni
[sayfa 185] yapmış ve kooperatif topluluklarının yardımı ile "tarımın kapitalist olmayan evrimi" teorisini keşfetmiştir. Bu dikkate değer bir buluşun teorik açıdan önemi üzerine birkaç söz söylememiz gerekiyor. Şimdilik, kooperatif topluluklarına tapanların daima kooperatiflerde neleri başarmanın "olanaklı" olduğu hakkında konuşmaya hevesli olduklarını kaydedelim (yukarda verilen örneğe bakınız). Bununla birlikte, biz, bugünkü kapitalist düzende kooperatiflerin yardımıyla gerçekten nelerin başarıldığını göstermeyi yeğ tutuyoruz. 1895 yılında Almanya'da girişimler ve mesleklerle ilgili olarak yapılan bir sayım dolayısıyla, süt ürünlerinin satışı için kooperatiflere katılan bütün işletmelerin (
Molkereigenossenschaften und Sammelmolkereien) ve bunların yanısıra her çiftçinin satmak üzere süt ve süt ürünleri elde ettiği ineklerin sayıları konusunda bir kütük düzenlendi. Bildiğimiz kadarıyla, bunlar, yalnızca çeşitli kategorilerden gelen çiftçilerin kooperatiflere hangi ölçüde katıldıklarını değil, ama özellikle önemli olan şeyi, yani bu katılmanın ekonomik yaygınlığını, her kooperatif topluluğundaki önemli tarım dalının büyüklüğünü (kooperatif toplulukları tarafından örgütlenerek, satış ürünlerinin temin edildiği ineklerin sayısını) doğru bir biçimde belirleyen belki de tek
kitle verileridir. İşletmelerin alanlarına göre beş temel gruba ayrılan rakamları aşağıda veriyoruz [Tablo 18]:
[TABLO 18]
|
[Gruplar]
|
Bu Tip İşletmelerin Sayısı
|
Belirtilen Kategori işletmelerin Yüzdesi[109*]
|
Tüm Kategorilerde İşletmelerin Yüzdesi*
|
Bu Tip İşletmelerde İnek Sayısı
|
İneklerin Toplam Sayısının Yüzdesi
|
Çiftçi Başına Düşen İneklerin Ortalama
|
|
2 hektardan az
|
10.300
|
0,3
|
6,95
|
18.556
|
1,71
|
1,8
|
|
2-5 hektar
|
31.819
|
3,1
|
21,49
|
73.156
|
6,76
|
2,3
|
|
5-20 hektar
|
53.597
|
5,4
|
36,19
|
211.236
|
19,51
|
3,9
|
|
30-100 hektar
|
43.561
|
15,4
|
29,42
|
418.563
|
38,65
|
9,6
|
|
100 hektardan fazla
|
8.805
|
35,1
|
5,95
|
361.435
|
33,37
|
41,0
|
|
Toplam
|
148.082
|
2,7
|
100,00
|
1.082.946
|
100,00
|
7,3
|
|
1.000 hektardan fazla
|
204
|
35,6
|
—
|
18.273
|
—
|
89,0
|
Dolayısıyla, kooperatif topluluklarına, küçük çiftçilerin ancak önemsiz bir azınlığı (%3-5'i) —bütün olasılıklarda, daha alt gruplarda yeralan kapitalist işletmelerden bile daha küçük bir yüzde ile— katılmaktadırlar. Öte yandan, kooperatiflere katılan kapitalist, büyük işletmelerin yüzdesi, orta-köylü işletmelerin yüzdelerinden bile üç ile yedi kere daha büyüktür. Kooperatiflere katılan latifundiaların yüzdeleri ise hepsinden daha fazladır. Kautsky'ye karşı çıkışında, "en büyük kooperatif topluluklarının üyesi bulundukları Alman Tarım Toptan Satış Kooperatifi'nin [
Bezugsvereinigung] 1.050.000
çiftçiyi temsil ettiğini" iddia eden (s. 112, Rusça çevirisi, s. 267, italikler Hertz'e aittir) ve
bunun, yalnızca
[sayfa 186] (ellerinde 20 hektardan fazla toprak bulunan ve sayıları 306.000 olan) büyük çiftçilerin değil, ama köylülerin de bu kooperatiflere katıldıkları
anlamına geldiği sonucuna varan, Avusturya Voroşilov'u Hertz'in sınırsız toyluğu konusunda artık bir fikir edinebiliriz. Eğer Hertz kendi öz varsayımını biraz düşünmüş olsaydı (ki bu varsayıma göre,
bütün büyük çiftçiler kooperatiflere katılmaktadırlar) şunu farkedecekti: Eğer büyük çiftçilerin hepsi kooperatiflere katılıyorlarsa, o
halde, bu, geri kalanların
en küçük yüzdeyi oluşturdukları anlamına gelir. Bu ise,
kooperatif örgütlenmesinde bile büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime karşı üstünlüğü konusunda Kautsky'nin vardığı sonucun tamamıyla doğrulanması demektir.
[sayfa 187] Satışları kooperatiflerce örgütlenen ürünleri üreten ineklerin sayıları ile ilgili veriler çok daha ilginçtir. Bu ineklerin
ezici çoğunluğu, hemen hemen 3/4'ü (%72'si),
kapitalist mandıracılıkla uğraşan bir işletme başına on, kırk ve (latifundialarda) hatta seksen ineğe sahip olan büyük çiftçilere aittir. Ve şimdi Hertz'e kulak verelim:
"Kooperatif topluluklarından, en çok, küçük ve en küçük işletmelerin yararlandıklarını iddia ediyoruz. ..." (
Op. cit., s. 112, Rusça çevirisi, s. 269, italikler Hertz'e aittir.) Voroşilovlar her yerde birbirlerine benzerler: îster Rusya'da olsun, ister Avusturya'da, Voroşilovlar göğüslerini yumruklayarak ateşli bir biçimde "biz iddia ediyoruz" diye bağırdıkları zaman, varolmayan bir şeyi iddia ettiklerine emin olun.
Alman tarım istatistikleri konusundaki gözden geçirmemizi sonuçlandırmak üzere, tarımsal nüfusun ekonomideki durumuna göre dağılımına ilişkin genel durumu kısaca inceleyelim. Elbette asıl tarımı ele alıyoruz (Alman terminolojisine göre, A 1-6'yı değil, A 1'i alıyoruz yani tarımcıları balıkçıları, kerestecileri ve avcıları dahil etmiyoruz); daha sonra
başlıca uğraşları tarım olan kişilerle ilgili verileri ele alacağız. Alman istatistikleri bu nüfusu üç temel gruba ayırmaktadır: (
a) bağımsız çiftçiler (yani çiftçi mal sahipleri, kiracı çiftçiler, vb.); (
b) görevliler (kahyalar, yardımcı kahyalar, sürveyanlar, katipler vb.), ve (
c) işçiler. Sonuncu grup, şu dört alt gruba ayrılmıştır: (
c1) "aile başına —babaya, erkek kardeşe, vb.— ait olan bir işletmede istihdam edilen aile bireyleri", başka bir deyişle, c grubunun bütün diğer alt gruplarını içine alan kategoriden, yani ücretli işçilerden farklı olarak ailenin bireyleri olan işçiler. Bu nedenle, nüfusun toplumsal bileşimini (ve kapitalist evrimini) inceleyebilmek için, aile bireyleri olan işçilerle ücretli işçilerin, genellikle yapıldığı gibi, aynı gruba konmamaları gerektiği açıktır, ama
a grubundaki çiftçiler için durum böyle değildir, çünkü onlar aslında çiftçilerin ortaklarıdır ve miras hakkından vb. yararlanırlar. Diğer alt gruplar şunlardır: (
c2) erkek ve kadın tarım işçileri (
Knechte und Mägde)
; (
c3) toprağı olan ya da
[sayfa 188] toprak kiralayan gündelikçi tarım işçileri ve diğer işçiler (koyun çobanları, sığırtmaçlar). Sonuçta, sonuncu alt grup, aynı zamanda hem çiftçi ve hem de ücretli işçi olan kişileri, yani özel bir kategoriye alınması gereken ortadaki bir geçiş grubunu içermektedir. Son olarak, (
c4) "aynısı — ama ne toprak-sahibi, ne de kiracı çiftçi olmayan topraksızlar". Böylelikle, Üç temel grup elde etmekteyiz: I. Toprak sahibi çiftçiler — ve bunların aile bireyleri. II. Toprak sahibi çiftçiler ve aynı zamanda ücretli işçi olanlar. III. Toprakları olmayan ücretli işçiler (görevliler, tarım işçileri ve gündelikçiler). Aşağıdaki tabloda, Almanya'daki kırsal nüfusun
[110*] 1882 ve 1895 yıllarında bu gruplara göre dağılış biçimini görmekteyiz [Tablo 19]:
[TABLO 19]
BAŞLICA UĞRAŞLARI TARIM OLAN AKTİF NÜFUS (BİN)
|
1882
|
1895
|
[Fark]
|
|
(a) İşletme Sahipleri
(c1) Kendi Aile Üyeleri |
2.253 1.935
|
2.522 1.899
|
+269
-36 |
|
I
(c2) Toprakları Olan işçiler
(II)
I+II
(b) Görevliler
(c3) Tarım işçileri
(c4) Topraksız işçiler |
4.188
866
5.054
47
1.589
1.374 |
4.421
383
4.804
77
1.719
1.445 |
+233
-483
-250
+30 +130 +71 |
%+5,6
%-55,8
|
III Toplam
|
3.010 8.064
|
3.241 8.045
|
+231
-19 |
%+7,7 %-0,2
|
Dolayısıyla, yalnızca önemsiz bir miktarda olmakla birlikte, aktif nüfus azalmıştır. Bu nüfus içinde toprağa sahip plan kesimde (I+II) bir azalma ve topraksız kesimde (III) ise bir artma görüyoruz. Bu, açıkça,
kırsal nüfusun mülksüzleştirilmesinin gelişmekte olduğunu ve mülksüzleştirilenlerin kesinlikle küçük topraksahipleri olduklarını göstermektedir; çünkü küçük toprak parçalarına sahip olan ücretli işçilerin en küçük çiftçiler grubuna dahil olduklarını artık biliyoruz. Üstelik, topraksahibi olan kişilerden çiftçi-işçilerin sayıları azalırken, çiftçilerin sayıları artmaktadır. Bu nedenle,
orta grupların kaybolduklarını ve uçlardaki grupların ise [sayfa 189] büyüdüklerini; kapitalist çelişkilerin giderek
daha keskin bir hale geldiğini görüyoruz. Ücretli işçilerden olup tamamıyla mülksüzleştirilenlerin sayılarında bir artış vardır, bunun yanısıra toprağı olanların sayısı azalmaktadır. Doğrudan doğruya girişimlerin sahibi olan çiftçilerin sayıları artarken, aile reislerinin girişimlerinde istihdam edilenlerin sayıları azalmaktadır. (Her durum ve koşulda, ikinci olay, çoğunlukla, aile reisinin, köylü ailelerinin bireylerine hiçbir ödemede bulunmaması nedeniyle, bu kimselerin kentlere göç etmeye özellikle eğilimli olmaları olgusuna bağlıdır.)
Ek iş olarak tarımla uğraşan nüfusa ilişkin verileri ele alırsak, bu (aktif ya da serbest çalışan) nüfusun 3.144.000'den 3.578.000'e yükseldiğini, yani 434.000'lik bir artış gösterdiğini görürüz. Bu artış, hemen hemen tamamıyla,
[sayfa 190] sayıları (664.000'den 1.061.000'e) çıkan, yani 397.000'lik bir yükseliş gösteren çiftçi ailelerinin çalışan bireylerinin sayısındaki büyümeye bağlıdır. Çiftçilerin sayış; (2.120.000'den 2.160.000'e yükselerek) 40.000 artmış; toprakları olan işçilerin sayısı (9.000'den 60.000'e) 51.000'lik bir artış göstermiş; öte yandan, topraksız işçilerin sayısında (351.000'den 297.000'e doğru) 54.000'lik bir azalma olmuştur. 13 yıllık bir süre boyunca 664.000'den 1.061.000'e ulaşan ya da %59,8'lik bu muazzam artış, proleterleşmenin büyümesinin — tanım artık yalnızca bir ek iş olarak görmeye başlayan
köylülerin sayısındaki, köylü ailelerin sayısındaki büyümenin— bir başka belirtisidir. Böyle durumlarda, başlıca işin, ücret için (ikincil olarak da küçük-ölçekli ticaret, zanaatçılık vb. için) çalışmak olduğunu biliyoruz. Eğer köylü ailelerinin çalışan bireylerinin tümünün —başlıca işleri tarım olanların ve yalnızca ek işleri tarım olanların— sayılarını birlikte toplayacak olursak şunları elde ederiz: 1882'de 2.559.000; 1895'te 2.960.000. Eğer özellikle azalmakta olan ücretli işçilerin sayılarıyla karşılaştırılacak olursa, bu artış kolayca yanlış yorumlara ve savunmalı (
apologetic) sonuçlara fırsat verir. Gerçekten, genel artış, başlıca işleri tarım olan köylü ailelerinin çalışan bireylerinin sayılarındaki
düşüş ile ve ek işleri tarım olanların sayılarındaki
artıştan gidilerek elde edilmiştir; sözü edilen durumların ikincisinde, 1882 yılında, genel artış, köylü ailelerinin çalışan bireylerinin toplam sayısının ancak %21,7'sini kapsarken, 1895 yılında bunların %35.8'ini içine alıyordu. Dolayısıyla, tarımsal nüfusun
tümünü içeren istatistikler, ortodoks marksizmin daima belirttiği ve oportünist eleştirmenlerin ise adi tümcelerle örtmeye çabaladıkları proleterleşmenin iki sürecini açıkça ortaya sermektedirler. Bu süreçlerden birisi, köylülüğün topraktan ayrılmasının gittikçe artması, kırsal nüfusun mülksüzleştirilmesi, ve bunların kentlere doğru kaymaları ya da toprakları olan işçi durumundan topraksız işçilere dönüşmeleridir. Diğeri ise, köylülük arasında "ek istihdamın" gelişmesi, yani proleterleşmenin ilk aşamasını belirleyen ve her zaman giderek artan
[sayfa 191] yoksulluğa (daha uzun işgününe, kötü beslenmeye, vb.) yolaçan, tarım ile sanayinin birleşmesi olayıdır. Yalnızca dış görüntülerine bakılacak olursa, bu iki süreç, belli ölçüde, birbirlerine karşıt bile hareket etme eğilimindedirler: topraksız işçilerin sayılarındaki artış ve topraksahibi olan köylü ailelerinin çalışan bireylerinin sayılarındaki artış. Bu nedenle, bu iki süreci birbirine karıştırmak ya da bunlardan birisini gözden kaçırmak, insanı, kolayca Bulgakov'un çalışmasının
[41] her yanına saçılmış olan, sayılamayacak kadar çok en adi falsolara yöneltir. Son olarak, iş konusundaki istatistikler, görevlilerin
[111*] sayılarında, 47.000'den 77.000'e ulaşan, yani %63,8'lik dikkate değer bir artışı önümüze sermektedir. Tarım sanayilerinin gelişmesi ve makine kullanımındaki artış ile orantılı olarak yükselen bir ölçüde görevlilere gereksinme gösteren büyük-ölçekli kapitalist üretim, proleterleşmenin büyümesi ile başabaş giden bir büyüme gösterir.
Dolayısıyla, övündüğü "ayrıntılar"ına karşın, bay Bulgakov, Alman verilerini kavrama yeteneğinin bulunmadığını kanıtladı, iş konusundaki istatistiklerde tek görebildiği şey "Alman tarımında emeğin örgütlenmesinde yeralan değişmeler"in (II, 106) bir belirtisi olarak kabul ettiği, toprağı olan işçilerin sayılarındaki azalma ile topraksız işçilerin sayılarındaki artış oldu. Bununla birlikte, bir bütün olarak, Alman tanıtımda emeğin örgütlenmesinde yeralan bu değişiklikler, onun açısından, açıklanması olanaksız olan, bir raslantı sonucu ortaya çıkan ve tarım kapitalizminin genel yapısı ve evrimi ile hiçbir biçimde bağlantısı bulunmayan birer olgu olarak kaldı. Aslında, bu, kapitalist gelişme sürecinin yalnızca bir yönüdür. Bay Bulgakov'un düşüncesine karşın, Alman tarımının teknik gelişmesi, en başta ve birinci olarak büyük-ölçekli üretimin gelişmesidir. Makine kullanımı konusundaki, çeki hayvanlarının kullanıldığı işletmeler ve hangi tip çeki hayvanlarının kullanıldığı konusundaki, tarımla
[sayfa 192] bağlantısı bulunan sanayilerin gelişmesi konusundaki, mandıracılığın büyümesi ve benzerleri konusundaki istatistikler, bunu, yadsınamaz bir biçimde kanıtlamaktadır. Kırsal alanlarda yaşayan nüfusun proleterleşmesi ve mülksüzleştirilmesindeki büyüme; küçük işletmelerin ve başlıca geçim kaynakları ek işler olan köylülerin sayılarının giderek artması; çiftçilik koşulları en çok kötüye giden (atı olmayan işletmelerde ve tarla işinde inekleri kullanan işletmelerde görülen en büyük artış yüzdesi) ve sonuçta genel yaşam koşulları ve toprak ekiminin kalitesi en çok bozulan orta-köylü nüfusun giderek artan yoksulluğu, büyük-ölçekli üretimin gelişmesi ile birbirinden ayrılmaz bir biçimde birleşmiş durumdadır.
X. ALMAN BULGAKOV'U E. DAVİD'İN "ÇALIŞMASI"[42]
E. David'in, Sosyalizm ve Tarım adlı kitabı, Bulgakov, Hertz ve Çemov'un çalışmalarında gördüğümüz bütün hatalı yöntem ve tezlerin görülmedik ölçüde sıkıcı ve kaba bir özetidir. Bu nedenle David'i önemsemeyebiliriz; ama onun "çalışması" kuşkusuz günümüzde, revizyonizmin tarım sorunu konusundaki başlıca çalışması olduğu için, revizyonist kardeşlerin bilimsel tezleri nasıl yazdıklarını bir kez ortaya koymayı gerekli görüyoruz. Kitabının diğer bölümlerindeki sayısız referansların dışında, David, IV. bölümün tümünü (Rusça çevirisinde 115-93. sayfalarda) tarımda makineler sorununa ayırıyor. Konunun politik-ekonomik özü, yazarın çok ayrıntılı olarak incelediği yüzlerce teknik ayrıntının içinde tamamen kayboluyor. Makinenin sanayideki rolü, tarımdaki rolünden farklıdır. Tarımda merkezî bir motor yoktur; makinelerin çoğu ancak geçici olarak kullanılırlar; bazı makinelerin üretim maliyeti açısından tasarruf sağlamamaları ve buna benzer birçok durum vardır. David bu türden sonuçları marksist teorinin çürütülmesi olarak görüyor (makine sorununun özetlendiği 190-193. sayfalara bakınız). Ama bu, sorunu açıklığa kavuşturacağı yerde karıştırıyor. Manüfaktür sanayisi ile karşılaştırıldığında tarımın geriliği, [sayfa 193] sugötürmez bir gerçektir. Bu gerilik, kanıt gerektirmez. Bu geriliğin görüldüğü çeşitli yönleri noktası noktasına inceleyen, örnek üstüne örnek, durum üstüne durumu üstüste yığan David, yalnızca araştırmanın asıl konusunu geri plana itiyor: Makine kullanımı kapitalist nitelikte midir? Makinelerin gittikçe artan kullanımı, kapitalist tarımın büyümesine mi bağlıdır?
David, sorunun bir marksist tarafından nasıl sunulması gerektiğini hiçbir şekilde kavrayamıyor. David'in görüş açısı, kendisini kapitalizmin göreli olarak yavaş yavaş gelişmesiyle avutan ve toplumsal evrime bir bütün olarak bakmaktan korkan küçük-burjuvazinin görüş açısıyla zorunlu olarak aynıdır. Dolayısıyla, David, makine sorunu ile ilgili olarak Bensing'den aktarmalar yapıyor, ondan birçok alıntılar yapıyor[43] (Rusça çevirisinde, 125, 135, 180, 182, 184, 186, 189, 506 ve diğer sayfalar). David'in amaçsızca sorunu mantıklı bir biçimde sunmadığı, elindeki materyali elemeden geçirmeksizin tutarsızca ayrıntıdan ayrıntıya geçtiği ve böylelikle okuru sıktığı rahatça söylenebilir. Yani David, Bensing'in vardığı sonuçları özetlemiyor. 1901'de bay Bulgakov için söylediğim her şey David için de tamamıyla geçerlidir.[112*] Birincisi, Bensing'in vardığı sonuçların özeti, makine kullanan işletmelerin makine kullanmayanlar karşısındaki tartışma götürmez üstünlüğünü göstermektedir. David'in önemsiz ayrıntılarla ilgili olarak Bensing'in [kitabında -ç.] yaptığı "düzeltmelerin" hiçbirisi, bu sonucu değiştiremez. Öte yandan David bu düzeltmeleri kitabına yığmıştır. Tıpkı bay Bulgakov'un yaptığı gibi, David de bu genel sonucu sessizce geçiştiriyor! İkincisi, tıpkı bay Bulgakov gibi, anlamsız, nedensiz, sonuçsuz bir biçimde Bensing'i aktaran David, onun gerek tarım ve gerek sanayide kullanılan makineler konusundaki burjuva görüşlerini belirtmiyor. Kısacası, David, sorunun toplumsal ve ekonomik yönlerini bile kavrayamıyor. Büyük-ölçekli üretimin küçük-ölçekli üretime karşı üstünlüğünü kanıtlayan gerçek verileri birleştiremiyor ve genelleştiremiyor. Sonuç [sayfa 194] olarak, ortada, umutlarını teknik geriliğe, kapitalizmin yavaş gelişmesine bağlayan bir küçük-burjuvanın gerici üzüntü gösterilerinden başka bir şey kalmıyor. Teori konusunda ise, sağ-kanat kadeti ve "hıristiyan" döneği bay Bulgakov ile oportünist sosyal-demokrat David hemen hemen aynı düzeydedirler.
Diğer sorunların toplumsal ve ekonomik yönlerini de David kavrayamamaktadır, kaçınılmaz olarak kavramamaktadır. Kendisinin temel tezini, favorisi olan tezi, bütün çalışmanın "temel taşını" ele alalım: Tarımda küçük-ölçekli üretimin kalıcılığını ve büyük-ölçekli üretime olan üstünlüğünü David'e soralım: küçük-ölçekli üretim nedir?
29. sayfanın dipnotunda zekice bir yanıt bulacaksınız: "Küçük-ölçekli üretimden sözettiğimiz her yerde, düzenli bir dış yardım olmaksızın ve ek bir iş olmaksızın görevini yapan ekonomik kategoriyi kastediyoruz." Bay Grossman'ın anlaşılması zor anlatımına ve zayıf çevirisine karşın, bu yanıt az-çok anlaşılmaktadır. Artık bu durumda, David'in, ücretli emek kullanımı ya da bu emeğin çiftçinin kendisi tarafından satışa çıkarılmasından hareket ederek küçük-ölçekli üretim koşullarını (alan olarak) özetlemesini beklemeye hakkımız var.
Ortada böyle bir şey yok.
Hiçbir şey, David'in burjuva niteliğini, "küçük" çiftçiler tarafından kiralanmış emeğin istihdamını ve küçük çiftçilerin ücretli işçiler haline gelmeleri sorununu tamamıyla görmezlikten gelmesi kadar güçlü bir şekilde ortaya seremez. Tamamıyla görmezlikten gelmek — bu, gerçekten doğrudur. Konuya ilişkin istatistik verileri Alman istatistiklerinden bulmak olanaklıdır; Kautsky Tarım Sorunu adlı yapıtında bunları kısaca aktarıyor (ben, bunları ayrıntılı olarak aktardım[114*]). David'in bu istatistiklerden haberi var, ama onları incelemiyor. Ayrı ayrı monograflardan bir yığın kaynağa başvuruyor, ama bu monograflarda, bu sorunla ilgili olan verileri tamamıyla gözden uzak tutuyor. Kısacası, bu durum, [sayfa 195] tutumlu mujiğin "tarım işçileri"ni istihdam etmesi sorununu sessizce geçiştiren bir küçük-burjuvanın durumudur.
Örnekler verelim:
109. sayfada şunları okuyoruz: "Tarımda olduğu gibi bostancılıkta da küçük-ölçekli üretim bütünüyle gelişkin durumda-dır."
Kanıt arıyorsunuz. Size verilenin hepsi şu: "1895 yılına ait olan sanayi istatistiklerine göre,[115*] 32.540 sebze ve meyve bahçesinin 13,247'si, yani %40'ının alanı 20 ardan azdır; 8.257'si yani %25'inin alanları 20 ile 50 ar arasında; 5.707'si yani %14'ünün alanları 50 ar ile 1 hektar arasında; 3.397'si yani %10'unun alanları 1 hektar ile 2 hektar arasında değişmekte; ancak 1.932 tanesi, yani %6'sı 2 hektar ve üzerinde bir alan işgal etmektedir.
Hepsi bu kadar. Ve bunun, bostancılıkta küçük-ölçekli üretimin sağlıklı bir durumda olduğunu kanıtlaması bekleniyor. Sözde bu, tarımsal alanda deneyim sahibi bir kişinin yaptığı bilimsel bir çalışma. Eğer buna da bilimsel çalışma denirse, o zaman bilimsel şarlatanlıktan hiç haberimiz yok demektir.
David, sebze ve meyve bahçelerinin ancak %6'sının, iki hektar ve üzerinde alana sahip olduklarını söylüyor. Bu sayıları aldığı istatistiklerin ta kendisinde, sözü geçen bu %6'lık bahçelerin işgal ettikleri toprak miktarını gösteren sayılar var. David bu sayıları görmezlikten geliyor. Bu sayıları görmezlikten geliyor, çünkü bunlar, onun teorisini alaşağı ediyorlar. Bu sayılarla ilgili olarak ben şunları yazmıştım[116*]: "ama bu alanın yarısından fazlası (%51,39'u), 1.932 mal sahibinin ya da bütün bostancıların %5,94'ünün ellerinde toplanmıştı". Bu 1.932 bostancıdan 1.441'i, alanları iki ile beş hektar arasında olan sebze bahçelerine sahiptirler. Bu, işletme başına 2,76'lık bir ortalamayı ve işletme başına 134,7'lik bir ortalamayı bulan toplam toprağı gösterir, (agy) [sayfa 196]
Dolayısıyla, toplam bostan alanının %51,39'u bostancıların yalnızca %6'sının elinde toplanmıştır. Bu kişiler, kapitalist tarımın (100 ile 135 hektar arasında işletmelerin) yanısıra fazladan bostanlara sahip olan büyük kapitalistlerdir. Sonuç olarak, bostancılık, kapitalist bir biçimde, çok büyük ölçüde yoğunlaşmıştır. Ama David "küçük-ölçekli üretimin", yani kiralanmış emeğin kullanılmadığı üretimin "yeşermekte olduğunu" iddia etmek ... cesaretini gösteriyor. Bostancılıkta, ücretli işçilerin hangi büyüklükteki işletmeler için gerekli oldukları konusunda ise hiçbir bilgi vermiyor.
David, istatistikleri işte böyle bilimsel bir tarzda yorumluyor. David'in monografları nasıl yorumladığını gösteren bir ı örneği Hecht,[44] Bulgakov'un, Hertz'in ve Çernov'un aktarmalar yaptıkları Hecht'in[117*] ta kendisi veriyor. David, "çalışmasında", Hecht hakkında iki sayfa dolusu (394-395. sayfalar) ' yorum yapıyor. Ama onu nasıl yorumluyor? Ücretli emekten tek söz yok. Bir parça toprağı olan fabrika işçisinin "yerleşik durumu"nu ballandırarak anlatan, işçileri ve hali-vakti yerinde olan köylüleri aynı potaya koyan Hecht olgusundan tek söz yok. Az sayıdaki hali-vakti yerinde olan köylüler "zenginleşirken", geniş köylü yığınlarının, kendi sütlerini satıp onun yerine daha ucuz olan margarin kullanacak duruma düştükleri gerçeğinden tek söz yok.
David yalnızca bu konuda hiç sözetmemekle kalmıyor; "Bu köylülerin yüksek yaşam düzeyleri konusunda Hecht'in çok ilginç veriler aktardığını bile iddia ediyor (s. 395). Burjuva savunuculuğun daha bayağı bir örneğini düşünmek zor. Yeri gelmişken, Hecht'in, köylülerin daha ucuz margarin alabilmek için sütlerini satmaları konusundaki savına değinelim. Bunun, iktisatçılarca iyi bilinen bir gerçek olduğu düşünülebilir. 1847 yıllarında, Felsefenin Sefaleti adlı yapıtında Marx, kapitalizmde halkın beslenmesinin bozulmasına değiniyordu.[45] Rusya'da Engelhardt[46] döneminden beri (1870'lerden bu yana) mandıracılıkta kapitalizmin gelişmesi konusunda azçok bilinçli bir çalışma yapmış olan herkes, bu [sayfa 197] olguyu birçok kez belirtmiştir. "Çok bilimsel çalışan" David bunu görmemiştir. Hatta bu gerçeğe parmak basan sosyalistlere burun kıvırmaktadır.
David'in kitabının 427-428. sayfalarında, köylülerin süt satışlarının örgütlenip başlamasına yardımcı olan birleşik mandıraların, köylülerin beslenmelerinin bozulmasına neden olduğunu söyleyen Kautsky hakkında alaycı görüşler okuyoruz. Okurun Alman narodniği David hakkında doğru bir değerlendirme yapabilmesi için, onun kendi sözcüklerini aktaracağız:
"... Daha fazla bir gelir elde eden bütün diğer insanlar, bunun bir kısmını mideleri için harcamak alışkanlığındadırlar. Bunu gerçekleştirecek biraz parası olan insanın daha iyi bir şeyler yemek istemesi, insanın doğasından gelen bir şeydir. Bu nedenle, genellikle kabul edildiği üzere, kooperatif sayesinde sütünden ve domuzlarından, eline eskisinden daha fazla para geçen köylünün diğer fanilerden daha farklı davranması çok gariptir" ve buna benzer şeyler.
Elbette, gerici bir küçük-burjuvanın bu palyaçoluğuna yanıt vermeye değmez. Okurlara teşhir etmek yeterlidir; onu beşyüz elli sayfaya dağıtılmış ve birbiriyle ilişkili olmayan bir yığın tarımsal yığıntı altından çekip gün ışığına çıkarmak yeter. David'in kendisinden aktarmalar yaptığı burjuva savunucu Hecht'in bile, pazarlanan sütün yerine ucuz margarinin geçirilmesi sonucunda beslenmede meydana gelen bozulmayı bir olgu olarak kabul ettiğini belirtmek yeter. Küçük köylü çiftçiliğinin egemen olduğu bir bölge olan güney Almanya için bu durum geçerlidir. Başka bir bölge olan doğu Prusya ile ilgili olarak ise, elimizde Klawki'nin küçük köylülerin "çok az miktarda yağ ve sütün tümünü tükettikleri"n,e ilişkin bir tezi[118*] bulunuyor.
David'in ilgilendiği sorunların hepsinde, onun burjuva savunuculuğunu izlemek olanaklıdır. Dolayısıyla, bir düzineden fazla sayfada (413-436. ve diğer sayfalarda) Almanya ve Danimarka'daki süt kooperatiflerini övmektedir. Istatistiklerden [sayfa 198] de alıntılar yapmakta ... ama yalnızca kooperatiflerin sayı olarak artışlarıyla ilgili alıntılar yapmaktadır! "Kooperatif mandıracılığın büyük kapitalist işletmelerin[119*] ellerinde yoğunlaşmasını gösteren istatistikleri aktarmamaktadır.
Davidler'in gözleri, ele aldıkları istatistiklerdeki bu türden verileri nedense görmüyor!
David şöyle diyor: "Kooperatiflerde örgütlenen Danimarka köylüleri, büyük topraksahiplerinin özel mülkü olan işletmeleri bile geçmişlerdir." Bu tümceyi bir örnek izliyor: kooperatiflerde üretilen yağın kalitesinin, topraksahibinin ürettiği yağın kalitesinden daha üstün olduğunu gösteren bir test laboratuvarının 46. raporundan alınmış bir alıntı. Ve David devam ediyor:
"Bir zamanlar küçük işletmelerinde ancak düşük kaliteli yağ üretebilen ve bunun karşılığında ise büyük topraksahiplerine ödenen fiyatın ancak yarısını elde edebilen köylülerin ulaştıkları sonuçlar işte böyledir. Üstelik biz, burada, tümüyle orta ve küçük köylülerden sözetmekteyiz. [İtalikler David'e aittir.] 1898 yılında, Danimarka'da 179.740 tane ahır yardır ve bunların yalnızca 7.544 tanesinde, yani %4'ünde ahır başına 30 ya da daha fazla inek bulunmaktadır; 49.371 tanesinde ya da %27,82'sinde ahır başına, 10 ile 29 inek düşmektedir; 122.589 tanesi ya da %68,97'sinde, ahır başına 10 .inekten az düşmektedir. Bu ahırların yarısından çoğunun, yani 70.218'inin, başka bir deyişle toplamın %39,85'inin içinde, ancak bir ile üç inek bulunuyordu, yani bunlar oldukça küçük işletmelere aittirler. Bu işletmelerin büyük çoğunluğunun kooperatif örgütlerine ait olduğunu şu gerçek ortaya koymaktadır: 1900 yılında Danimarka'nın 1.110.000 süt veren ineğinden yaklaşık olarak 900.000'i süt kooperatiflerine devredilmişti." (s. 424.)
Bilgili David işte böyle tartışıyor. İneklerin çeşitli işletme grupları arasındaki dağılımı konusundaki kesin verileri aktarmaktan sakınıyor; bunu yapmak ona içaçıcı gelmiyor. Ama aktardığı bölük pörçük sayılar bile onun gerçeği [sayfa 199] tamamen tahrif ettiğini ortaya koyuyor. İneklerin toplam sayısı ile davar sayısına göre inek ağıllarının dağılımını karşılaştıracak olursak, aşağıdaki tabloyu elde ederiz. Bu tablo çok doğru[120*] olmamakla birlikte, kuşkusuz bütünüyle gerçeği yansıtmaktadır [Tablo 20]:
[TABLO 20]
|
Danimarka
|
İşletmelerin Sayısı
(Binde) |
Bu İşletmelerdeki İnek Sayısı (Binde)
|
İşletme
Başına
İnek Sayısı |
1-3 ineği olan işletmeler
4-9 ineği olan işletmeler
10-29 ineği olan işletmeler 30 ve daha fazla ineği olan işletmeler
Toplam |
70
52
49
8
179 |
100
250
550
200
1.100 |
1,43
4,81
11,22
25,00
6,14 |
Bu sayılar bize şunları göstermektedir. Birincisi, Danimarka'da mandıracılık
çok fazla yoğunlaşmıştır. 1.100.000 inekten 750.000'i, yani
toplamın üçte-ikisinden fazlası büyük işletmelere —179.000 çiftçiden 57.000'ine, yani işletmelerin toplam sayısının üçte-birinden azına— aittir. Bu işletmelerin her birinde on ya da daha fazla sayıda inek bulunduğuna göre, ücretli emekten vazgeçemeyecekleri açıktır. Dolayısıyla, David burada çiftlik hayvanları besleyen işletmelerin büyüklüklerinin hiç de küçük olmadığını "farkedemedi"; Danimarka işletmelerini, alan büyüklüklerine göre değerlendirmemek gerekir. David burada bunu "farkedemedi". Çünkü
[sayfa 200] kapitalist tarım yapılan her yerde ve her zaman, küçük işletmelerin çok büyük miktarı, toplam üretimin önemsiz bir kısmını karşılar. Küçük işletmelerin sayısı 70.000, yani yaklaşık olarak %40'tır; ama toplam inek sayısının ancak onbirde-birine sahiptirler.
İkincisi, aktarılan sayılar hem Danimarka'da ve hem de Almanya'da
kooperatiflerden başlıca yarar sağlayanların
kapitalistler olduğunu göstermektedir. Eğer 1.100.000 inekten 900. 000'i süt kooperatiflerine devredilmişse, bundan şu sonuç çıkar: 200.000 inek kooperatif pazarlamasının "yardım" alanının
dışında kalmaktadır. Bunlar esas olarak en küçük çiftçilerin inekleridir, çünkü Almanya için verilen sayılar, alanları iki hektara kadar olan işletmelerin ancak %0,3'ünün süt kooperatiflerine ait olduklarını, yüz hektar ve üzerinde alana sahip olan işletmelerin ise %35,1'inin bu türden kooperatiflere ait olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, bütün bunlar, bizi, kooperatif pazarlamasından en az yararlananların (70.000'i 100.000 ineğe sahip olan) küçük çiftçiler olduğu varsayımına götürmektedir.
Danimarka örneği David'i tamamıyla çürütmektedir, çünkü süt ürünlerinin üretiminde küçük ya da orta işletmelerin değil, büyük işletmelerin egemen olduğunu kanıtlamaktadır.
Bu cansız sayılara ve tablolara biraz hayat vermek ve (ahmak küçük-burjuva David'in tamamen gözden uzak tuttuğu) burjuva tarımın sınıfsal niteliğini ortaya koymak için, Danimarka'daki işçi sınıfı hareketi tarihinden aldığımız olağanüstü bir olguyu aktaracağız. 1902 yılında, Danimarkalı gemi sahipleri, ateşçilerin ücretlerini düşürdüler. Buna karşılık ateşçiler greve gittiler. Dok işçilerinin bağlı oldukları sendika, ateşçileri destekledi ve işi durdurdu. Ama ... grevi, Danimarka'nın bütün limanlarına yayarak genel bir grev haline getiremediler. "[İngiltere ile yapılan ticaret alanında bir liman olan, Danimarka'nın batı kıyısında bulunan] ve Danimarka tarımsal üretiminin ihracatında çok önemli bir yer tutan Esbjerg limanı greve sokulamadı, çünkü Danimarka
[sayfa 201] tarım kooperatifleri, gemi yüklenmesinde çalışmak üzere gerekli sayıdaki üyelerini acilen göndereceklerini, Danimarka köylülerinin, ürünlerinin ihracatındaki bir stopaja izin vermeyeceklerini bildirdiler."
[121*]
Dolayısıyla, Danimarka kooperatifleri işçilere karşı gemi sahiplerinden yana çıktılar ve grevi başarısızlığa uğrattılar. Elbette her biri on ya da daha çok sayıda ineğe sahip olan kapitalist çiftçilerin işçilere karşı kendi kapitalist dostlarını desteklemelerini anlamak oldukça kolay. Anlaşılmaz olan, David gibi kendini sosyalist sayan yazarların sahte bir şekilde sınıf savaşımının üstünü örtmeleridir.
Çiftçilik ile (şekerin rafinasyonu, içki imalatı vb. gibi) teknik ürün sanayilerinin birleştirilmesi sorunu konusunda, David, bay Bulgakov'la
aynı hataya düşüyor. Tıpkı Rus profesör gibi "bilgili" Alman oportünisti de, bu tabloların nelere değindiğini durup düşünmeksizin, Alman anketinde verilen tabloları
yalnızca kopya etmiştir] Kautsky, şeker üretiminin, tarımsal
büyük-ölçekli sanayinin bir örneği olduğunu iddia etmektedir. Bunu çürütmek amacıyla, tıpkı Bulgakov gibi, David de, teknik ürün sanayileriyle bağlantılı olan küçük işletmelerin sayılarının büyük işletmelerden daha fazla olduğunu gösteren sayıları aktarmaktadır. (David'in kitabının 406, 407 ve 410. sayfaları.) Bilgili istatistikçi, küçük işletmelerin genel olarak büyük işletmelerden sayıca daha fazla olduğunu unutmuş. Her grup için teknik ürün sanayileri ile birleşen işletmelerin yüzdelerini ortaya koyacağı yerde, her grup için toplam işletme sayısına ilişkin olarak bu türden işletmelerin yüzdesini kopya etmiş. Bay Bulgakov'un yapmış olduğu bu hata ile ayrıntılı olarak uğraştım.
[122*] Burada yapacağım tek şey, bilimsel açıdan tıpkı bay Bulgakov kadar dürüst olan E. David'in, gene bay Bulgakov gibi, şeker pancarı ekimi yapılan
toprağın ne kadarının kapitalistlerin elinde olduğunu
gösteren sayılara gözatmak sıkıntısına katlanmadığına işaret etmektir.
[sayfa 202]
Alman oportünisti ile Rus liberal profesör arasındaki gülünç ruhsal yakınlığın varlığı, yalnızca her ikisinin de istatistikleri aynı dikkatsizlik ve yeteneksizlikle ele almaları gerçeğinden doğmuyor. Bunun yanısıra her ikisi de aynı savrukluk içinde Marx'tan aktarmalar yapıyorlar. Tıpkı Bulgakov gibi David de "azalan verimlilik yasası"nı kabul ediyor. Bu yasayı belirli sınırlamalara giderek yorumlamaya çalıştığı, onu özel koşullarla sınırlamaya çabaladığı bir gerçektir, ama bu, durumu hiç değiştirmiyor. Örneğin, 476. sayfada David şunları söylüyor: "Bu yasa, tarımda bir bilimsel-teknik aşamadan diğerine geçişte yeralan üretkenlik değişimini hiçbir şekilde ilgilendirmez. Tamamıyla, aynı ve tek bilimsel-teknik aşamanın üretkenliğini ilgilendirir." Bu, benim bay Bulgakov'a karşı çıkarken,
[123*] bu ünlü yasanın
sınırlaması olarak değindiğim sınırlamanın aynısıdır. Hemen şunu eklemiştim: Bu sınırlama, bu "yasa"yı, "o kadar göreli bir hale getirmektedir ki, buna, ne yasa
ve hatta ne de tarımın kendine özgü ana unsuru denebilir."
Bununla birlikte, David, bu yasayı, tarımın kendine özgü bir unsuru [düzeyine -ç.] yükseltiyor. Sonuç, içinden çıkılması olanaksız bir karışıklığa varıyor. Çünkü eğer "bilimsel-teknik" koşullar değişmeden kalırsa, sanayide de ek sermaye yatırımları çok büyük ölçüde sınırlanmış olur.
Son bölümde David şöyle diyor: "Tarımın geriliği ilkin, azalan verimlilik yasasında ifadesini bulan
organik doğanın tutuculuğuna dayanır." (s. 501.) Bu sonuç, biraz önce ileri sürülmüş olan tezin, kendisinden, yani "yasa"nın daha yüksek teknik aşamalara geçiş durumları için geçerli olmadığı tezinden vazgeçildiğini gösteriyor! "Organik doğanın tutuculuğu", basitçe, tarımsal gelişmeyi özellikle engelleyen
toplumsal koşulları anlamak yeteneğinden yoksun olan gerici küçük-burjuvanın sözlü kaçamağıdır. Bu toplumsal koşullardan ilkini, tarımdaki serflik kalıntılarının, tarım işçilerinin hak eşitsizliğinin ve buna benzer durumların oluşturduğunu ve ikincisini de fiyatları şişiren ve
toprak fiyatlarında yüksek
[sayfa 203] rantları
temsil eden toprak rantının oluşturduğunu David'in anlamadığı açıkça ortaya çıkıyor.
David şunları yazıyor: "Bize göre, Alman tarımı, bugün denizaşırı üretim sayesinde dünya ekonomisinin normal saydığı üretkenlik düzeyi ... için gerekli olan tahıl miktarının toplamını üretemez. Azalan verimlilik yasası, üretkenlikte bir azalma olmaksızın, sınırlı bir toprak alanı üzerinde üretilen ürünlerin miktarında sınırsız bir artışa izin vermez." (519.) — Bu, David'in kitabının son tümcesidir.
Lütfen şu iktisatçıya bakınız! Hem azalan verimlilik "yasa"-sının yalnızca tek ve aynı bilimsel-teknik aşamasındaki üretkenlik değişimiyle ilgili olduğunu söylüyor (476), hem de şu Sonuca varıyor: "Yasa, ürünlerin miktarında "sınırsız" bir artışa izin vermez!" (519.) Eğer toprağın özel mülkiyeti, şişirilen rant, tarım işçisinin hiçbir hakkının olmayışı, mağdur durumu ve giderek gerilemesi, yunkerlerin barbar ortaçağ ayrıcalıkları onu [Alman tarımı -ç.] engellememiş ise, Alman tarımı, niçin daha sonraki "bilimsel-teknik aşama"ya
yükseltilememiştir?
Burjuva savunucu, doğal olarak, tarımsal geriliğin toplumsal ve tarihsel nedenlerini görmezlikten gelmeye çabalıyor ve suçu "organik doğanın tutuculuğuna" ve "azalan verimlilik yasasına" atıyor. Bu ünlü yasada, savunma ve ahmaklıktan başka hiçbir şey yoktur.
Burjuva ekonomi politiğin eski önyargılarına doğru bu utanç verici geri dönüşümü örtebilmek için, tıpkı Bulgakov gibi, David de, Marx'tan tahrif edilerek alınmış bir aktarmayı bize sunuyor. David de, bay Bulgakov'un aktardığı,
Kapitalin III. cildinin
aynı sayfasını (III. B., II. Teil, s. 277) aktarıyor! (David'in kitabının 481. sayfasına ve bizim bay Bulgakov'la ilgili önceki eleştirimize bakınız.
[124*])
Bay Bulgakov'un
bilimsel dürüstlüğü konusunda söylediklerimin hepsi David için de
tamamıyla geçerlidir. Bay Bulgakov Marx'tan aldığı bir pasajı tahrif etmiştir. David, kendisini aynı pasajın ilk sözcüklerini aktarmakla sınırlıyor:
[sayfa 204]
Ardarda sermaye yatırımlarıyla toprağın giderek azalan üretkenliği konusunda Liebig'e bakınız" (
Das Kapital, III. B., II.Teil, s. 277).
[47] Okura bunu, Marx'ın tek referansı gibi gösteren David, tıpkı Bulgakov gibi, Marx'ı tahrif ediyor. Yineliyoruz: Aslında,
Kapital'in III. cildini (ve
Theorien über den Mehrwert'in
[48] II. cildinin II. kesimini) okuyan herkes, durumun bunun tam tersi olduğunu bilir. Marx, ek sermaye yatırımlarının
giderek azalan üretkenlik durumlarını, ek sermaye yatırımlarının
artan üretkenlik durumları kadar mantıklı ve olanaklı görmektedir.
481. sayfanın dipnotunda, David, gelecekte bu yasa ile rant arasındaki ilişkiyi araştıracağına ve aynı zamanda, "Malthus ve Ricardo tarafından ortaya konan temeli reddetmekle birlikte, rant teorisini geliştirip genişletmeye çabalayan Marx'ın bu girişimini eleştirel bir biçimde inceleyeceğine" söz veriyor.
David'in eleştirel incelemelerinin, bay Bulgakov'vari ya da ... yoldaş Maslov'vari burjuvaca önyargıların bir tekrarı olacağı kehanetinde bulunmayı göze alıyoruz.
Şimdi David'in kökten hatalı tezlerinden başka birini inceleyelim. Onun savunduğu şeyleri ya da istatistiklerde yaptığı tahrifatı çürütmek, çok nankör bir görevdir. Şimdi incelemeye girişeceğimiz sorunla ilgili olarak, günümüz küçük-burjuva teorileri ile gerçeğin
olaylara dayanan tablosunu karşılaştırmamızı olanaklı kılacak yeni bazı verilere sahibiz.
XI. BÜYÜK VE KÜÇÜK İŞLETMELERDEKİ
ÇİFTLİK HAYVANLARI
Tarım sorunu "eleştirmenleri" ya da bernştayncılar, küçük-ölçekli üretimi savunurken, sık sık şu örneğe başvururlar. Belli bir toprak birimi üzerinde, küçük çiftçilerin büyük çiftçilerden çok daha fazla sayıda hayvan beslediklerini ve bunun sonucunda da topraklarını daha iyi gübrelediklerini söylerler. Küçük çiftçilerin işletmelerinin teknik olarak yüksek bir düzeyde olduğunu, çünkü doğal gübrenin modern [sayfa 205] tarımda belirleyici bir rol oynadığını ve işletmede beslenen davarlardan elde edilen doğal gübrenin bütün yapay gübrelerden çok daha üstün olduğunu iddia ederler.
E. David, Sosyalizm ve Tarım adlı kitabında bu teze kesin bir önem yüklüyor. (Rusça çevirisinin 326, 526 ve 527. sayfaları) italiklerle: "Doğal gübre tarımın ruhudur." (s. 308) diye yazıyor ve herkesin bildiği bu gerçeği, küçük-ölçekli çiftçilik konusundaki savunmasının başlıca temeli yapıyor. Küçük işletmelerin birim toprak başına büyük işletmelerden çok daha fazla hayvan beslediğini gösteren Alman istatistiklerinden aktarmalar yapıyor. Bu sayıların, tarımda küçük ya da büyük-ölçekli üretimin üstünlükleri sorunu konusunda tamamıyla kendisinden yana karar vereceklerinden emin.
Bu teoriyi ve tarımın gübresel ruhunu daha yakından inceleyelim.
David ve burjuva ekonomistler arasındaki sayısız öğretililerinin kanıtlamalarının başlıcası istatistikseldir. Benzer niceliklerin karşılaştınlabilirliğini, yani aynı sayıda belli bir cins hayvanın büyük ve küçük işletmelerde eşit bir tarımsal değeri temsil ettiğini zımnen varsayarak, farklı büyüklüklerdeki işletmelerde (birim toprak başına düşen) hayvan sayısını karşılaştırıyorlar. Eşit sayıda hayvanın, eşit miktarda doğal gübre sağladığı, büyük ve küçük işletmelerdeki hayvanların yaklaşık olarak aynı nitelikte oldukları ve buna benzer şeyler varsayılmaktadır.
Elbette, sözkonusu olan tezin inandırıcılığı tamamen zımnen alışılagelen bu varsayımın doğru olup olmamasına bağlıdır. Bu tez doğru mudur? Eğer çıplak ve kaba, gelişigüzel istatistik-lerden bir bütün olarak küçük ve büyük-ölçekli tarımsal üretimin toplumsal ve ekonomik koşullarının tahliline geçecek olursak, bu tezin henüz kanıtlanmamış olan şeyin ta kendisini önceden doğruymuş gibi kabul ettiğini görürüz. Marksizm, hayvanların bakım koşullarının (ve aynı zamanda, önceden de gördüğümüz gibi, toprağın bakım ve tarım işçisinin durumunun) küçük-ölçekli çiftçilikte büyük-ölçekli çiftçilikten çok daha kötü olduğunu kuvvetle belirtir. Burjuva [sayfa 206] ekonomi politiği ise bunun tersini iddia eder ve bernştayncılar da bu iddiayı, yani küçük çiftçinin çalışkanlığı sayesinde, küçük bir işletmenin hayvanlarının büyük işletmeninkilerden çok daha iyi durumda olduklarını yinelerler. Bu soruna ışık tutacak verileri bulmak için, David'in üzerinde çalıştığı istatistiklerden biraz daha farklı istatistikler gerekir. Farklı büyüklüklerdeki işletmelerdeki hayvan sayısı değil, ama bu hayvanların niteliklerini gösteren bir istatistik çalışması gerekir. Alman iktisat yazınında böyle bir çalışma vardır ve belki de birden fazladır. Kitabını her türden tarımsal çalışmadan alınmış bir yığın karmakarışık aktarma ile dolduran David'in ayrıntılı bir araştırma yoluyla literatürde bulunabilecek, küçük ve büyük-ölçekli üretimlerin iç koşullarını açıklığa kavuşturacak girişimleri tamamıyla ihmal etmesi oldukça ilginçtir. David'in ihmal etmekle haksızlık ettiği bu araştırmalardan birisini okura tanıtacağız. Tarım sorunları konusunda ünlü bir Alman yazar olan Drechsler, monografik bir "tarım istatistik araştırması"nın sonuçlarını yayınladı ve bunlar konusunda haklı olarak şunu söyledi: "Bu araştırma sonuçlarının hassasiyetleri elbette eşsizdir." Hanover ilinde, 25 yerleşim yeri (22 köy ve üç büyük toprak sahibi mülkü) incelenmiş ve yalnızca toprak miktarını ve hayvan sayısını değil, ama aynı zamanda hayvanların niteliğini de gösteren veriler her işletme için ayrı ayrı toplanmıştır. Hayvanların niteliğini saptamak üzere özellikle hassas bir yöntem benimsenmiştir: Her hayvanın canlı ağırlığı[126*] kilogram cinsinden "her hayvanın olanaklı olan en dikkatli biçimde, uzmanlarca değerlendirilmesi temeline dayanılarak" alınmıştır. Farklı büyüklüklerdeki işletmelerdeki her cins hayvanın canlı ağırlığını gösteren veriler elde edilmiştir. Araştırma, ilki 1875 ve [sayfa 207] ikincisi ise 1884 yılında olmak üzere iki kez yapılmıştır. Her üç köy grubuna ve üç büyük işletmenin her birine ait olan sayılar işlenmemiş bir biçimde Drechsler[127*] tarafından yayınlanmıştır. Köylerdeki köylü işletmeleri toprak miktarlarına göre yedi gruba ayrılmıştır (50 hektarın üzerindekiler; 25 hektardan 50 hektara kadar olanlar; 12,5 hektardan 25 hektara kadar olanlar; 7,5 hektardan 12,5 hektara kadar olanlar; 2,5 hektardan 7,5 hektara kadar olanlar; 1,25 hektardan 2,5 hektara kadar olanlar ye 1,25 hektar ve altındakiler). Drechsler'in sayılarının onbir değişik hayvan cinsine ilişkin olduğu düşünülürse, okur bu tabloların ne kadar karmaşık olduğunu anlayacaktır. Genel ve esas sonuçları çıkarmamızı olanaklı kılacak özetlenmiş sayıları elde etmek için, bütün işletmeleri beş temel gruba ayıracağız: (o) büyük işletmeler; (b) 25 hektardan çok toprağa sahip olan köylü işletmeleri; (c) 7,5 ve 25 hektar arasında alana sahip olan işletmeler; (d) 2,5 ve 7,5 hektar arasında alana sahip olan işletmeler; ve (e) 2,5 hektardan daha az alana sahip olan işletmeler.
1875 ve 1884 yılları için bu gruplarda yeralan işletmelerin sayıları ve toprak miktarları aşağıda gösterilmiştir [Tablo 21]:
Bu sayıları açıklamak için, her şeyden önce farklı büyüklüklerdeki işletmelerin ekonomik tipleri ile ilgileneceğiz. Drechsler, alanları 7,5 hektar ve üzerinde olan bütün işletmelerin ücretli emek istihdam ettiğini varsayıyor. Dolayısıyla, (1875 yılında) işçi çalıştıran 325 köylü işletmesi var. 2,5 hektara kadar toprağa sahip olan çiftçilerin hepsi, ücretli işçi olarak çalışmak zorundalar. Drechsler'in hesaplamalarına göre 2,5 ile 7,5 hektar arasında (ortalama = 4,3 hektar) toprağa sahip olan çiftçilerin yansı emek istihdam etmemekte, diğer yarısı ise ücretli işçi sağlamaktadırlar. Bu durumda, toplam köylü işletmelerinin 325'i kapitalist, 221'i ise emek istihdam etmeyen ve ücretli işçi sağlamayan (narodniklerin deyimiyle) küçük "trudovik" işletmelerdir. 1.670'i [sayfa 208] ise ücretli işçi sağlayan yan-proleter işletmelerdir.
[TABLO 21]
|
[Gruplar]
|
1875
|
1684
|
|
İşletmelerin Sayısı
|
Toprak Miktarı (Hektar)
|
İşletme Başına Düşen Toprak (Hektar)
|
İşletmelerin Sayısı
|
Toprak Miktarı (Hektar)
|
İşletme Başına Düşen Toprak (Hektar)
|
(a) Büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar
işletmeler
(e) 2,5 ve daha az
olan işletmeler
Toplam
|
3
51
274
442
1.449
2.219 |
689
1.949
3.540
1.895
1.279
9.352 |
229
38
13
4,3
0,88
4,2 |
3
58
248
407
1.109
1.825 |
766
2.449
3.135
1,774
1.027
9.151 |
255
42
12
4,3
0,9
5,0 |
Ne yazık ki Drechsler'in gruplandırması, 5-20 hektar arasında toprağa sahip olan orta-köylüler konusunda, genel Alman istatistiklerinden farklıdır. Gene de, bu orta-köylülerin çoğunluğunun ücretli işçilerden vazgeçmemeleri olgusu kuşku götürmez. Almanya'daki "orta-köylüler", küçük kapitalistlerdir. Emek kiralamayan ve kendilerini de dışarıya kiralamayan köylüler, önemsiz bir azınlığı, yani 2.216'da 221'i ya da onda-birini oluştururlar.
Dolayısıyla, ekonomik tiplerine göre ayırdığımız işletme grupları şöyle nitelendirilmektedirler: (
a) büyük kapitalist işletmeler; (
b) orta kapitalist işletmeler (
"Grossbauern")
; (
c) Küçük kapitalist işletmeler; (
d) küçük köylü işletmeleri; ve
[sayfa 209] (e) yarı-proleter işletmeler.
1875 ve 1884 yılları arasında işletmelerin toplam sayısı ve işgal ettikleri toprağın toplam miktarı azaldı. Bu azalma başka küçük işletmelerde gerçekleşti: 2,5 hektara kadar bir alanı kaplayan işletmelerin sayısı 1.449'dan 1.109'a düşerek 340 kadar azaldı, yani yaklaşık olarak 1/4'lük bir düşme gösterdi. Öte yandan, (25 hektarın üzerindeki) en büyük işletmelerin sayısı 54'ten 61'e yükseldi; bunların kapladıkları alan ise 2.638 hektardan 3.215 hektara yükselerek 577 hektarlık bir artış gösterdi. Dolayısıyla, belli bir alandaki tarım standartlarının Drechsler'i sevince boğan yükselişi ve işletmenin genel olarak gelişmesi, tarımın
giderek azalan sayıdaki toprak sahibinin ellerinde yoğunlaşmasını göstermektedir: "İlerleme", yaklaşık olarak 2.219 çiftçiden 400'ünü tarımın dışına itmiş (1884 yılında tarımda kalan çiftçi sayısı 1.825'tir) ve kalanların arasından işletme başına ortalama toprak miktarını 4,2 hektardan 5 hektara yükseltmiştir. Kapitalizm, bölgenin birisinde belli bir tarım dalını yoğunlaştırır ve bir miktar küçük çiftçiyi proletarya saflarına iterken; başka bir bölgede ticari çiftçiliğin büyümesi, yeni bir miktar küçük çiftçi yaratır. (Örneğin, kentlerin çevresindeki köylerde ve Danimarka gibi ürettiklerini ihraç eden ülkelerin tümünde olduğu gibi.) Halen diğer bölgelerde, orta büyüklükteki işletmelerin parçalanması, küçük işletmelerin sayısını artırmaktadır. Gelişigüzel istatistikler bütün bu süreçleri gizlemektedir. Çünkü bu süreçleri inceleyebilmek için ayrıntılı araştırmaların yapılması gerekir. Çiftlik hayvanlarının toplam baş sayısı azaldığı halde, tanımlanan bölgede tarımın gelişmesi, özellikle çiftlik hayvanlarının beslenmeleri konusundaki ilerlemelerde kendini gösterdi. 1875 yılında, (büyükbaş hayvan cinsinden) 7.802 baş çiftlik hayvanı var iken, 1884'te bunlar 6.993'e düştü. Kaba istatistiklerden yola çıkacak olursak, çiftlik hayvanlarının toplam sayılarındaki bu azalma, çiftlik hayvancılığı açısından bir gerilemenin işareti olabilirdi. Aslında, hayvanların kalitelerinde bir iyileşme vardır. Yani eğer hayvanların sayısını değil de, toplam "canlı ağırlıklarını alacak olursak, 1875 yılı için 2.556.872 kilogram, 1884 yılı için ise
[sayfa 210] 2.696.107 kilogram elde ederiz.
Çiftlik hayvanlarının beslenmesi alanındaki kapitalist gelişme, kendisini yalnızca sayılardaki bir artışla göstermiyor; kötü kaliteli sürülerin yerine iyi kaliteli sürülerin konulması, yemin artırılması vb. konularında kendisini bazan sayılardaki artışta olduğundan da fazla gösteriyor. [Tablo 22]
[TABLO 22]
[Gruplar]
|
1875
|
1884
|
|
Büyük Baş
|
Küçük Baş
|
Toplam
|
Büyük Baş
|
Küçük Baş
|
Toplam
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
Toplam |
105
13,2
5,4
2,2
0,3
1,7 |
69
11,0
3,8
1,4
0,6
1,6 |
174
24,2
9,2
3,6
0,9
32 |
110
13,7
4,9
2,2
0,4
2,0 |
41
10,5
4,2
1,8
0,7
1,8 |
151
24,2
9,1
4,0
1,1
3,8 |
En büyük işletmelerde hayvan sayısı azalmıştır. En küçük işletmelerde ise bu sayı büyümüştür. İşletme ne kadar küçük ise, artış da o kadar hızlıdır. Bu, küçük-ölçekli üretimin gelişmesini ve büyük-ölçekli üretimin gerilemesini kanıtlar gibi gözüküyor. Yani David'in teorisi doğrulanıyor, öyle değil mi?
Ama bu yanılsamayı dağıtmak için yalnızca hayvanların
ortalama ağırlıklarını gösteren sayıları almamız yeter. [Tablo 23.]
Bu sayılardan çıkarılacak ilk sonuç şudur; işletme ne kadar büyük olursa, hayvanların kalitesi de o kadar iyi olur. Bu konuda kapitalist işletmeler ile küçük köylü işletmeleri ya da yarı-proleter işletmeler arasında çok büyük bir farklılık vardır. Örneğin 1884 yılında, büyük işletmeler ile küçük
[sayfa 211] işletmeler arasındaki bu farklılık
yüzde-yüzün üstündeydi: Büyük kapitalist işletmelerde ortalama bir hayvanın ortalama ağırlığı 619 kilogram iken, yarı-proleter işletmelerde bu sayı 301 kilogram, yani yarıdan az idi! Bütün bunlardan sonra, insan, David'in tezlerinin ve büyük ve küçük işletmelerde hayvanların kalitelerinin aynı olduğunu varsayarak onun gibi düşünenlerin ne kadar yüzeysel olduklarını değerlendirebilir.
[TABLO 23]
|
[Gruplar]
|
Hayvan Başına Düşen
Ortalama Ağırlık (Kg.) |
|
1875
|
1884
|
|
Büyük Baş
|
Küçük Baş[128*]
|
Toplam
|
Büyük Baş
|
Küçük Baş
|
Toplam
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
Ortalama
|
562
439
409
379
350
412 |
499
300 281 270
243
256 |
537
376
356
337
280
354 |
617
486 432 404
373 446 |
624
349 322
287
261 316 |
619
427
382
352
301
385 |
Küçük işletmelerde hayvanların çok daha kötü bir biçimde bakıldıklarına yukarda değindik. Şimdi bunu olaylara dayanarak doğrulayacağız. Canlı ağırlık konusundaki sayılar, bize, hayvanların bakım koşullarının
tümüne ait çok kesin bir fikir vermektedir: beslenme, barınak, çalışma, bakım — sanki bunların hepsi, Drechsler'in monografında istatistiksel açıklamasını bulan sonuçlarda özetlenmiştir. Küçük çiftçi, hayvanlarına bakmak için ne kadar "çaba" gösterirse göstersin
[sayfa 212] —bay V. V.
[49] ve Alman David bu çabayı göklere çıkarmaktadırlar— iki kat daha kaliteli ürünler veren büyük-ölçekli üretimin avantajlarına yaklaşık olarak bile ulaşması olanaklı değildir. Kapitalizm, küçük köylüyü, sonsuzluğa dek hiçbir işe, müsrifçe bir emek harcamasına mahkum etmiştir, çünkü yetersiz araçlarla, yetersiz zaman ile, düşük kaliteli hayvan ile, yetersiz barınma yerleriyle ve benzerleriyle yapıncak en dikkatli bakım, emek israfından başka bir şey değildir. Burjuva ekonomi politiği bu konuyu değerlendirirken, köylünün kapitalizm tarafından bu yıkılışını ve ezilmesini değil, ama (en kötü sömürü koşulları altında
kapitalizmin çıkarı uğruna didinen) işçinin "çalışkanlığı"nı önplana çıkarır.
Yukarıya aktarılan sayılardan çıkarılacak ikinci sonuç şudur; Son on yıl içinde, hayvanların kalitesi, hem ortalama toprak ve hem de tüm işletme kategorilerinde gelişme göstermiştir. Ama bu genel ilerlemenin sonucu olarak, büyük ve küçük işletmelerde çiftlik hayvanlarının beslenmesi arasındaki farklılık azalmamış, ama
daha da çok çarpıcı bir hale gelmiştir. Genel ilerleme, küçük ve büyük işletmeler arasındaki uçurumu kapatmaktan çok derinleştirmiştir, çünkü bu ilerleme süreci içinde, büyük-ölçekli tarım üstün gelmiştir. 1875 ve 1884 yılları için ortalama bir hayvanın ortalama ağırlıklarımın karşılaştırılması aşağıda gösterilmiştir [Tablo 24]:
[TABLO 24]
|
[Gruplar]
|
Ortalama Hayvan
Başına Ortalama
Ağırlık (Kg.) |
Artış
|
Artış
Yüzdesi
|
|
1875
|
1894
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
Ortalama
|
537
376
356
337
280
364 |
619
427
382
352
301
385 |
+82
+51
+26
+15
+21
+31 |
+15,2
+13,6
+7,3
+4,4
+7,5
+8,7 |
En büyük ilerleme, büyük kapitalist işletmelerde görülmektedir. Orta büyüklükteki kapitalist işletmeler bunları izle-mektedir; küçük köylü işletmelerindeki ilerleme tamamıyla ihmal edilebilir ölçüdedir, geri kalanlarda ise çok önemsizdir. Tarım ekonomisinin sorunları üzerinde yazı yazan tarım uzmanlarının büyük çoğunluğu gibi Drechsler de, yalnızca konunun teknik yönünü belirtmiştir. 1875 ve 1884 yılları için yapılan karşılaştırmadan çıkardığı beşinci sonuçta şunları söylemektedir: "Çiftlik hayvanlarının bakımı
[129*] açısından önemli ölçüde ilerleme kaydedilmiştir: Kalitede iyileşme ve
[sayfa 213] baş olarak hayvan sayısında düşüş: her üç işletme grubunda,
[130*] hayvan başına düşen ortalama canlı ağırlık önemli ölçüde artmıştır. Bu ise, hayvan beslenmesinde, bakımında ve büyütülmesinde
az ya da çok genel olarak (
ziemlich allgemein) dikkate değer bir ilerlemeyi gösterir."
Altım çizdiğimiz "az ya da çok genel olarak" sözcükleri, yazarın sorunun toplumsal ve ekonomik yönünü ihmal ettiğini açıkça ortaya koymaktadır; "çok" sözcüğü büyük işletmelere, "az" sözcüğü ise küçük işletmelere aittir. Drechsler bunu görmezden geldi, çünkü yalnızca köy grupları ile ilgili olan rakamlara dikkat etti; değişik tipteki işletme gruplarına ilişkin olan sayıların üstünde durmadı.
Şimdi "tarım" sözcüğünün dar anlamı içinde çiftçilik koşullarına ışık tutan çeki hayvanları ile ilgili sayılara geçelim. Çeki hayvanlarının sayılarına göre yeniden gözden
[sayfa 214] geçirmekte olduğumuz işletmeleri, şu sayılar nitelendirmektedir [TABLO 25]:
[TABLO 25]
|
[Gruplar]
|
İşletme Başına Düşen
Çeki Hayvanlarının
Ortalama Sayısı |
|
1875 |
1884 |
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
Ortalama
|
27
4,7
2,1
1,3
0,07
0,7 |
44
5,5
2,4
1,5
0,16
1,0 |
Dolayısıyla yan-proleter işletmelerin ezici çoğunluğunda hiç "çeki hayvanı yoktur (bu işletmeler 2,5 hektara kadar alana sahiptirler; 1884 yılında 1.825 işletmedendi. 109'unu bunlar oluşturuyordu). Bunlara sözcüğün gerçek anlamıyla tarım işletmeleri bile denemez. Durum ne olursa ölsün, çeki hayvanlarının kullanımı konusunda, büyük işletmeler ile yüzde 93'ü ya da 84'ü hiçbir çeki hayvanı kullanmayan bu işletmeler arasında, hiçbir karşılaştırma yapılamaz. Bununla birlikte, eğer, bu alanda büyük kapitalist işletmelerle küçük köylü işletmelerini karşılaştıracak olursak, birincilerin (grup (
a)) 766 hektarlık toprak başına 132 çeki hayvanına sahip olduklarını ve ikincilerin (grup (
d) ise 1.774 hektar başına (1884'te) 632 çeki hayvanına sahip olduklarını görürüz. Yani birincisinin yaklaşık olarak
altı hektar başına bir çeki hayvanı vardır, ikincisinin ise yaklaşık olarak
üç hektar başına bir çeki hayvanı vardır. Açıkça görülüyor ki, küçük işletmeler çeki hayvanlarının bakımı konusunda iki kat daha fazla harcama yapıyorlar. Küçük-ölçekli üretirn, teknik tarım araçlarının sağa sola dağılmasını ve dağılma sonucunda da emeğin boş yere harcanmasını gerektirir.
Bu dağılma, kısmen küçük çiftçilerin
düşük kaliteli çeki
[sayfa 215] hayvanlarını yani inekleri çeki hayvanı olarak kullanmak zorunda olmalarına dayanır.
Çeki hayvanlarının toplam sayılarına göre ineklerin yüzdesi aşağıda verilmiştir [Tablo 26]:
Tarla işlerinde ineklerin kullanımının giderek arttığı ve yan-proleter ve küçük köylü işletmelerinde başlıca çeki hayvanlarının inekler olduğu açıkça görülmektedir. Tamamıyla burjuva görüş açısını benimseyen Drechsler gibi David de, bunu, bir gelişme olarak görme eğilimindedir. Vardığı sonuçlarla ilgili olarak Drechsler şunları yazıyor: "Çok sayıda küçük işletme,
kendileri için daha uygun olan, inekleri çeki hayvanları olarak kullanma yolunu seçmişlerdir." Bu, küçük çiftçiler için "daha uygun"dur, çünkü
daha ucuzdur. Daha ucuzdur, çünkü düşük kaliteli çeki hayvanlarının yerine daha iyi kalitede olanlar geçmektedir. Drechslerler'i ve Davidler'i hayran bırakan küçük çiftçilerin gelişmesi ile, gittikçe daha kötü malzemeler, fabrika artıkları kullanan, yokolma durumundaki el dokumacılarının gelişmesi birbirine oldukça eşit durumdadır.
[TABLO 26]
|
[Gruplar]
|
1875
|
1884
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
|
—
—
%6,3
%60,7
%67,7 |
—
%2,5
%11,4
%64,9
%77,9 |
|
Ortalama
|
%27,0
|
%33,4
|
1884 yılında çeki ineklerinin ortalama ağırlıkları 381 kilogram,
[131*] çeki atlarının ortalama ağırlıkları 482 kilogram ve öküzlerinki ise 553 kilogram idi. Sonuncu çeki hayvanı cinsi, yani en güçlü olanı, 1884 yılında büyük kapitalist işletmelerdeki çeki hayvanlarının toplamının yarıdan fazlasını, orta ve küçük kapitalist işletmelerdeki çeki hayvanlarının toplamının
[sayfa 216] hemen hemen dörtte-birini ve yan-proleter işletmelerdeki toplam çeki hayvanlarının ise onda-birinden azım oluşturuyordu. Dolayısıyla, işletme ne kadar büyük ise çeki hayvanlarının kalitesi de o kadar yüksektir. Ortalama bir çeki hayvanının ortalama ağırlığı aşağıda verilmiştir [Tablo 27]:
Sonuç olarak, çeki hayvanlarında bütünüyle bir
gerileme vardır. Aslında büyük kapitalist işletmelerde oldukça önemli bir ilerleme görüyoruz; diğerlerinin hepsinde, ya hiçbir değişme yok, ya da gerileme var. Çeki hayvanlarının kalitelerine gelince: 1875 ve 1884 yılları arasında büyük-ölçekli ve küçük-ölçekli üretim arasındaki farklılık da
artmıştır. İneklerin küçük çiftçilerce çeki hayvanları olarak kullanılmaları, Almanya'da herkesin yaptığı bir iş haline gelmiştir.
[132*] Bizim Sayılarımız, bu eylemin, tarımsal üretim koşullarındaki bir gerilemeyi, köylülüğün giderek artan yoksulluğunu gösterdiğini dokümanter bir kesinlikle ortaya koymaktadır.
[TABLO 27]
|
[Gruplar]
|
1875
|
1884
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
|
554
542
488
404
377 |
598
537
482
409
378 |
|
Ortalama
|
464
|
460
|
Drechsler'in monografındaki veriler konusundaki çalışmamızı tamamlarken, birim toprak alanına düşen bütün hayvanların sayıları ve ağırlıkları ile ilgili bir değerlendirmeyi, yani David'in Alman tarımı üzerindeki genel istatistiklere dayanarak yaptığı değerlendirmeyi aktaracağız [Tablo 28]:
David, hektar başına düşen çiftlik hayvanlarının sayılarını gösteren rakamlarla kendisini sınırlamaktadır. Alman
[sayfa 217] tarımında tümüyle olduğu gibi, bizim örneğimizde de, bu sayılar büyük işletmelerde birim toprak alan başına düşen çiftlik hayvanlarının sayılarında bir
azalmayı göstermektedirler. Örneğin 1884 yılında, yan-proleter işletmelerde hektar başına düşen sığır sayısı büyük kapitalist işletmelerin iki katı kadardır (0,59'a karşı 1.18). Ama biz, bu değerlendirme ile, birbiriyle karşılaştırılamayan şeylerin karşılaştırılmaya çalışıldığını biliyoruz. İşletmeler arasındaki gerçek ilişkiyi, çiftlik hayvanlarının ağırlıklarına ilişkin rakamlar ortaya koymaktadır: bu alanda da, büyük-ölçekli üretim küçük-ölçekli üretimden çok daha iyi bir durumdadır. Çünkü birim toprak alanı başına ağırlık olarak çiftlik hayvanlarının
azamisine ve dolayısıyla doğal gübrenin
azamisine sahiptir. Böylece, küçük işletmelerin bütünüyle doğal gübre ile çok daha iyi donatıldıkları konuşunda David'in vardığı sonuç, gerçeğin tam tersidir. Üstelik, şunlar akılda tutulmalıdır: Birincisi, bizim sayılarımız, ancak hali-vakti yerinde olan işletmelerin satın alabilecekleri yapay gübreleri kapsamamaktadır;
[sayfa 218]ikincisi, çiftlik hayvanlarının miktarları, ağırlık açısından karşılaştırıldıkları zaman, sığırlarla daha küçük olan hayvanlar aynı düzeye konmuş olur. Örneğin, 45.625 kilogram
—büyük işletmelerdeki 68 baş sığırın ağırlığı— iken, 45.097 kilogram, küçük işletmelerdeki 1.786
keçinin ağırlığıdır (1884'te). Gerçekte, doğal gübre sağlanması konusunda, büyük işletmelerin yararlandıkları üstünlükler, bizim sayılarımızda gösterilenden çok daha fazladır.
[133*]
[TABLO 28]
|
[Gruplar]
|
Bir Hektar Toprak
Başına Düşen |
|
Çiftlik
Hayvanlarının
Toplam Sayısı
(Sığır Cinsinden) |
Toplam Çiftlik
Hayvanlarının
Kilogram
Cinsinden Ağırlığı |
|
1875
|
1884
|
1875
|
1884
|
(a) büyük işletmeler
(b) 25 ve daha fazla alana
sahip işletmeler
(c) 7,5-25 hektar işletmeler
(d) 2,5-7,5 hektar işletmeler
(e) 2,5 ve daha az olan
işletmeler
Ortalama
|
0,77
0,63
0,71
0,85
1,02
0,77 |
0,59
0,57
0,72
0,94
1,18
0,76 |
408
238
254
288
286
273 |
367
244
277
328
355
294 |
Özet: "doğal gübre, tarımın ruhudur" tümcesinden yararlanan David, özellikle çiftlik hayvancılığının toplumsal ve ekonomik ilişkilerinden kaçındı ve olayı tamamıyla hatalı bir yönden ortaya koydu.
Kapitalist tarımda büyük-ölçekli üretimin, gerek çiftlik hayvanlarının bakımları, gelişmeleri ve gerek gübre elde etmek amacıyla kullanılmaları açısından, özellikle çeki hayvanları ve genel olarak ise çiftlik hayvanlarının kaliteleri konusunda, küçük ölçekli üretime karşı çok büyük avantajları yardır.
XII. TARIM SORUNU KONUSUNDA MARKSIZME
KARŞI ÇIKANLAR[134*] AÇISINDAN "İDEAL ÜLKE"
Danimarka'daki tarım düzeni ve tarım ilişkileri, bir iktisatçı için özellikle ilgi çekicidir. Tarım sorunu konusunda çağdaş literatürün başlıca revizyonist temsilcisi olan E. David'in Danimarka tarım birlikleri ve (sözde) Danimarka "küçük köylü" işletmeciliği örneğini kuvvetle vurguladığını gördük.[135*] E. David'in çalışmalarından yararlandığı Heinrich Pudor, [sayfa 219] Danimarkayı "tarımsal işbirliğinin ideal ülkesi"[136*] olarak adlandırıyor. Rusya'da da, liberal ve narodnik görüşlerin temsilcileri, tarımda küçük-ölçekli üretimin canlılığı teorisini doğrulamak için marksizme karşı "koz" olarak kullandıkları Danimarka'nın ardına daha az sık olmamak üzere sığınırlar. Örneğin, liberal Hertzenstein'ın Birinci Dumadaki konuşmasına ve narodnik Karavayev'in ikinci Dumadaki söylevine bakınız.
Diğer Avrupa ülkelerine bakarak, "küçük köylü" tarımı Da-nimarka'da gerçekten en çok yaygın olanıdır; ve kendisini yeni pazar gereksinme ve koşullarına uydurmayı başarmış olan tarım ise en zengin olanıdır. Eğer meta üretiminin yapıldığı ülkelerde küçük-ölçekli üretim için "zenginlik" olanağı olsaydı, bu alanda en elverişli durumdaki ülke, Danimarka olurdu. Bu nedenle, Danimarka tarım sistemini yakından incelemek iki kat daha fazla ilginç oluyor. Bütün bir ülke örneğinden giderek, tarım sorunu konusunda revizyonistlerin hangi yöntemlerden yararlandıklarını ve "ideal" kapitalist ülkede kapitalist tarım düzeninin temel öğelerinin gerçekten ne olduklarını göreceğiz.
Danimarka tarım istatistikleri, diğer Avrupa ülkelerinin istatistik örneklerine göre toplanmıştır. Buna karşın, bazı araçlardan çok daha ayrıntılı bilgi ve çok daha dikkatle işlenmiş sayılar vermektedirler. Bunun sayesinde sorunun genellikle karanlıkta kalan yönlerini araştırma olanağımız doğmaktadır. Alanlarına göre işletmelerin gruplar halinde dağılımlarını gösteren genel verilerle başlayalım. Danimarka'nın geleneksel toprak ölçüsü olan "hartkorn'u hektar terimleri cinsinden hesaplayacağız. Danimarka tarım istatistiklerinde[137*] işaret edildiği gibi, bir hartkornu on hektar olarak alacağağız.
Danimarka tarım istatistikleri 1873, 1885 ve 1895 yıllarında işletmelerin dağılımı üzerine bilgi vermektedirler. [sayfa 220] [TABLO 29.] [sayfa 221]
Bütün işletmeler onbir gruba bölünmüştür: hiç toprağı olmayanlar; 0,3 hektara kadar (daha doğru bir sayı verebilmek için: 1/32 hartkorna kadar) toprağı olanlar; 0,3 ile 2,5 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 2,5 ile 10 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 10 ile 20 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 20 ile 40 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 40 ile 80 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 80 ile 120 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 120 ile 200 hektar arasında toprağa sahip olanlar; 200 ile 300 hektar arasında toprağa sahip olanlar ve 300 hektar ve daha fazla toprağa sahip olanlar. Okurun dikkatinin daha fazla dağılmasını önlemek amacıyla, bu grupları altı büyük grup halinde birleştireceğiz.
Her şeyden önce bütün bu verilerden çıkarılacak —burjuva ekonomi politikçilerinin ve onların kuyrukçuluğunu yapan revizyonistlerin genellikle gözden kaçırdıkları— temel sonuç şudur: Danimarka'da kapitalist tarımla uğraşan çiftçiler toprağın büyük kısmına sahiptirler. Yalnızca 120 hektar ve daha fazla toprağa sahip olan çiftçilerin değil, ama 40 hektar ve daha çok toprağı olanların da ücretli emek yardımıyla işletmelerini çalıştırmakta oldukları kuşkusuzdur. Bu iki büyük grup, 1895 yılında bütün işletmelerin toplam sayısının ancak %11'ini oluşturuyorlardı, ama bütün toprağın %62'sine ya da 3/5'inden fazlasına sahiptirler. Danimarka tarımının temeli, büyük-ölçekli ve orta [ölçekli -ç.]
kapitalist tarımdır. Bir "köylü ülkesi" ve "küçük-ölçekli tarım" konusunda söylenen her şey, tamamıyla burjuva savunuculuğudur, sermayenin çeşitli etiketli ve etiketsiz ideologları tarafından gerçeklerin çarpıtılmasıdır.
Sırası gelmişken şunu belirtelim: Kapitalist tarım düzeninin tam olarak kurulduğu bütün diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Danimarka'da da, daha ileri kapitalist grupların, ulusal ekonominin bütünündeki payları zaman içinde ancak çok az bir değişme gösterir. 1873 yılında, kapitalist işletmelerin %13,2'si bütün toprağın %63,9'unu; 1885 yılında ise bu işletmelerin %11,5'u toprağın %62,3'ünü kaplıyordu.
[sayfa 222]
Değişik yıllarla ilgili verileri birbiriyle karşılaştırırken, büyük-ölçekli üretimin bu kararlılığı daima akılda tutulmalıdır; çünkü literatürde, belli bir toplumsal ve ekonomik sistemin
temel unsurlarının,
ayrıntılara ilişkin bu türden karşılaştırmalardan yararlanılarak kasıtlı bir biçimde gizlendiğini sık sık görmek olanaklıdır.
Tıpkı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Danimarka'daki küçük işletmeler yığını, tarımsal üretimin tümünün önemsiz bir bölümünü oluşturur. 1895 yılında, 10 hektara (tadar alana sahip olan işletmelerin sayısı toplam işletme sayısının %72,2'sini oluşturuyordu. 1873 ve 1885 yıllarında, bu , uran temelde hiç değişmeksizin kaldı. Küçük işletmeler genellikle yarı-proleterlere aittir — daha önce görüldüğü gibi, Alman istatistikleri bu durumu, alanları iki hektara kadar olan işletmelerle ilgili olarak tamamıyla ve alanları beş hektara kadar olan işletmelerle ilgili olarak ise kısmen doğrulamıştır. Daha sonra, çeşitli işletme gruplarının sahip oldukları çiftlik hayvanlarının sayılarını aktardığımızda şunu göreceğiz: "küçük-ölçekli tarım"ı temsil eden bu ünlü yığının sözkonusu olduğu durumda, gerçekten bağımsız ve azçok kararlı bir tarımdan sözedilemez. işletmelerin %47,2'si, yani yaklaşık olarak yarısı (hiç toprağı olmayan ya da 2,5 hektara kadar toprağa sahip olan) proleter ya da yan-proleter işletmelerdir; işletmelerin %25'i, yani (2,5 hektardan 10 hektara kadar alana sahip olan) dörtte-birden fazlası muhtaç durumda olan küçük köylülere aittir — işte Danimarka'da tarım kapitalizminin "zenginliği"nin dayandığı
temel budur. Elbette, toprak alanı istatistikleri, çok gelişkin bir ticari çiftlik hayvancılığına sahip olan bir ülke hakkında bize ancak toplam sayılar yoluyla genel bir fikir verebilir. Böyle olmakla birlikte, aşağıda ayrıntılı olarak incelediğimiz çiftlik hayvanlarına ilişkin sayıların, yalnızca ulaştığımız sonuçları
güçlendirdiğini okur görecektir.
Şimdi, Danimarka'da 1873 ve 1895 yılları arasında toprağın küçük ve büyük işletmeler biçiminde dağılımı sırasında yeralan değişikliklere bir gözatalım. Burada insanı
[sayfa 223] birdenbire şaşırtan şey, aşın uçlardaki tipik kapitalist artış ve orta büyüklükteki işletmelerin oranlarındaki azalmadır. (Hiç toprağı olmayanları sayıma dahil etmeksizin) tarım işletmelerinin sayısını ele alalım. En. küçük işletmeler yani 2,5 hektara kadar toprağa sahip olanlar 1873'te %27,9'a; 1885'te %31,8'e; 1895'te ise %34,8'e
yükseldiler. Orta grupların
hepsinde oran azaldı, yalnızca 120 hektar ve daha fazla toprağı olan en yüksek grupta ise değişmeden kaldı (%0,7), 120 hektar ve daha fazla toprağa sahip olan en büyük işletmelerin kapladıkları toplam alan yüzdesi
arttı. Bu artış 1873'te %14,3; 1885'te %15,2 ve 1895'te %15,6 oldu. Orta-köylü işletmelerinde de, aynı ölçüde olmamakla birlikte, bir
artış oldu. (10 hektardan 40 hektara kadar toprağa sahip olan orta-köylü işletmelerinde 1873'te %25,5; 1885'te %26,5; ve 1895'te ise %26,8'lik bir artış oldu.) Öte yandan bu gruptaki işletmelerin toplam sayısı azaldı. 2,5 ile 10 hektar arasında toprağa sahip olan işletmelerde düzensiz bir
artış oldu (1873'te %9,1; 1885'te %9,5 ve 1895'te %9,4. En küçük köylü işletmelerinde ise
kararlı bir artış görüldü. (1873'te %1,5; 1885'te %1,7; 1895'te %1,8.) Sonuç olarak, en küçük ve en büyük işletmelerin büyümesi yönünde açıkça belirgin olan bir eğilim görüyoruz. Bu olgu hakkında daha açık bir fikir edinebilmek için, 1873 ve 1895 yılları için, sırasıyla, gruplara göre işletmelerin ortalama alanlarını hesaplamalıyız. Bu sayılar aşağıdaki tabloda görülmektedir [Tablo 30]:
[TABLO 30]
|
[Gruplar]
|
İşletmelerin Ortalama Alanları (Hektar)
|
|
1873
|
1885
|
1895
|
2,5 hektardan az işletmeler
2,5-10 hektar işletmeler
10-40 hektar işletmeler
40-120 hektar işletmeler
120 hektar ve daha fazla olan işletmeler
Ortalama |
0,83
5,08
22,28
61,00
281,40 15,50 |
0,75
5,09
22,08
61,66
282,30
14,07 |
0,68
5,13
22,01
61,97
279,80 13,70 |
Bu istatistikler, grupların çoğunluğunda işletme alanlarının büyük ölçüde kararlı olduğunu göstermektedir. Dalgalanmalar önemsizdir, yüzde-bir ya da iki arasındadır (örneğin, 279,8 hektardan 282,3 hektara ya da 22,01 hektardan 22,28 hektara ve benzeri gibi). Bu konudaki
tek istisna kuşkusuz
parçalanmakta olan en küçük işletmelerde görülmektedir: (2,5 hektara kadar alana sahip olan) bu işletmelerin ortalama alanlarında 1873 ve 1885 yılları arasında (0,83 hektardan 0,75 hektara doğru) %10'luk bir düşme görülmüştür. 1885 ve 1895 yılları arasında da aynı olay olmuştur. Danimarka'da işletmelerin toplam sayılarındaki genel artış,
[sayfa 224] toprağın toplam alanında hemen hemen hiç değişme olmakta sürmektedir (1885 ve 1895 yılları arasında toprağın toplam alanında bile önemsiz bir değişme olmuştu). Artış, esas olarak, en küçük işletmeleri etkilemektedir. Dolayısıyla 1873 ve 1895 yılları arasında işletmelerin toplam sayısı 30.752 kadar artarken, alanları 2,5 hektara kadar olan işletmelerin sayısı 27.166'lık bir artış göstermişti. Danimarka'daki bütün işletmelerin ortalama alanlarındaki (1873'te 15,5 hektar; 1885'te 14,1 hektar ve 1895'te 13,7 hektarlık) bu artışın, gerçekten
en küçük işletmelerin parçalanmasından başka hiçbir şeyi göstermediği açıktır.
Grupların daha küçük bölümlerini ele aldığımızda, vurguladığımız olgu, daha da çarpıcı bir hale geliyor. 1895 yılı yapılan Danimarka tarım istatistiklerinin önsözünde (
Denmarks Statistik, etc. Danmarks Jordbrug, 4-de Rackke, n° 9, litra C),
[138*] istatistik toplayıcıları, gruplara göre işletmekti sayısında meydana gelen değişmeleri şöyle göstermektedirler [Tablo 31]:
[TABLO 31]
|
[Gruplar]
|
Yüzde Olarak Artma
ya da Azalma |
|
1885'ten 1895'e
|
1373'ten 1885'e
|
300 hektar ve daha büyük işletmeler
200-300 hektar işletmeler
120-200 hektar işletmeler
80-120 hektar işletmeler
40-80 hektar işletmeler
20-40 hektar işletmeler
10-20 hektar işletmeler
2,5-10 hektar işletmeler
0,3-2,5 hektar işletmeler
0-0,3 hektar işletmeler |
+4,2
0
+5,2
-1,5
-2,4
+1,0
+2,8
-1,9
+2,1
+25,1 |
+5,0
+6,1
+5,1
-2,1
-5,0
+3,6
+6,5
+3,2
+17,8 +37,9 |
Dolayısıyla, artış olan yerler, özel tahılların ekimine ayrılmış olan ya da
ücretli işçilerin "işletmeleri" olan cüce
[sayfa 225] işletmelerdir.
Bu sonuç vurgulanmaya değer, çünkü profesörlerin savunucu "bilim"i, bütün işletmelerin ortalama alanlarındaki azalmadan, tarımla küçük-ölçekli üretimin büyük-ölçekli üretimi altettiği sonucunu çıkarmak eğilimindedir. Aslında, büyük-ölçekli üretimin gelişmesini, en küçük işletmelerin dışındaki bütün işletmelerin büyüklüklerindeki kararlılığı ve en küçük işletmelerin ise
parçalandığını görüyoruz. Bu parçalanmanın nedenini, küçük-ölçekli işletmeciliğin yoksullaşmasına ve çöküşüne bağlamak gerekir. Olası bir başka açıklama da şudur: Sözcüğün dar anlamıyla tarımdan çiftlik hayvancılığına geçiş, en küçük işletmelerin hepsine uygulanamaz. Çünkü hemen sonra göreceğimiz gibi, bu geçiş,
bütün diğer gruplarda yeralmaktadır. Danimarka gibi bir ülkede işletmeciliğin çapını belirleyebilmek için, çiftlik hayvancılığına ilişkin istatistikler, işletme alanlarına ilişkin istatistiklerden çok daha önemlidir. Çünkü çiftlik hayvancılığı ve mandıracılık belirli bir hızla gelişmesini sürdürürken, aynı toprak alanı üzerinde farklı ölçeklerde tarım yapılabilir.
Danimarka'da bu olgunun ta kendisinin gözlendiği iyi
[sayfa 226] bilinmektedir. Danimarka tarımının "zenginliği", başlıca, ticari amaçla çiftlik hayvanları beslenmesi ve süt ürünlerinin, atin, yumurtanın vb. İngiltere'ye dışsatımı alanlarında yeralan huşu başarılara dayanır. Burada, Danimarka
"mandıra plandaki çok büyük çaplı gelişmenin, bu ülkenin sığır yetiştiriciliğinin ve çiftlik hayvancılığının ademi merkeziyetçiliği gayetinde meydana geldiğini" söyleyen Pudor'un oturaklı bir taline raslıyoruz (
loc.cit., s. 48, italikler Pudor'undur). Pudor gibi, bütün görüş sistemi açısından tam bir satıcı olan ve kapitalizmin çelişkilerini anlamaktan tamamıyla yoksun olan bir kişinin, gerçekleri böylesine tahrif etmek özgürlüğünü kendisinde bulmasına şaşmamak gerekir. Asıl ilginç olan, bir yanlış anlama sonucu sosyalist olarak bilinen küçük-burjuva David'in hiçbir eleştiri yapmadan onun izinden gitmesidir.
Aslına bakacak olursak, Danimarka, kapitalist bir ülkedeki çiftlik hayvancılığının
yoğunlaşmasına çarpıcı bir örnek oluşturmaktadır. Pudor'un bunun karşıtı bir sonuca varmasının nedeni, yalnızca, kendisinin büyük bilgisizliği ve elkitabına aktardığı istatistik
parçalarını tahrif etmesi gerçeğidir, Pudor, işletme başına düşen toplam hayvan sayısına göre Danimarka'daki çiftlik hayvanı besleyen işletmelerin toplam sayılarının dağılımını aktarıyor ve David de kölece bir tavırla onun söylediklerini yineliyor. Pudor'a göre,
çiftlik hayvanların sahip işletmelerin toplam sayısının %39,85'inde işletme başına ancak bir ile üç hayvan düşmektedir; %29,12'si ise işletme başına dört ile dokuz arasında değişen sayıda hayvana sahiptirler vb.. Dolayısıyla Pudor, işletmelerin çoğunun ... "küçük" olduğu; "ademi merkeziyetçiliğe'' gidildiği vb. sonucuna varıyor.
Pudor, her şeyden önce,
yanlış sayılar aktarıyor. Bunu belirtmek gerekir, çünkü Pudor, büyük bir övünçle, kitabında "en son" sayıların bulunabileceğini iddia ediyor. Ve revizyonistler de bilisiz ve kalitesiz burjuva yazarlara başvurmak suretiyle "marksizmi çürütüyorlar". İkincisi ve en önemli olan da şudur: Bizim onunla uğraşmaktan vazgeçmemizi
[sayfa 227] sağlamak için, Pudorlar'ın ve Davidler'in kullandıkları yöntemi, kadetlerimiz ve narodniklerimiz, çok sık yineliyorlar.
Bu türden bir tartışma
yöntemi izleyecek olursak, kaçınılmaz olarak, bu gelişmiş kapitalist ülkelerde
sanayinin giderek "merkezcilikten uzaklaştığı"; çünkü en küçük ve küçük işletmelerin yüzdesinin
her yerde ve her zaman en yüksek olduğu, büyük işletmelerin yüzdelerinin ise önemsiz olduğu sonucuna ulaşırız. Pudorlar ve Davidler "küçük bir nokta"yı unutuyorlar:
15 Temmuz 1898'de yapılan son sayıma göre Danimarka'daki toplam sığır sayısının gerçek dağılımı aşağıdaki tabloda
[139*] verilmiştir [Tablo 32]:
[TABLO 32]
|
[Gruplar]
|
İşletmeler
|
%
|
Sığırlar
|
%
|
1 sığırı olan işletmeler
2 sığırı olan işletmeler
3 sığırı olan işletmeler
4-5 sığırı olan işletmeler
6-9 sığırı olan işletmeler
10-14 sığırı olan işletmeler
15-29 sığırı olan işletmeler
30-49 sığırı olan işletmeler
50-99 sığırı olan işletmeler
100-199 sığırı olan işletmeler
200 ve daha fazla sığırı olan işletmeler |
18.376
27.394
22.522
27.561
26.022
20.375
30.460
5.650
1.498
588
195 |
10,2
15,2
12,5
15,2
14,4
11,3
16,9
3,1
0,8
0,3
0,1 |
18.376
54.788
67.566
121.721
188.533
242.690
615.507
202.683
99.131
81.417
52.385 |
1,0
3,1
3,9
7,0
10,8
13,9
35,3
11,6
5,7
4,7
3,0 |
|
Toplam
|
180.641
|
100,0
|
1.744.797
|
100,0
|
Sayısız küçük işletmelerin ve birkaç büyük işletmenin Danimarka çiftlik hayvancılığının bütününde oynadıkları rolü ve "ideal ülke"nin ünlü "ademi merkeziyetçiliği"nin gerçekten nereye vardığı bu tabloda görülmektedir. Bir ile üç baş arasında sığıra sahip olan küçük işletmelerin sayısı
[sayfa 228] 68,292 ya da toplam işletme sayısının %37,9'udur; bu işletmelerdeki hayvan sayısı 140.730 baş, yani toplamın ancak %8'idir. Toplam çiftçi sayısının %0,4'ünü oluşturan 783 büyük çiftçi ise hemen hemen eşit sayıda, yani 133.802 baş hayvana, yani toplamın %7,7'sine sahiptir. Birinci gruptakiler, işletme başına ortalama olarak ikiden biraz fazla sayıda, yani ticari çiftlik hayvancılığını yürütmek için açıkça yetersiz sayıda sığıra sahiptirler; süt ve et ürünleri ancak aile tüketiminden kısarak satılabilmektedir (iyi bilinen gerçekleri yeniden anımsayalım: tereyağ satılmakta, ucuz margarin ise ev kullanımı için satın alınmaktadır, vb.). İkinci gruptakiler ise işletme başına ortalama olarak 171 baş sığıra sahiptirler. Bunlar, en büyük kapitalist çiftçiler, süt ve et "imalatçıları"dırlar; küçük-burjuva "toplumsal barış" hayranlarının büyük bir heyecanla yağladıkları her türden ticari birliğin ve teknik gelişmenin "öncüleri"dirler.
Küçük ve orta çiftçileri toplayacak olursak, her biri işletme başına dokuza kadar sığıra sahip olan 121.875 çiftçi yani toplamın 2/3'ü (%67,5'i) gibi bir sayı elde ederiz. 450.984 sığırları vardır, yani bu da toplamın dörtte-biri (%25,8) demektir. İşletme başına 30 ve daha fazla baş sığıra sahip olan çiftçilerin ise, hemen hemen aynı sayıda, yani 435.616 baş (%25) sığırı vardır. Bu çiftçilerin sayıları 7.931 ya da toplamın %4,3'üdür. Gerçekten ne "ademi merkeziyetçilik"!
Yukardaki Danimarka istatistiklerinin küçük bölümlerini
üç büyük grup içinde toplayacak olursak, aşağıdaki tabloyu elde ederiz [Tablo 33]:
[TABLO 33]
|
[Gruplar] |
İşletme Sayısı |
% |
Sığır Sayısı |
% |
İşletme
Başına
Ortalama |
1-3 sığırı olan işletmeler
4-9 sığırı olan işletmeler
10 ve daha fazla sığırı olan işletmeler
Toplam |
68.292
53.583
58.766
180.641 |
37,9
29,6
32,5
100,0 |
140.730
310.254
1.293.813
1.744.797 |
8,0
17,8
74,2
100,0 |
2,1
5,8
22,0
9,7 |
Dolayısıyla, Danimarka'da toplam çiftlik hayvancılığının
dörtte-üçü 58.766 çiftçinin, yani çiftçilerin toplam sayısının
üçte-birinin elinde yoğunlaşmaktadır. Bu üçte-bir, Danimarka tarımında kapitalizmin bütün "zenginliği"nin aslan payını almaktadır. Şunu akıldan çıkarmamak gerekir: Hali-vakti yerinde olan köylüler ve zengin kapitalistlere ilişkin olarak verilen bu yüksek yüzde,
hiçbir çiftlik hayvanına sahip olmayan bütün çiftçileri yok sayan yapay bir hesaplama yöntemi ilde edilmiştir. Aslında bu yüzde çok daha düşüktür.
[sayfa 229] Görüldügü gibi, 1895 sayımına' göre, Danimarka'da çiftçilerin toplam sayısı 265.982'dir. Ve 15 Temmuz 1898 çiftlik hayvanları sayımında ise, çiftçilerin toplam sayısı 278.673 olarak gösterilmektedir. Toplam çiftçileri gösteren bu gerçek sayıya göre, 58.766 tane hali-vakti yerinde ve zengin çiftçi, bu toplamın %21,1'ini, yani
ancak beşte-birini temsil etmektedir. Hiç toprağı olmayan çiftçiler, Danimarka'daki çiftçilerin toplam sayısının %12,4'ünü oluşturmaktadırlar (1895: 265,982'nin 32.946'sı). Öte yandan, hiçbir çiftlik hayvanına sahip olmayan çiftçiler,
[140*] Danimarka'daki çiftçilerin toplam sayılarının %35,1'ini, yani
üçte-birinden fazlasını temsil etmektedirler.. (1898: 278.673'ün 98.032'si.) Bu durumda herkes, Danimarka tarımındaki kapitalist zenginliğin, kırsal nüfusun
kitleler halinde proleterleşmesine ve "çiftçiler"
kitlesinin üretim araçlarından uzaklaştırılması olgusuna dayandığını göremeyen David tipindeki beylerin "sosyalizmi"ni değerlendirebilir.
Şimdi Danimarka'daki çiftlik hayvancılığını ve tarımı bir bütün olarak nitelendiren sayılara geçelim. 15 Temmuz 1898 sayımı, belli toprak miktarlarına sahip çeşitli çiftçi gruplarına
[sayfa 230] ait olan çiftlik hayvanlarının sayılarına ilişkin ayrıntılı bilgi vermektedir. Bu grupların Danimarka istatistiklerindeki sayıları özellikle fazladır (14 tane grup vardır: hiç toprağı olmayanlar; 1/32 hartkorna kadar toprağı olanlar; 1/32'den 1/16 hartkorna kadar; 1/16'dan 1/8 hartkorna kadar; 1/8'den 1/4 hartkorna kadar; 1/4'ten 1/2 hartkorna kadar; 1/2'den 1 hartkorna kadar; l'den 2 hartkorna kadar; 2'den 4 hartkorna kadar; 4'ten 8 hartkorna kadar; 8'den 12 hartkorna kadar; 12'den 20 hartkorna kadar; 20'den 30 hartkorna kadar; 30 hartkorn ve daha fazla toprağı olanlar); tıpkı daha önceki sayılarda yaptığımız gibi, biz, bu grupları altı büyük gruba indirgedik [Tablo 34]:
[TABLO 34]
TEMMUZ 1898 SAYIMINA GÖRE DANIMARKADA
TARIM VE ÇİFTLİK HAYVANCILIĞI
|
İşletme Grupları |
İşletmeler |
% |
Hektar |
% |
Atlar |
% |
İnekler |
Topraksızlar
Toprak miktarı bilinmeyenler
2,5 hektardan az
2,6-10 hektar
10-40 hektar
40-120 hektar
120 hektardan fazla
Toplam |
13.435
45.896
80.582
63.420
45.519
27.620
2.201
278.673 |
4,8
16,5
28,9
22,8
16,3
9,9
0,8
100,0 |
—
?
56.272
323.430
984.983
1.692.285
588.318
3.644.288 |
—
?
1,5
8,9
27,0
46,4
16,2
100,0 |
1.870
28.909
24.540
54.900
133.793
168.410
36.807
449.329 |
0,6
6,4
5,5
12,2
29,8
37,5
8,1
100,0 |
3.707
28.072
66,171
175.182
303.244
361.669
129.220
1.067.265 |
[TABLO 34/Devam]
|
% |
Toplam Sığır |
% |
Koyunlar |
% |
Domuzlar |
% |
Kümes Hayvanları |
% |
|
0,3
2,6
6,2
16,4 28,5 33,9 12,1 100,0 |
4.633
42.150 88.720 247.618 615.832 639.563 206.281 1.744.797 |
0,3
2,4
5,1
14,2
29,6 36,6 11,8 100,0 |
8.943
42.987
99.705
187.460
383.950
310.686
40.682
1.074.413 |
0,8
4,0
9,3
17,5
35,7
28,9
3,8
100,0 |
8.865
42.699 94.656 191.291 308.863 409.294 112.825 1.168.493 |
0,8
3,7
8,1
16,4
26,4
35,0
9,6
100,0 |
220.147
780.585 1.649.452 1.871.242 1.957.726 1.998.595
289.155 8.766.902 |
2,5
8,9
18,8 21,4 22,3 22,8
3,3 100,0 |
Not. — 1895 yılı sayıları ile 1898 yılı sayıları, toprak miktarına göre çiftliklerin dağılımı bakımından birbirinden ayrılmaktadır. Bu durumun nedeni, zamandaki değişmeler ve bir dereceye kadar bilgi toplamada kullanılan yöntem farklılıklarıdır. Ama gruplar arasındaki genel ilişki aynı kalmaktadır. 1895 sayımında, 45.860 hektarlık dağıtılmamış toprağın yanısıra 3.645.750 hektarlık dağıtılmış toprak hesaba katılmaktadır. "Toprak miktarı bilinmeyen" (1898) çiftlik grubuna, çoğunlukla çiftlik hayvanlarının sayısı ile tanıtlanan aşağı gruplar dahildir.
Bu sayılar, her şeyden önce, Danimarka'da
bir bütün olarak çiftlik hayvancılığının yoğunlaşmasının ne kadar büyük olduğunu göstermektedir. 40 hektarın üzerinde toprağı olan büyük kapitalist çiftçiler, toplam çiftçi sayısının ancak
onda-birini (%10,7'sini) oluşturmakta, ama bütün toprağın
beşte-üçünden fazlası (%62,6'sı) ve çiftlik hayvanlarının ise yaklaşık olarak
yarısı, yani bütün atların %45,6'sı, bütün sığırların %48,4'ü, bütün koyunların %32,7'si, ve bütün domuzların %44,6'sı bunların ellerinde toplanmaktadır.
Eğer hali-vakti yerinde olan, yani 10 ile 40 hektar arasında toprağı olan köylüleri de bu kapitalist çiftçilere ekleyecek olursak, ortaya şöyle bir durum çıkar: Çiftçilerin toplam sayısının dörtte-birinden biraz fazla sayıdaki (%27) çiftçi, toprağın onda-dokuzunu, bütün atların dörtte-üçünü, bütün domuzların dokuzda-yedisini ve bütün kümes hayvanlarının hemen hemen yarısını ellerinde toplamışlardır. "Çiftçiler"in büyük bir bölümü, yaklaşık olarak dörtte-üçü (%73) 10 hektardan daha az toprağa sahiptirler ve bütünü itibarıyla, ülkenin tarım ve çiftlik hayvanları ekonomisinin toplamında önemsiz bir rol oynayan proleterleşmiş ve yarı-proleterleşmiş kitleyi temsil ederler.
Çeşitli hayvan tiplerinin dağılımına gelince; koyun ve domuzların beslenmesi özel bir dikkat gerektirir. Bunlardan birincisi, günümüzde pazar koşulları ve denizaşırı rekabet
[sayfa 231] dolayısıyla Avrupa ülkelerinin çoğunluğu açısından kâr getirmeyen ve giderek gerileyen bir çiftlik hayvancılığı dalıdır. Uluslararası pazarın durumu, koyun çiftçiliğinin yerini alacak diğer çiftlik hayvancılığı biçimlerine gereksinme göstermektedir. Öte yandan, domuz beslenmesi ise Avrupa'da, et [gereksinmesi -
ç.] açısından çiftlik hayvancılığının özellikle kârlı ve fazla gelişen bir dalıdır. İstatistikler, Danimarka'da da, koyun çiftçiliğinin gerilemesinin yanısıra, domuz beslenmesinin çok hızlı bir biçimde arttığını göstermektedir. Danimarka'da 1861 yılından 1898 yılına kadar, koyun sayısı 1,7 milyondan 1,1 milyona düşmüş; sığır sayısı 1,1 milyondan
[sayfa 232]
1,7 milyona yükselmiş; domuzların sayısı ise 0,3 milyondan 1,2 milyona çıkarak, yaklaşık olarak dört katlık bir artış göstermiştir.
Koyun ve domuzların büyük ve küçük işletmeler arasındaki dağılımını karşılaştıracak olursak; ikincisinde, alışılagelmişin azamisini, pazar gereksinmelerine en az uyumluluğu ve işletmenin yeni koşullara uydurulmasındaki yavaşlığı açıkça görürüz. Kâr getirmeyen koyun çiftçiliğine en çok darbe vuranlar (40 ile 120 hektar arasında toprağı olan, ve 120 hektarın üzerinde toprağı olan) büyük kapitalist işletmelerdir (diğer çiftlik hayvanları bakımından, sırasıyla %33-37 ve
[sayfa 233] %8-12'ye karşı, %28,9 ve %3,8 davar). Küçük işletmeler daha az uyum sağlayabilmektedirler: Hâlâ büyük sayıda koyun beslemektedirler. Örneğin, 2,5 hektara kadar toprağa sahip olan işletmeler, diğer çiftlik hayvanlarının %6,5'ine karşın, koyun toplam sayısının %9,3'üne sahiptirler. Domuzların — koyunların yüzdesinden
daha küçük bir oran olan— %8,1'ine sahiptirler. Kapitalistler ise koyunların
hissesinden çok daha büyük oranda yani %35 ve %9,6 oranında domuza »ekiptirler. Kapitalist tarım, kendisini, uluslararası pazarın gereksinmelerine çok daha iyi bir biçimde uydurabilmektedir. Köylüye gelince, Marx'ın sözcükleriyle şunları söylemek zorundayız: Köylü, gerçek bir tüccar ve sanayici olmasının koşulları olmaksızın bir tüccar ve sanayici olur.
[50] Pazar, mutlak bir gereklilik olarak,
her çiftçiden, yeni koşullara boyun eğmesini ve onlara hızla uyum sağlamasını
talep eder. Ama
sermaye olmaksızın bu hızlı uyum olanaksızdır. Dolayısıyla, kapitalizmde, küçük-ölçekli üretim, alışılagelmişin ve geriliğin en aşırısına ve pazar koşullarına en az uyumluluğa mahkumdur.
Bu muhtaç kitlenin ve küçük zengin azınlığın gerçek ekonomik unsurlarını daha somut olarak gözönüne getirebilmek için, çeşitli işletme gruplarındaki çiftlik hayvanlarının ve toprağın ortalama miktarına ilişkin sayıları aktaracağız. Burjuva ekonomi politiği (ve revizyonist baylar için) kapitalist çelişkilerin üstünü bilerek örtmek doğaldır; sosyalist ekonomi politik ise zengin kapitalist çiftçiler ile muhtaç durumdaki küçük çiftçiler arasındaki yaşam düzeyi ve işletme
t ipi farklılıklarını ortaya koymak zorundadır. [Tablo 35.]
[TABLO 35]
|
İşletme Grupları
|
İşletme Başına Ortalama
|
|
Toprak (Hektar)
|
Atlar
|
İnekler
|
Toplam Sığır
|
Koyunlar
|
Domuzlar
|
Kümes Hayvanları
|
Topraksız
Toprak miktarı bilinmeyen
2,5 hektardan az
2,5-10 hektar
10-40 hektar
40-120 hektar
120 hektar ve daha fazla
Ortalama |
—
?
0,6
5,1
21,6
61,3
267,3 13,1 |
0,1
0,6
0,3
0,9
2,9
6,1
16,7
1,6 |
0,3
0,6
0,8
2,7
6,6
13,8
58,7
3,8 |
.0,3
0,9
1,1
3,9
11,3
23,1
93,7
6,3 |
0,7
0,9
1,2
2,9
8,4
11,2
18,5
3,9 |
0,7
0,9
1,2
3,0
6,8
14,9
51,2
4,2 |
16,4
17,0 20,4 29,5 43,0 72,4
131,3 31,5 |
İşletmelerin toplam sayısının yansını oluşturan bu üç alt grubun tümünün,
yoksul köylülere ait olduğunu, sayılar açıkça gösteriyor. Hiç atı ve sığırı olmayan "çiftçiler" daha büyük sayıdadırlar. Yalnızca 2,5 hektara kadar toprağa sahip olan grupta işletme başına bir
tam baş sığır, davar ve domuz düşmektedir. Açıkça görülüyor ki, toplam işletme sayısının bu
yarısı için, süt ve et çiftlik hayvancılığından kazanç sağlamak gibi bir durum sözkonusu değildir. Bu yarı için
[sayfa 234] Danimarka tarımının zenginliği demek, büyük çiftçilere bağımlılık, "ek iş" arama zorunluluğu, yani şu ya da bu şekilde emek-gücünü satma zorunluluğu, sürekli yoksulluk ve yarı yarıya çökmüş durumdaki işletmeler demektir.
Elbette bu sonuç ancak en yoksul işletmeler
kitlesinin tümü için gereklidir. Alman, Fransız ve Rus istatistiklerinin yardımıyla, ufak bir miktar toprağı olan işletmeler arasında bile büyük çiftlik hayvanları sahipleri, tütün yetiştiricileri ve bunların benzerlerinin bulunduğunu göstermiştik. Farklılaşma, Danimarka istatistik sonuçlarının insana düşündürdüğünden çok daha derindir. Ama her grup içinden özel tahıllar üreten önemsiz bir işletme azınlığını bir kenara koyarak elde edilecek bu farklılaşma, yalnızca en yoksul gruplarda yeralan çiftçilerin
çoğunluğunun yoksulluğunu ve muhtaç durumunu
vurgulamaktadır.
Dahası var. Yukarıya aktarılan sayılar, 2,5 hektar ile
[sayfa 235] 10 hektar arasında toprağa sahip olan küçük çiftçiler grubuna bile ekonomik açıdan güvence içinde ve oturmuş bir grup olarak bakılamayacağını ortaya koymaktadır. Bu grupta 63.000 işletme, yani toplam işletme sayısının %22,8'inin yeraldığını ve işletme başına, ise ortalama olarak 0,9 at düştüğünü anımsayalım. Atı olmayan çiftçiler, büyük bir olasılıkla, yük taşımak için ineklerini kullanmakta ve böylelikle hem (toprağı yeterince derin sürmedikleri için) tarımsal çiftçiliğin ve hem de (davarları zayıf düşürdükleri için) çiftlik hayvancılığın koşullarını kötüleştirmektedir. Bu grupta işletme başına düşen ineklerin ortalama sayısı 2,7'dir. Süt ve et ürünlerinin evlerdeki tüketimi azaltılsa bile —böyle bir azalmanın kendisi, çok büyük bir gereksinmenin doğrudan bir belirtisidir— bu inek sayısı ancak satışa çıkarılacak ürünlerin çok küçük bir kısmını karşılayabilir. Ortalama olarak ev başına 2,7 inek ve üç domuz düşen bu tür işletmelerin İngiltere'ye yapılan "ulusal" süt ve et satışı "zenginliği"nden elde edecekleri pay,
ancak çok önemsiz
olabilir. Bu büyüklükteki işletmeler için ticari tarım ve çiftlik hayvancılığı, kısmen aile için gerekli olan şeylerin satılması, daha yoksulca bir beslenme, artan yoksulluk ve kısmen de çok küçük miktarlar karşılığında, yani en elverişsiz koşullar altında satış yapmak ve fazladan, zorunlu olarak yapılacak harcamaları karşılamak üzere bir kenara para koymak olanaksızlığı demektir. Ve modern kapitalist ülkelerde egemen olan koşullar altında küçük köylünün doğal ekonomisi, durgunluğa, yavaş, acılı bir ölüme mahkumdur; yeşerip zenginleşemeyeceği açıktır. Burjuva revizyonist ekonomi politiğinin bütün "hile"si, "ortalamanın" (ki "ortalama" Danimarka çiftçisinin 1,6 at ve 3,8 ineği vardır) altında olan ve işletmelerin toplam sayısının
ezici çoğunluğunu temsil eden bu kendine özgü küçük işletme tipinin koşullarının diğerlerinden ayrı olarak incelenmemesinde yatar. Bu işletme türü yalnızca özel olarak incelenmemekle kalmamış; aynı zamanda ancak durumları iyi olan ve küçük bir azınlığı temsil eden işletmelerin kârlı sataş
yapabildiklerinden hiç sözetmeksizin, .tamamen
[sayfa 236] "ortalama" sayılar ile "üretim" ve "satışlar"daki genel artışa değinilmek suretiyle bu türün üstü bilerek örtülmüştür.
"Zenginlik" olanağı yaratabilecek yeterli 'çiftlik hayvanı sayısını, ancak, 10 ile 40 hektar arasında toprağı olan çiftçiler arasında görebiliyoruz. Ama bu işletmeler, toplamın ancak %16'sını temsil ediyorlar, işletme başına düşen ortalama ' toprak miktarının 21,6 hektar olduğu düşünülecek olursa, bu işletmelerin hiç emek kiralamaksızın tam anlamıyla idare edip edemedikleri oldukça su götürür. Danimarka'daki yüksek dereceli yoğun tarım gözönüne alındığı takdirde, bu boyutlara ulaşan işletmeler, büyük bir olasılıkla, tarım işçileri ya da gündelikçi-işçilerin yardımı olmaksızın çalıştırılamazlar. Ne yazık ki, gerek Danimarka istatistikçileri ve gerek Danimarka tarımı üzerinde yazı yazanların çoğunluğu, tamamıyla burjuva görüş açısını benimsemekte ve ücretli emek sorununu, ücretli emeğe gerek duyan işletmelerin büyüklüklerini ve buna benzer şeyleri araştırmamaktadırlar. 1901 yılında iş konusundaki Danimarka sayımları, bize, yalnızca "gündelikçi-işçiler" grubunda 60.000 erkek ve 56.000 kadının bulunduğunu, yani yaptıkları işe göre ayrılan tarımsal nüfus toplamı olan 972.000'in 116.000'ini oluşturduklarını öğretmektedir. Bu onbinlerce ücretli işçinin (ve bunların yanısıra ücretli olarak "ek-işler" yapan küçük köylülerin) tüm olarak sayıları 30.000'i bulan (27.620'si adam başına 40 ile 120 hektar arasında, 2.201'i ise adam başına 120 hektarın üzerinde toprağa sahip olan) büyük kapitalistler tarafından istihdam edilip edilmedikleri ya da bunların bazılarının 10 ile 40 hektar arasında toprağı olan, hali-vakti yerinde köylüler tarafından istihdam edilip edilmedikleri konusunda hiçbir bilgiye sahip değiliz.
En üst iki grup olan Danimarka tarımının "30.000"lerin üstü için söylenecek çok az şey var; bu gruplarda görülen tarım ve çiftlik hayvancılığının kapitalist niteliği, girişte aktarılan sayılarla grafiksel olarak gösterilmiştir.
Son olarak, Danimarka istatistiklerinde kısmen incelenmiş ve dokunulmuş olan ve genel ilgiyi çeken son veriler,
[sayfa 237] çiftlik hayvancılığının gelişiminin, "ideal ülke"nin "zenginliği"nin bu temel dayanağının bir ademi merkeziyetçilik ya da yoğunlaşma süreci ile yanyana yürüyüp yürümediği sorununa ilişkin olanlardır. Tarafımızdan aktarılmış olan 1898 istatistikleri, 1893 yılı istatistiklerine bakarak, çok ilginç veriler sağlamaktadırlar; ve gerçekten çiftlik hayvanları arasında en önemlisi olan bir tür çiftlik hayvanı için, yani toplam sığır için, 1876 ve 1898 yılı sayıları arasında da bir karşılaştırma yapabiliriz.
1893 ve 1898 yılları arasında Danimarka'da en büyük ilerlemeyi gösteren çiftlik hayvancılığı dalı domuz yetiştirilmesiydi. Bu dönemde, domuz sayısı 829.000'den 1.168.000'e çıktı, yani %40'lık bir artış gösterdi. Öte yandan, atların sayısı ancak 410.000'den 449.000'e; sığır sayısı 1.696.000'den 1.744.000'e yükseldi; davar sayısında ise azalma görüldü. Sayısız kooperatif topluluklarında birleşen Danimarkalı, çiftçilerin bu muazzam gelişiminin asıl meyvelerini kim topladı? 1898 istatistiklerinin toplayıcıları, 1893 ve 1898 yılları istatistik sonuçlarını karşılaştırarak bu soruyu yanıtlıyorlar. Bütün domuz sahipleri dört gruba bölünmüştür: 50 ve daha fazla domuzu olan büyük domuz sahipleri; 15'ten 49'a kadar domuzu olan orta-büyük domuz sahipleri; 4'ten 14'e kadar domuzu olan orta-küçük domuz sahipleri; ve l'den 3'e kadar domuzu olan küçük domuz sahipleri. Toplayıcıların bu dört gruba ilişkin olarak verdikleri sayılar aşağıdadır [Tablo 36]:
Bu sayılar, çiftlik hayvancılığında hızlı bir
yoğunlaşmanın yeralmakta olduğunu göstermektedir, işletme ne kadar büyük olursa, çiftlik hayvancılığının "gelişme"sinden elde edilen kazanç da o kadar fazla olmaktadır. Büyük işletmeler çiftlik hayvanlarının sayısını %71,7 oranında yükseltmişlerdir; bu oran orta-büyük işletmelerde %58,4; orta-küçük işletmelerde %33,4; ve küçük işletmelerde ise ancak %3,8'dir. Zenginlik artışı, başlıca küçük "üst" azınlıkta meydana gelmiştir. Beş yıl boyunca domuzlardaki toplam artış 339.000 idi; bu sayının 261,000'i yani
dörtte-üçünden fazlası, (toplam 266.000-277.000 işletmeden!) 32.000'ini oluşturan büyük ve
[sayfa 238] orta-büyük işletmeler tarafından gerçekleştirilmişti. Çiftlik hayvancılığının bu türündeki küçük-ölçekli üretim, büyük-ölçekli üretim tarafından
safdışı bırakılmıştır: Beş yıl süresince büyük işletmelerin payında (%9,6'dan %11,6'ya varan)
bir artış vardı. Orta-büyük işletmelerin bu artıştaki payı (%42,3'ten %47,5'e) ulaşıyordu. Öte yandan orta-küçük işletmelerin payı ise
azalmıştı (%25,5'ten %24,2'ye düşmüştü). Küçük işletmelerin payında çok daha fazla (%22,6'dan %16,7'ye kadar) bir azalma olmuştur.
[TABLO 36]
|
İşletme
Grupları
|
1893
|
1898
|
Ortalama
ya da Azalma
(Yüzde Olarak) |
Domuzların
Dağılımı
(Yüzde Olarak) |
|
İşletme Sayısı
|
Domuz Sayısı
|
İşletme Sayısı
|
Domuz
Sayısı |
İşletme
|
Domuz
|
1893
|
1898
|
50 ve daha fazla baş
15-49 baş
4-14 baş
1-3 baş
Toplam
|
844 20.602
38.357
108.820
168.623 |
79.230 350.277
211.868
187.756
829.131 |
1.487 30.852
50.668
108.544
191.SS1 |
135.999 554.979
282.642
194.873
1.168.493 |
76,2 48,2
32,1
0,3
13,6 |
71,7 58,4
33,4
3,8
40,9 |
9,6
42,3
25,5
22,6
100,0 |
11,6 47,5
24,2
16,7
100,0 |
Eğer çıplak
alan sayıları yerine, üretimin çapını gösteren, tarım çiftçiliğine ilişkin istatistikleri elde edebilseydik ve bunlar, üretimin çapım, tıpkı çiftlik hayvanlarına ait sayıların
[141*] çiftlik hayvancılığının çapını gösterdiği kadar açık bir biçimde ortaya koysaydı; o zaman burada da, burjuva profesörlerin ve oportünistlerin yadsıdıkları
yoğunlaşma sürecini kuşkusuz görürdük.
Bu konuya uygun düşen toplam sığır sayısı daha da ilginçtir. 1898 istatistik toplayıcılarının 1893 ve 1898 yıllarına ait sayılarla ilgili karşılaştırma çalışmalarını, 17 Temmuz
[sayfa 239] 1876 sayım istatistik cetvellerini de karşılaştırarak tamamlayabiliriz. (
Danmarks Statistik. Statistik Tabelvaerk, 4-de Raekke, litra C, n° 1. Kreaturholdet d. 17 Juli, 1876, København, 1878.) Bu üç yıla ilişkin sayılar aşağıdadır [Tablo 37]: