Viladimir İliç Lenin
Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü



[V.İ. Lenin'in burjuva diktatörlüğü (demokrasisi) ve proletarya diktatörlüğü (demokrasisi) ile ilgili makale, konuşma ve notları, tüm yapıtları gözönünde tutularak, Œuvres (t. 7, 8, 9, 19, 25, 27, 28, 29, 30, 31, Editions Sociales, Paris / Editions du Progrès, Moscou)'den Sol Yayınları'nca hazırlanan derlemeyi, Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü adı ile, Kasım 1992 (Birinci Baskı: Haziran 1977) tarihinde yayınlanmıştır.]

Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.
erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında:
Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü (554 KB)












PROLETARYA VE KÖYLÜLÜĞÜN DEVRİMCİ
DEMOKRATİK DİKTATÖRLÜĞÜ [
1*]


     
      SOSYAL-DEMOKRASİNİN geçici devrimci hükümete katılması sorunu, olayların akışından çok, sosyal-demokrat bir eğilimin teorik usavurmaları tarafından gündeme getirilmiş bulunuyor. Sorunu ilk kez ortaya atan Martinov'un düşüncelerini, iki sayıda (n° 13 ve 14) tahlil etmiştik. Sorunun uyandırdığı ilgi öylesine büyük ve bu düşünceler tarafından yolaçılan yanlış anlamalar (özellikle Iskra n° 93'e bakınız) öylesine aşırı ki, bu sorun üzerinde bir kez daha durmak gerekiyor. Sosyal-demokratlar, bu sorunu yakında, teorik plandakinden başka türlü çözme zorunda kalmamız olasılığını ne biçimde tasarlarlarsa tasarlasınlar, ivedi ereklerimizdeki açıklık, parti için bir zorunluluktur. Bu konuda açıklık olmadıkça, kararsızlık ve duraksamalardan yoksun bir propaganda [sayfa 8] ve bir ajitasyon, daha şimdiden olanaksız olur.
      Tartışılan sorunun özünü ortaya koymaya çalışalım. Eğer ödünlerle yetinmek değil, ama mutlak hükümdarlığı gerçekten yıkmak istiyorsak, çar hükümetinin yerine, ilkin genel, dolaysız, eşit ve gizli oyla seçilmiş Kurucu meclisi toplanmaya çağıracak, ve sonra da seçimlerin tam ve gerçek özgürlüğünü sağlayacak geçici bir devrimci hükümet geçirmeye çalışmalıyız. Bunu dedikten sonra, insan kendi kendine şöyle soruyor: Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin bu geçici devrimci hükümete katılması doğru olur mu? Partimizdeki oportünist eğilim sözcüleri, özellikle Martinov, sorunu, daha 9 Ocaktan önce ilk kez olarak ortaya atmışlar, ve İskra tarafından izlenen Martinov da, bunu olumsuz olarak yanıtlamıştı. Martinov eğer devrimi iyi örgütlemeyi başarırsak, eğer partimiz silahlı halk ayaklanmasının yönetimini eline alırsa, geçici devrimci hükümete girme zorunda kalacağımızla korkutarak, sosyal-demokratların görüşlerini saçma sonuçlara değin götürmeye çalışıyordu. Geçici devrimci hükümete girme, ona göre, kabulü olanaksız bir "iktidara geçme", sosyal-demokrasi gibi bir sınıf partisi için hoşgörülmez "bayağı bir jorecilik" idi.
      Bu görüşü savunanların tanıtlaması üzerinde duralım. Geçici hükümete katılarak, deniyor bize, sosyal-demokrasi iktidarı eline alacak; oysa, sosyal-demokrasi, proletarya partisi, azami programımızı gerçekleştirmeye girişmeksizin, yani sosyalist devrimi yapmaya girişmeksizin, iktidarı eline alamaz. Ve eğer şimdiden bu işe girişirse, kesin olarak kendisini saygınlıktan düşürmek ve gericiliğin işine yaramaktan başka bir sonuç veremeyecek bir yenilgiye uğrar. Bundan ötürü sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümete girmesi, kabulü olanaksız bir şeydir.
      Bu usavurma, demokratik devrim ile sosyalist devrimin, cumhuriyet için savaşım (tüm asgari programımız için savaşım dahil) ile sosyalizm için savaşımın birbirine karıştırılmasına dayanıyor. Sosyal-demokrasi, eğer sosyalist devrimi ivedi amacı durumuna getirmeye kalkışırsa, kendini gerçekten saygınlıktan düşürür. Sosyal-demokrasinin, "sosyalist-devrimciler"imizde her zaman savaşmış bulunduğu şeyler, bu karışık ve bulanık fikirlerin ta kendisidir. Sosyal-demokrasi, işte bu nedenle, gelecek Rus devriminin burjuva [sayfa 9] niteliği üzerinde her zaman önemle durmuş, işte bu nedenle asgari demokratik program ve azami sosyalist program arasında kesin bir ayrım yapılmasını istemiştir. Kendiliğinden olaylara boyun eğmeye yatkın bazı sosyal-demokratlar, devrim sırasında bütün bunları unutabilirler; parti, unutamaz. Bu yanlış düşüncenin savunucuları temel bilgiler karşısında secdeye kapanıyor ve işlerin gidişinin sosyal-demokrasiyi, istemeye istemeye, sosyalist devrimi başlatma zorunda bırakacağını sanıyorlar. Eğer böyle olsaydı, programımız yanlış olur ve "işlerin gidişi"ne uygun düşmezdi; kendiliğindencilik karşısında boyun eğenler işte bundan korkuyorlar; programımızın doğruluğu için tir tir titriyorlar. Ama (gazete yazılarımızda psikolojik açıklamasını vermeye çalıştığımız) korkuları iyiden iyiye yersizdir. Programımız doğrudur. Bunu işlerin gidişinin ta kendisi, kuşkusuz ve giderek daha açık bir biçimde tanıtlayacaktır. Cumhuriyet için canımızı dişimize takarak savaşma mutlak zorunluluğunu bize işlerin akışı "kabul ettirecek", pratik etkinlikte, güçlerimizi, siyasal bakımdan etkin proletaryanın güçlerini tastamam bu yöne, işlerin gidişi yöneltecektir. İşlerin gidişi, demokratik devrim sırasında, bize hayati çıkarları asgari programımızın ta kendisinin gerçekleşmesini gerektirecek küçük-burjuvazi ve köylülükten gelme böylesine bir müttefikler çoğunluğunu kaçınılmaz bir biçimde kabul ettireceği içindir ki, azami programa çok zamansız bir geçişten duyulan her korku son derece gülünçtür.
      Ama, öte yandan, küçük-burjuva demokrasisinden gelen bu müttefikler, belli bir eğilimdeki sosyal-demokratlar arasında yeni korkular, özellikle "bayağı jorecilik" korkusu uyandırırlar. Amsterdam kongresi[2*] kararı, burjuva demokrasisi ile hükümete katılmayı yasaklar; bu, joreciliktir; bu, proletaryanın çıkarlarına ne yaptığını bilmeden ihanet etmek, proletaryayı burjuvazinin kuyruğuna takmak, gerçekte burjuva toplumda onun için kesinlikle ulaşılmaz olan yapmaca bir iktidar parlaklığı ile proletaryayı bozmaktır.
      Bu usavurma da daha az yanlış değildir. Sahiplerinin iyi kararları ezbere bildiklerini, ama anlamını kavrayamamış bulunduklarını gösterir - bazı anti-joreci sözleri bilirler bunlar, ama bu sözlerin anlamını kavramadıkları için, yerli-yersiz kullanırlar; uluslararası devrimci sosyal-demokrasinin [sayfa 10] son derslerinin özünü değil, sözünü kavramışlardır. Joreciliği diyalektik materyalizm açısından yargılamak isteyen birinin, öznel nedenler ile nesnel tarihsel koşullar arasında kesin bir ayrım yapması gerekir. Bu "deney"in nesnel koşulları şunlardı: Fransa'da cumhuriyet bir olgu idi ve hiçbir ciddi tehlike onu tehdit etmiyordu; işçi sınıfı, kendi sınıfsal bağımsız siyasal örgütlenmesini geliştirme yolunda tam bir olanağa sahipti, ama -önderlerinin parlak ve bol parlamenter uygulamaları tarafından, belli bir ölçüde etkilenmesi nedeniyle- bu olanaktan yeterince yararlanmıyordu; tarih daha o zamandan, gerçeklikte, işçi sınıfı önünde, Millerand'ların küçük toplumsal reformlar vaadederek proletaryayı caydırdıkları sosyalist devrim sorununu koymuş bulunuyordu.
      Şimdi Rusya’yı düşünün. Parvus, ya da Vperyod'da yazan arkadaşlar, bu erekle devrimci burjuva demokrasisiyle ittifak kurarak, cumhuriyeti savunmak istiyorlar - onların öznel görüşleri, bu. Nesnel koşulları, Fransa'da varolmuş olan nesnel koşullardan, yerle gök kadar ayrı. Nesnel bir açıdan, olayların tarihsel akışı, şimdi Rus proletaryasının önüne (kısa kesmek için, tüm içeriğini cumhuriyet sözcüğünde özetlediğimiz) burjuva demokratik devrim sorununu koyuyor; bu sorun, kendini, tüm halk, yani küçük-burjuva ve köylüler yığını karşısına koyuyor; bu devrim olmaksızın, sosyalist devrim bakımından proletaryanın bağımsız bir sınıf örgütünün hiçbir ciddi gelişmesi düşünülemez.
      Nesnel koşulların farklılığını somut bir biçimde gözönüne getirin ve söyleyin: Bu farklılığı unutarak, kendilerini bazı sözcüklerin benzerliğine, bazı harflerin benzeşmesine, nesnel güdülerin özdeşliğine kaptıran kimseler üzerine ne düşünmeli?
      Fransa’da, kendini doğrulamak için, cumhuriyeti savunma öznel niyetini haksız yere öne süren Jaurès, burjuva toplumsal reform karşısında boyuneğdi diye, biz Rus sosyal-demokratlar, cumhuriyet uğruna ciddi olarak savaşmaktan vazgeçeceğiz! Yeni-İskra'nın yüksek bilgeliği, işte bu sonuca varıyor.
      Halkın küçük-burjuva yığınıyla ittifak kurmadıkça, proletaryanın cumhuriyet için savaşımının, gerçekte anlaşılmaz bir şey olduğu açık değil mi? Proletarya ve köylülüğün devrimci [sayfa 11] diktatörlüğü olmaksızın, bu savaşımda bir başarı umudu gölgesi bile olamayacağı açık değil mi? Burada tartışılan görüşün başlıca kusurlarından biri de, onun yaşam eksikliği, biçimciliği, zamanın devrimci koşullarını gözden yitirmesidir. Cumhuriyet için savaşmak ve aynı zamanda da devrimci demokratik diktatörlükten vazgeçmek. Oyama'nın, Muhden'e, girme düşüncesinden önceden vazgeçerek, bu kent önünde Kropotkin ile boy ölçüşmek istemesine benzer. Eğer, devrimci halk, yani proletarya ve köylüler olarak, biz mutlakiyeti "birlikte yenmek" istiyorsak, kaçınılmaz restorasyon girişimlerini de birlikte durdurmak, birlikte ortadan kaldırmak, birlikte püskürtmek zorundayız! (Her türlü yanlış anlamadan sakınmak için bir kez daha yineleyelim, biz cumhuriyetten, bir hükümet biçiminden çok, asgari programımızın tüm demokratik reformlar bütününü anlıyoruz.) Her şeyin, yavaş yavaş ve düzenli olarak yükselen bir doğru çizgi üzerindeymiş gibi, "sıçrama"sız gideceğini: sıranın, ilkin sanki liberal büyük burjuvazi ve mutlakiyetten küçük ödünlerin, sonra devrimci küçük-burjuvazi ve demokratik cumhuriyetin, ve en sonra da proletarya ve sosyalist devrimin olacağını düşünmek için, gerçekte çocukça bir tarih fikrine sahip olmak gerek. Bu tablo, büyük çizgileri içinde, Fransızların dediği gibi "uzun vadede", diyelim, yüzyıllık bir dönem için (örneğin Fransa'da, 1789'dan 1905'e değin) doğrudur; ama devrimci bir dönemde, kendine bu şemaya göre bir eylem planı çizmek için olağanüstü bir hamkafa olmak gerekir. Eğer Rus mutlakiyeti işin içinden şimdi bile güdük bir anayasa ile sıyrılamıyorsa, yalnızca sarsılmış değil, ama gerçekten devrilmiş bulunuyorsa, bu kazanımı korumak için elbette bütün öncü sınıfların engin bir devrimci çabası gerekecektir. Ve bu kazanımı "kurtarmak" demek, proletarya ve köylülüğün devrimci diktatörlüğüne başvurmak demektir, başka bir şey değil! Bugün ne kadar çok kazanır, kazanımlarımızı ne kadar gözüpeklik ile savunursak, kaçınılmaz gericiliğin daha sonra bize yitirteceği şey o kadar küçük olacak, bu gericilik aralığı o kadar az sürecek, ve bizden sonra gelecek proleter savaşçıların işi o kadar kolaylaşacaktır.
      Ve gelecekteki şatafatsız kazanımlar parçamızı önceden, savaştan önce, "İlovayski tarzında",[3*] elifi elifine ölçmek isteyen kimseler, mutlakiyetin devrilmesinden önce, hatta 9 [sayfa 12] Ocaktan önce, devrimci demokratik diktatörlük korkuluğunu göstererek, Rusya işçi sınıfına korku salmayı uygun görmüş kimseler de bulunur. Ve bu adamlar devrimci, sosyal-demokratlar adına atıp tutarlar...
      Devrimci burjuva demokrasisi ile geçici hükümete katılmak diyerek dolanırlar, ala bu, burjuva rejimi onaylamak, kapitalistleri ve polisi, işsizlik ve sefaleti, mülkiyet ve fuhuşu onaylamak demektir! Bu kanıt, anarşistlere ya da narodniklere yaraşır. Sosyal-demokrasi, siyasal özgürlük için savaşımdan, bunun bir burjuva siyasal özgürlüğü olduğu bahanesi ile yançizmez. Sosyal-demokrasi, burjuva rejimin "onaylanması”nı, tarihsel açıdan gözönünde tutar. Feuerbach'a, Büchner, Vogt ve Moleschott'un materyalizmini onaylayıp onaylamadığını sordukları zaman, şöyle yanıtlar: "Ben materyalizmi geçmişe oranla onaylıyorum, ama geleceğe oranla değil." Sosyal-demokrasi de, burjuva rejimi, işte tastamam bu biçimde onaylar. O, burjuva demokratik rejimi, burjuva feodal mutlakiyet rejimine oranla onayladığını söylemekten hiçbir zaman korkmamıştır ve hiçbir zaman korkmayacaktır. Ama o, burjuva cumhuriyeti, yalnızca sınıf egemenliğinin son biçimi olarak, yalnızca proletaryanın burjuvaziye karşı savaşımına en elverişli alan olarak "onaylar"; o, onu hapishaneleri ve polisi, mülkiyeti ve fuhuşu nedeniyle değil, ama bu sevimli kurumlara karşı geniş ve özgür bir savaşım ereğiyle onaylar.
      Sosyal-demokrasinin, geçici devrimci hükümete katılarak, kendini hiçbir tehlikeye atmadığını ileri sürmekten elbette uzağız. Hiçbir tehlike içermeyen ne bir savaşım biçimi ve ne de siyasal durum vardır ve olabilir. Eğer devrimci sınıf içgüdüsü yoksa, bilimsel bir düzeyde bütünsel dünya görüşü yoksa, eğer (yeni-iskracı arkadaşlar beni bağışlasın) kafada beyin yoksa, o zaman grevlere katılmak bile tehlikelidir, insanı ekonomizme götürebilir; parlamenter savaşıma katılmak bile tehlikelidir, insan, soluğu parlamenter alıklıkta[4*] alabilir; zemstvoların liberal demokrasisini desteklemek bile tehlikelidir, "zemstvolar kır planı"na yolaçabilir. Bu durumda Jaurès ve Aulard'ın Fransız devrimi üzerine güzel yapıtlarını okumak bile tehlikelidir - çünkü bu, Martinov'un iki diktatörlük üzerindeki broşürüne götürebilir.
      Elbette, eğer sosyal-demokrasi, proletaryayı küçük- [sayfa 13] burjuvaziden ayıran sınıf özelliklerini bir an olsun unutsaydı, eğer güvene değmez bir entelektüel küçük-burjuva parti ile hiç yeri yokken elverişsiz bir ittifak yapsaydı, eğer kendi öz ereklerini ve (siyasal durum ve konjonktürler ne olursa olsun, siyasal dönemeç ve devrimler ne olursa olsun) en başta proletaryanın sınıf bilincini ve bağımsız siyasal örgütlenmesini geliştirme zorunluluğunu bir an bile gözden yitirseydi, geçici devrimci hükümete katılma son derece tehlikeli olurdu. Ama, bu koşullar içinde, yineliyoruz, hangi siyasal eylem olursa olsun, aynı ölçüde tehlikelidir. Çok basit birkaç veri, devrimci sosyal-demokrasi tarafından güncel olarak saptanmış bulunan ivedi ereklerle bu olası tehlikeler arasında bir ilişki kurmanın ne ölçüde haksız olduğunu gösterecektir. Kendimizden sözetmeyecek, Vperyod gazetesinin, bu konu üzerindeki birçok bildirim, uyarı ve haberini yinelemeyeceğiz. Parvus'u anmak bize yetecek. Sosyal-demokrasinin geçici devrimci hükümete girmesinden yana çıkmakla birlikte, Parvus, hiçbir zaman unutmamamız gereken koşulları aşırı bir etkinlik ile belirtir: birlikte vurmak, ayrı ayrı yürümek, örgütleri karıştırmamak, müttefikimizi bir düşman gibi gözlemek, vb.. Sorunun, dizi yazımızda daha önce açıklanmış bulunan bu yönü üzerinde durmayacağız.
      Hayır, sosyal-demokrasiyi tehdit eden gerçek siyasal tehlike, bugün, yeni-İskra'nın onu aradığı yerde değil. Bizi kurtarması gereken şey proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü fikri değil, ama proletarya partisini bozan ve kendini süreç-örgütlenme üzerinde, süreç silahlanma üzerinde vb. gösteren bu kuyrukçu ve cançekişmekte olan anlayıştır. Örneğin İskra'nın, geçici devrimci hükümet ile, proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü arasında bir ayrım yapmaya yönelen en son girişimine bakın. Kısır bir skolastik örneği değil mi? Bu ayrımları türeten kimseler, güzel sözler sıralamaya yetenekli, ama düşünmeye hiç mi hiç yeteneksiz kimselerdir. Bu iki kavram arasında, aşağı-yukarı, hukuksal biçim ile sınıfsal içerik arasındaki ilişkinin tıpkısı vardır. Kim ki: "geçici devrimci hükümet" derse, kâvramın kamu hukuku yönünü, hükümetin kaynağını yasadan değil, ama devrimden aldığı, ve gelecekteki kurucu meclise bağlanan, geçici bir nitelik taşıdığı olgusunu belirtmiş olur. Ama biçimi, kökenleri, koşulları [sayfa 14] ne olursa olsun, geçici devrimci hükümetin, her durumda bazı sınıflara dayanmaktan geri kalamayacağı açıktır. Geçici devrimci hükümetin, proletarya ve köylülüğün devrimci bir diktatörlüğünden başka bir şey olamayacağını görmek için, bu ilkel gerçeği anımsamak yeter. Bundan ötürü, İskra tarafından yapılan ayrım, partiyi geriye, kısır söz tartışmalarına götürür ve onu Rus devrimindeki sınıf çıkarlarının somut tahlilinden alıkoyar.
      Ya da İskra'nın bir başka usavurmasına bakın. İskra, "Yaşasın geçici devrimci hükümet!" çığlığı konusunda, "yaşasın!" ve "hükümet" sözcüklerinin birleşmesinin, "dudakları kirlettiği"ni bilgiç bilgiç gözler önüne seriyor. Boş bir lafazanlık değil mi bu? İnsanlar mutlakiyeti yıkmaktan sözediyor ve devrimci hükümete yaşasın derken kirlenmekten korkuyorlar! Gerçekte, cumhuriyete yaşasın derken kirlenmekten korkmamaları şaşırtıcı: çünkü cumhuriyet, zorunlu olarak bir hükümet içerir ve hiçbir sosyal-demokrat bunun bir burjuva hükümet olacağından hiçbir zaman kuşku duymamıştır. Öyleyse geçici bir devrimci hükümeti alkışlamak ile demokratik bir cumhuriyeti alkışlamak arasında ne fark var? En devrimci sınıfın siyasal yol göstericisi olan sosyal-demokrasi, asma yaprağının zorunluluğu üzerinde cilvelerle direnen kansız ve isterik bir yaşlı kıza mı benzemeli? Burjuva demokratik hükümeti içeren bir kurumu alkışlamak, serbest, ama geçici devrimci demokratik hükümeti, açıkça alkışlamak yasak olacak. Şu tabloyu tasarlayın. İşçi ayaklanması Petersburg'da zafer kazanmış. Mutlakiyet yıkılmış. Geçici devrimci hükümet ilan edilmiş. Silahlı işçiler keyifli keyifli haykırıyor: "Yaşasın geçici devrimci hükümet!" Ama, bir köşede, temiz gözlerini göğe kaldıran ve duygulu yürekleri çarpan yeni-iskracılar, şöyle söyleniyor: "Bu günahkârlara benzemediğimiz, ve dudaklarımızı bu sözcüklerin çiftleşmesi ile kirletmediğimiz için, sana şükürler olsun Tanrım..."
      Hayır, bin kez hayır, yoldaşlar! Devrimci burjuva demokrasisi müttefikleri olarak, hiçbir şey karşısında durmaksızın, cumhuriyetçi devrimde en etkili payı alarak kirlenmekten korkmayın. Tehlikeleri abartmayın: örgütlenmiş proletaryamız bu tehlikenin üstesinden kolayca gelecektir. Proletarya ve köylülerin birkaç aylık devrimci diktatörlüğü, dingin ve sersemleştiren bir hava içindeki onlarca yıllık siyasal [sayfa 15] durgunluktan daha çok şey yapacaktır. Rus işçi sınıfı, 9 Ocaktan sonra, tam bir siyasal kölelik içinde, sarsılmaz ve eğilmez bir ortaklaşa eylem için bir milyondan çok proleteri seferber etmesini bildiğine göre, biz, devrimci demokratik bir diktatörlük altında, on milyonlarca kent ve kır yoksulunu seferber edecek ve siyasal Rus devrimini, Avrupa'daki sosyalist devrimin başlangıcı durumuna getireceğiz.
     
      Vperyod, n° 14

      12 Nisan (30 Mart) 1905
     




"PARİS KOMÜNÜ VE DEMOKRATİK
DİKTATÖRLÜĞÜN GÖREVLERİ"
MAKALESİNİN SONUCU[
5*]


      BU makale ilkin, sosyalist proletarya temsilcilerinin küçük-burjuvazi yanında devrimci hükümete girişinin, ilkeler planında pekâlâ kabul edilebilir ve, belirli koşullar içinde, düpedüz zorunlu olduğunu öğretiyor. Bu makale bize daha sonra Komünün üstesinden gelme zorunda kaldığı gerçek görevin, her şeyden önce sosyalist değil, ama demokratik diktatörlük, bizim "asgari program"ımızın uygulanması olduğunu gösteriyor. Ensonu bu makale bize, Paris Komününden ders çıkartırken, onun yanlışlıklarına değil (komüncüler Fransa Bankasına elkoymadılar, Versailles'a karşı saldırıya geçmediler, açık programlan yoktu, vb.), ama bize izlenecek yolu gösteren, o başarılarla taçlanmış pratik davranışlara öykünmemiz gerektiğini anımsatıyor. Biz büyük 1871 savaşçılarından [sayfa 17] "Komün" sözcüğünü almamalı, onların sloganlarından herbirini körükörüne yinelememeli, ama Rusya'nın güncel durumuna yanıt veren, ve proletarya ile köylünün devrimci demokratik diktatörlüğü olarak özetlenebilecek program ve davranış sloganlarını açıkça uygulamalıyız.
     
      Proletari n° 8,
      17
(4) Temmuz 1905
     




SINIF SAVAŞIMININ
LİBERAL VE MARKSIST ANLAYIŞI
NOT


     
      NAŞA
ZARYA'da, likidatör A. Ermanski, ticaret ve sanayi büyük burjuvazisinin siyasal rolü üzerindeki kendi (ve Guşka'nın) görüşü konusunda yapmış bulunduğu eleştiriye (Prosveşçenye, n° 5-7)[
22*] karşı olağanüstü bir öfkeli sözler cömertliği ile zincirlerinden boşandı.
      Hırçın saldırıları ve son zamanlarda uğranılan "hakaretler" konusundaki ansıtmaları ile (1907'de St. Petersburg'taki sosyal-demokrat örgütü başarısız bir biçimde bölmeye kalkışmış olan bay Dan ve hempaları tarafından uğranılan "hakaret" dahil), bay Ermanski, sorunun özünü gerçekten oluşturan şeyi elçabukluğuna getirmek istese gerek.
      Ama bundan ötürü, likidatörlerin haksız yere uğradıkları hakaret ve yenilgileri ansıtmaları ile, bay Ermanski'nin güncel tartışmasının özünü elçabukluğuna getirmesine gözyumacak değiliz. Çünkü güncel tartışma, çok önemli bir ilke sorunu ile ilgili, ve bu sorun binlerce çeşitli vesile ile sürekli olarak ortaya konmakta ve yeniden konmaktadır.
      Sözkonusu olan şey, marksizmin liberal taklidinin, sınıflar [sayfa 40] savaşımı üzerine marksist ve devrimci bir görüş yerine liberal bir görüşü geçirmenin ta kendisidir. Marksistler ile likidatörler arasındaki bütün tartışmaların bu ideolojik temeli üzerine ışık tutmaktan yorulmayacağız.
      Bay A. Ermanski şöyle yazıyor:
      “'Marksist' İlin, sınai örgütlerin etkinliğinde, 'tüm ulus ölçüsünde (ve hatta uluslararası ölçüde)', benim (Ermanski) makalemde belirlemiş bulunduğum gibi bir sınıf savaşımı görmeyi kesinlikle kabul etmez. Çünkü bu etkinlikte, 'tüm ulus ve tüm devlete bağlı olan şeyi belirleyen ana gösterge: bir devlet iktidarının örgütlenmesi eksiktir' ..." (Naşa Zarya, s. 55.)
      İşte sorunun özünün, onu başından savmak için olanaklı ve olanaksız her şeyi yapan bu aynı A. Ermanski tarafından verilmiş bulunan açıklaması. Beni, görüşlerini değiştirmek ve her türlü öldürücü günahla boşuna suçluyor. 1907 bölünmesi anılarında bir "sığınak" arayarak boşuna dönüp dolaşıyor, gerçek gene de her şeyden daha güçlü.
      Demek ki, benim tezim açık: tüm ulusa bağlı olan şeyi belirleyen ana gösterge, bir devlet iktidarının örgütlenmesidir.
      Siz bu görüşü paylaşmıyor musunuz, benim öfkeli hasmım? Bunun tek marksist görüş olduğunu kabul etmiyor musunuz?
      Öyleyse, neden bunu açıkça söylemiyorsunuz? Neden yanlış görüş karşısına doğru görüşü çıkarmıyorsunuz? Eğer, bize göre, tüm ulusa bağlanan şeyin ana göstergesinin bir devlet iktidarı örgütü olduğunu ileri sürmek, tırnak içinde marksizmden başka bir şey değil ise, peki neden benim yanlışımı çürütmüyor ve kendi marksizmi anlama biçiminizi açık-seçikçe, kaçamaklara,sapmadan sergilemiyorsunuz?
      Bay A. Ermanski'nin, bundan öncekileri hemen izleyen sözlerini aktardığımız zaman, okur için bu soruların yanıtı açık olacaktır:.
      "İlin, Rus büyük burjuvazisinin, kendi sınıf savaşımını başka türlü yürütmesini, tüm devlet sisteminde ne pahasına olursa olsun bir değişiklik ardında koşmasını istiyor. İlin bunu istiyor, ama burjuvazi istemiyor, ve elbette kabahat, 'Marx'ın anladığı biçimdeki sınıf savaşımı kavramı yerine liberal [sayfa 41] bir sınıf savaşımı kavramı geçiren' 'likidatör' Ermanski'nin."
      Bay Ermanski'nin, sıvışmaya çalışan bir likidatörü suçüstü yakalamamızı sağlayan tiradının tümünü dinlediniz. Sıvışma, ortada.
      Tüm ulusa bağlı olan şeyin "ana gösterge"sini, doğru olarak belirtmiş miyim, belirtmemiş miyim?
      Bay A. Ermanski'nin kendisi de, sorunun özünün bu olduğunu kabul etmek zorunda kalmış.
      Ve bay Ermanski, kapana kısıldığını sezdiğinden, yanıtı savuşturuyor!
      Tarafınızdan belirtilen ana göstergenin doğru mu, yanlış ml olduğunu bilme sorununu başından savan, "kapana kısılmış" bay Ermanski, bu sorunun üstünden atlıyor ve İlin ile burjuvazinin ne "istedikleri"ni bilme sorusuna geçiyor. Ama bay Ermanski'nin sıçramaları ne kadar gözüpek, ne kadar atakça olurlarsa olsunlar kapana kısılmış olduğunu gizlemesine yetmeyecekler.
      Peki ama tartışma, sınıf savaşımı anlayışı üzerine yönelince, benim sevimli itirazcım, "isteme"nin burada ne işi var! Sizi marksist anlayış yerine liberal bir anlayış geçirmekle suçladığımı, ve marksist anlayışın, sınıf savaşımı içine tüm ulus ölçüsünde devlet iktidarının örgütlenmesini sokan "ana gösterge"sini belirttiğimi siz de kabul etme zorunda kalmıştınız.
      Bay A. Ermanski, öfkeli olmakla birlikte, öylesine beceriksiz bir polemikçi ki, kendi öz örneği aracıyla, genel olarak likidatör akım ile bu akımın yanılgılarını, ona, Ermanski'ye, özellikle liberal sınıf savaşımı anlayışına bağlayan bağı ortaya koymuş bulunuyor!
      Sınıf savaşımı sorunu, marksizmin özsel sorunlarından biridir. Bu nedenle sınıf savaşımı anlayışı üzerinde daha ayrıntılı bir biçimde durmak uygun olur.
      Her sınıf savaşımı, siyasal bir savaşımdır.[23*] Liberalizm fikirlerinin boyunduruğu altına girmiş bulunan oportünistlerin, Marx'ın bu derin düşüncesini yanlış anladıkları ve onu tersine yorumlamaya çabaladıkları bilinir. Oportünistler arasında örneğin "ekonomistler", likidatörlerin o ağabeyleri de bulunuyorlardı. "Ekonomistler", sınıflar arasındaki her çatışmanın daha o sırada siyasal bir savaşım oluşturduğunu [sayfa 42] düşünüyorlardı. Bu nedenle "ekonomistler", %5'lik bir ücret artışı elde etme savaşımını "sınıf savaşımı" olarak kabul ediyor, ama siyasal amaçlar için, tüm ulus ölçüsünde, daha yüksek, daha gelişmiş sınıf savaşımını görmeyi kabul etmiyorlardı. Böylece, "ekonomistler" embriyoner sınıf savaşımını kabul ediyor, ama gelişmiş biçimi altındaki sınıf savaşımını kabul etmiyorlardı. Bir başka deyişle, "ekonomistler", liberallerden daha ileri gitmeyi kabul etmeyerek, liberallerin kabul edebileceklerinden daha yüksek sınıf savaşımını kabul etmeyi yadsıyarak, sınıf savaşımında yalnızca liberal burjuvazi açısından en hoşgörülebilir olan şeyi kabul ediyorlardı. "Ekonomistler" böylece liberal işçi siyasetçileri durumuna dönüşüyor ve sınıf savaşımının marksist ve devrimci anlayışından vazgeçiyorlardı.
      Devam edelim. Sınıf savaşımının, ancak siyaset alanına yayıldığı zaman gerçek, tutarlı ve gelişmiş bir duruma geldiğini söylemek yetmez. Siyasette de, önemsiz ayrıntılarla yetinilebilir, ya da daha derinliğine, özsele değin gidilebilir. Marksizm, sınıf savaşımının, siyasete yayılmakla yetinmeyerek, ancak siyasette en özsel olan şeyi: devlet iktidarının örgütlenmesini kavradığı zaman en yüksek gelişmesine eriştiğini, "tüm ulus ölçüsünde" olduğunu kabul eder.
      Tersine, işçi hareketi biraz güçlendiği zaman, liberalizm artık sınıflar savaşımını yadsıma cüretini göstermez, ama bu kavramı daraltmaya, güdükleştirmeye, iğdiş etmeye çalışır. Liberalizm, sınıf savaşımını siyasal alana değin kabul etmeye hazırdır, ama devlet iktidarı örgütünün onun eylem alanı dışında kalması koşuluyla. Sınıf savaşımı kavramının bu liberal bozulmasını hangi burjuva sınıf çıkarlarının oluşturduklarını anlamak güç değildir.
      Ve bay Ermanski, ılımlı ve kendini düzene uydurmuş bir memur olan Guşka'nın yapıtını yorumlayarak, sınıf savaşımı kavramının liberal iğdiş edilmesini görmeksizin (ya da görmeyi istemeksizin?), onunla dayanışma gösterdiği zaman, bay Ermanski'ye teori ve genel ilkeler planında işlemiş bulunduğu bu. ağır günahı işte böyle göstermiştim. Bay Ermanski bağırıp çağırmaya ve sövmeye, eğri yollara gitmeye ve dolambaçlı çarelere başvurmaya koyuldu, çünkü ona gösterdiğimi çürütecek durumda değildir.
      Bunu yaparken, bay A. Ermanski kendini öylesine beceriskiz [sayfa 43] bir polemikçi olarak gösterdi ki, son derece açık bir biçimde kendi maskesini kendi çıkardı. "İlin istiyor, ama burjuvazi istemiyor" diye yazdı. Şimdi proleter (marksizm) ve, burjuva (liberalizm) görüşlerin hangi özelliklerinin bu farklı "istekler"i ortaya çıkardıklarını biliyoruz.
      Burjuvazi, sınıflar savaşımını güdükleştirmek, bu kavramı değiştirmek ve daraltmak, keskinliğini köreltmek "ister". Proletarya bu yutturmacanın ortaya çıkarılmasını "ister". Marksist, burjuvazinin sınıf savaşımından, marksizm adına sözetmeye girişen kişinin, burjuva sınıf savaşım anlayışının darlığını, ayrıca çıkar gözeten darlığını ortaya koymasını, ve rakamlar vermekle, "kocaman" rakamlar karşısında esrimekle yetinmemesini ister. Liberal, burjuvaziyi ve onun sınıf savaşımını, darlığının sözünü etmeyecek, "ana" ve en özsel öğenin bu savaşım içine sokulmadığı, gerçeğinin sözünü etmeyecek biçimde yargılamak "ister".
      Bay A. Ermanski, ilginç, ama bay Guşka tarafından yönetici bir fikir olmaksızın ya da körükörüne biraraya getirilmiş rakamlar üzerinde bir liberal olarak kafa yorarken yakalanmıştır. Bu durum ortaya konunca, bay A. Ermanski'ye sövmek ve dolambaçlı yollara başvurmaktan başka bir şey kalmamasında anlamayacak bir şey yok.
      Bay A. Ermanski'nin makalesinden yaptığımız alıntıyı, bıraktığımız yerden sürdürelim:
      "Gerçeklikte yalnızca İlin'in burada gerçek durumunu irdelemesi yerine, bu durumun kişisel nitelemesini ve üstelik (!!), büyük Fransız devrim tarihinden alınmış okul örneklerine göre basmakalıp ölçütleri geçirdiği açıktır."
      Bay A. Ermanski, amansızca "gömülecek derecede sıkışmış! Büyük Fransız devriminin "basmakalıp"larına karşı bu düşmanca saldırı ile, liberalizmin nereye değin ortaya konmuş bulunduğunu görmüyor. Sevgili bay Ermanski, bir durum üzerinde, ister marksist, ister liberal, ister gerici vb. olsun, bir yargıda bulunmadan, onu nitelemeden, "gerçek durumu irdeleme"nin olanaksız olduğunu (bir likidatör için bunun anlaşılması ne kadar güç olursa olsun) anlayıverir!
      Siz, bay Ermanski, siz yiğit memur Guşka'nın "irdeleme"sini liberal olarak nitelediniz ve niteliyorsunuz, bense marksist olarak. Hepsi bu. Siz kendi eleştirel çözümlemenizi devlet iktidarının örgütlenmesi sorununun eşiğinde durdurduğunuz [sayfa 44] zaman, kendi sınıflar savaşımı anlayışınızın liberal darlığını tanıtlıyorsunuz.
      Tanıtlanması gereken de buydu.
      Sizin büyük Fransız devrimi "basmakalıp"ına karşı saldırınız, sizi ele veriyor. Çünkü ne basmakalıpın, ne de Fransız örneğinin burada hiçbir işi olmadığını herkes anlayabilir: o çağda, "basmakalıp" ve "örnek" koşullar içinde, örneğin, ne büyük çaplı grevler vardı ve olabilirdi, ne de özellikle siyasal grevler.
      Gerçeklik şu ki, likidatör olduktan sonra, devrimci görüşü toplumsal olayların değerlendirilmesine uygulamasını unuttunuz! Marx, düşüncesini hiçbir zaman 18. yüzyıl sonu "basmakalıpları" ve "örnekleri" ile sınırlamıyor, ama her zaman devrimci bir görüş uyguluyordu: o, sınıflar savaşımını her zaman en derin biçimde düşünüyordu (ya da, eğer bu da-ha "bilgince" terim sizin daha hoşunuza giderse, sevgili bay Ermanski, "niteliyordu"!); bu savaşımın "ana" öğeye ilişkin olup olmadığını her zaman gösteriyordu; çıkarcı ereklerle yetersiz bir biçimde geliştirilmiş, iğdiş edilmiş, bozulmuş bir sınıf savaşımı üzerindeki her pısırık düşünceyi, böyle bir savaşım üzerine örtülmüş her örtüyü her zaman acımasızca kınıyordu.
      18. yüzyıl sonlarında, sınıf savaşımı, nasıl siyasal bir duruma geldiğini, gerçekten "tüm ulus"a değinen biçimlere nasıl eriştiğini bize gösterdi. O zamandan bu yana, kapitalizmin ve proletaryanın gelişmesi, devsel ölçüler içinde ilerledi. Geçmişin "basmakalıplar"ı, savaşımın, örneğin yukarda kısmen göstermiş bulunduğum yeni biçimlerini irdelemekten, kimseyi alıkoymayacaklardı.
      Ama marksist görüş her zaman derinleştirilmiş bir "değerlendirme" isteyecektir, yüzeysel bir değerlendirme değil; marksist görüş tahriflerin, duraksamaların ve korkak liberal gizlemelerin yoksunluğunu her zaman açığa vuracaktır.
      Likidatörlerin, marksist sınıf savaşımı anlayışı yerine liberal sınıf savaşımı anlayışını nasıl geçirdiklerini ve toplumsal olayları devrimci bir açıdan görmeyi nasıl unuttuklarını böylesine yetkin bir biçimde ve böylesine bir esirgemezlikle açıklamış olduğu için bay A. Ermanski'yi kutlayalım.

      Prosveşçenye,n° 5,
Mayıs 1913
      İmza: V. İlin
     




LİBERALİZM VE DEMOKRASİ
ARASINDAKİ BOŞANMA


     
      RUSYA'DA liberalizm ve demokrasi arasındaki boşanma sorunu, tüm kurtuluş hareketinin temel sorunlarından biridir.
      Bu hareketin güçsüzlük nedeni nedir? Demokrasinin, kendisine liberalizmin güçsüzlük ve kararsızlıklarının bulaşması yüzünden, liberalizmden çok az bilinçli ve açık bir biçimde ayrılmış bulunması olgusu mu? Yoksa, demokrasinin liberalizmden çok erken (ya da çok birdenbire, vb.) ayrılarak, "toptan tepki gücü"nü azaltması olgusu mu?
      Özgürlük davası ile ilgilenenlerden birtekinin bile, bu işte çok büyük bir önem taşıyan bir sorunun sözkonusu olmadığını ileri sürebileceğinden kuşkuluyum. Bu sorunu tam bir açıklıkla çözmedikçe, bilinçli,bir özgürlük yandaşı olunamaz. [sayfa 46] Oysa, bu sorunu çözmek için, liberalizmin arkasında, demokrasinin arkasında hangi toplumsal güçlerin, hangi sınıfların, ve bu sınıfların doğasında hangi siyasal özlemlerin bulunduklarını anlamak gerekir.
      Biz, bu makalede, dış siyasetin güncel olaylarına dayanarak, bu temel sorunu aydınlatmak istiyoruz. En önemli güncel olay, kuşkusuz İkinci Balkan savaşı, Bulgaristan'ın yenilgisi, bu ülke için alçaltıcı Bükreş barışı, ve Rusya’nın, Fransa’yı "bizi" desteklememekle suçlamak, ve barış koşullarında bir değişiklik elde etmek için verimsiz girişimidir.
      Fransa'ya karşı bu suçlamalar ile Rusya’nın Balkanlarda "etkin" bir siyasetini bu canlandırma girişiminin, Novoya Vremya ile Reç'i uzlaştırdığı bilinir. Oysa, bu, bir yanda büyük feodal toprak sahipleri ile gerici ve milliyetçi yönetici çevrelerin, ve öte yanda,- liberal burjuvazinin, uzun zamandan beri emperyalist bir siyasete canatan en bilinçli ve en iyi örgütlenmiş çevrelerinin anlaşmış bulundukları anlamına gelir.
      Bu konuda, en yaygın taşra gazetelerinden biri olan ve bazı küçük-burjuva demokrasisi katmanlarının düşüncesini dışavuran Kievskaya Mıysl, 1 Ağustos günü, çok öğretici bir başyazıda şöyle yazıyor:
      "Rollerini değiştirenler (bay Milyukov'un, dış siyaset üzerine Dumadaki ünlü söylevinde ileri sürdüğü gibi) muhalefet ve milliyetçilik değil, ama demokrasiden ayrılmış (altı Kievskaya Mıysl tarafından çizilmiş) ve ilkin utana sıkıla, sonra alnı açık, önünde milliyetçiliğin, gene slavcılık bayrağı altında yürüdüğü yola: siyasal serüvenler yoluna girmiş bulunan, liberalizmdir."
      Ve gazete, Reç'in "şoven atılganlık" gösterdiği, Ermenistan'a doğru, Boğaziçine doğru yürümeye çağırdığı, genel olarak, "emperyalist eğilimler" ile dolu bulunduğu gibi, herkesin bildiği olguları haklı olarak ansıtıyor.
      "İç yönelim bu niteliği koruduğuna göre, gerici ve miliyetçi bir siyaset olmaktan geri kalamayan Rus dış siyasetini, bütün sorumluluğu üstüne alarak desteklemekle, liberalizm bu desteğin siyasal sorumluluğunu da üstüne alıyor" diye yazar Kievskaya Mıysl.
      İşte sözgötürmez bir gerçek. Yalnızca ne anlama geldiğini sonuna değin düşünmek gerek. Eğer Rus dış siyaset yöneliminin, [sayfa 47] Rus iç siyaset yönelimi tarafından belirlendiği doğru ise (ve bu kesinlikle doğrudur), bunun salt gericiliğe ilişkin olması olanaklı mı? Elbette hayır. Elbette bu, liberalizmi de ilgilendirir.
      Liberalizm, eğer daha önce iç siyasette ayrılmış olmasaydı, dış siyasette "demokrasiden ayrıl"amazdı. Kievskaya Mıysl da, "liberalizmin siyasal yanıltı niteliği", "derin bir organik kötülüğe tanıklık eder" derken, bunu kabul etmek zorunda kalmıştır.
      Çok doğru! Biz, yalnızca, biraz tumturaklı olan ve gerçekliği: burjuvazinin derin sınıf çıkarlarını anlaşılmaz duruma getiren bu deyimi kulanmadan söyledik. Liberalizmin bu sınıf çıkarları, onun demokratik hareketten korkuya kapılmasına (özellikle 1905'te) ve, dış siyasette olduğu gibi iç siyasette de, sağa sapmasına yolaçtı.
      Bugün kadetlerin emperyalizm ve şovenizmi ile, 1907 ilkyazında Dumayı kurtarma kadet-oktobrist sloganı arasındaki, kadetlerin 1906 ilkyazında yerel tarım komitelerine karşı oyu ile, 1905 güzünde Buligin Dumasına[
24*] katılma kararı arasındaki bağı yadsımaya kalkışan biri, açıkça gülünç bir duruma düşer. Gericilikten çok devrimden korkan bir tek ve aynı sınıfın, bir tek ve aynı siyasetidir bu.
      Rus kurtuluş hareketinin bellibaşlı güçsüzlük nedenlerinden biri de, bu gerçeğin genel olarak küçük-burjuvazinin geniş-katmanları, ve özel olarak küçük-burjuva siyasetçi, yazar ve ideolojik önderleri tarafından anlaşılmamış olmasıdır.
      Sağ ile uzlaşma eğilimlerini gizlemek için solun "uzlaşmazlığı" ile alay eden liberallerin masallarına karşın, işçi demokrasisi, liberaller ile sağı hiçbir zaman "aynı gerici çuvalın içine"[25*] sokmamış, aralarındaki uzlaşmazlıklardan kurtuluş hareketi çıkarına yararlanmayı (örneğin Duma seçimlerinin ikinci turunda) hiçbir zaman reddetmemiştir. Ama işçi demokrasisi, Stolipin ya da Maklakov döneminde emperyalizme karşı "tutkunluk duymak"la suçlu liberalizmin dönekliğini etkisizleştirmeyi, her zaman yapması gerektiği gibi, kendisine amaç olarak saptamıştır.
      Eğer liberalizmi demokrasiden ayıran derin sınıf kökenlerinin bilincine varmazsa, eğer bu bilinci yığınlar içinde yaymazsa, eğer liberalizmin "halkın özgürlüğü" davası karşısındaki ihanet ve yalpalamalarını böylece etkisizleştirmeyi [sayfa 48] öğrenemezse, Rus demokrasisi bir adım bile ilerleyemez. Bu koşul yerine gelmedikçe, kurtuluş hareketinin 'başarılarından sözetmek istemek boşunadır.

      Severnaya Pravda, n° 9,

      11 Ağustos 1913
      İmza: V. İ.
     




TAKTİK ÜZERİNE MEKTUPLAR[26*]
GİRİŞ


     
      4 Nisan 1917'de, yazının adında belirtilmiş olan konuda, ilkin, bir bolşevikler toplantısına bir rapor sunmak üzere Petersburg’a çağrılmıştım. Toplananlar Rusya’nın işçi ve asker vekillerinin sovyetleri konferansının delegeleriydi ve hareket etmek zorunda oldukları için, bana, konuşmamı erteleme olanağı verememişlerdi. Toplantının sonunda, toplantıya başkanlık eden G. Zinovyev yoldaş, bütün toplantıdakiler adına, Rusya'nın sosyal-demokrat işçi partisinin birleşmesi sorununu tartışmak isteyen bolşevik ve menşevik delegelerin ortak toplantısında raporumu, hiç zaman geçirmeden, yeniden yinelememi istedi.
      Raporumu hemen yinelemekte duyduğum güçlüğe karşın, bu istek, aynı zamanda, hem benim siyasal dostlarımdan, [sayfa 50] hem de kısa zaman içinde hareket edecekleri için gerçekten de bana bir süre veremeyecek durumda olan menşeviklerden geldiğine göre, bu isteği reddetmeye kendimi yetkili görmedim.
      Raporda, Pravda'nın[27*] 7 Nisan 1917 tarihli 26. sayısında yayınlanmış olan tezlerimi okudum.*
      Tezler ve benim raporum, bizzat bolşeviklerin kendi aralarında ve Pravda'nın yazıkurulunda anlaşmazlıklara neden oldu. Birkaç toplantıdan sonra oybirliğiyle bu anlaşmazlıkları açıkça tartışmanın ve böylelikle partimizin (Merkez Komitesi çevresinde toplanmış bulunan Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin), 20 Nisan 1917'de, Petersburg'da başlayacak olan kongresine materyal sağlamanın daha iyi olacağı kararına vardık.
      Tartışma üzerindeki bu karara uygun olarak, sorunu bütün yönleriyle incelemek iddiasında bulunmaksızın ve yalnızca bellibaşlı kanıtları, işçi sınıfı hareketinin pratik görevlerinin yerine getirilmesi için özellikle önemli olanlarını belirtmek isteğiyle aşağıdaki mektupları yayınladım.

BİRİNCİ MEKTUP
GÜNCEL DURUMUN TAHLİLİ


      Marksizm, bizi, sınıflar ilişkisinin ve tarihin her anının somut özelliklerinin en doğru, aslına en uygun ve nesnel olarak doğrulanabilir, denetlenebilir bir hesabını yapmaya zorunlu kılar. Biz bolşevikler, bu kurala, bilimsel temellere dayanan bir siyaset bakımından kesenkes zorunlu olan bu kurala her zaman baglı kalmak zorundayız.
      Marx ve Engels, ezbere öğrenilen ve yinelenen, olsa olsa tarihsel sürecin her evresinin, somut iktisadi ve siyasal durumuyla zorunlu olarak değişen genel hedefleri gösterebilen “formüller"le haklı olarak alay ederek, her zaman, "bizim öğretimiz bir dogma değil, ama bir eylem kılavuzudur" demişlerdir.
      Şu halde, devrimci proletaryanın partisinin, görevlerini ve hareket tarzını belirlemek için bugün kılavuz sayması gereken kesin olarak sabit olmuş nesnel olgular hangileridir?
      [sayfa 51] Benim Pravda'da yayınlanan (n° 14 ve 15, 21 ve 22 Mart 1917) ilk "Uzaktan Mektup"umda ("birinci devrimin birinci aşaması"), ve tezlerimde, "Rusya’da güncel durumun özgünlüğü"nü, devrimin birinci aşaması ile ikinci aşaması arasında geçiş evresi olarak tanımladım. Sonuç olarak, en başta gelen sloganın, "günün görevi"nin, o anda şu olduğu kanısındayım: "İşçiler, çarlığa karşı iç savaşta proletarya ve halk kahramanlığının mucizelerini yarattınız. Devrimin ikinci aşamasında zaferinizi hazırlamak için de proletarya ve halk örgütlenmesinin harikalarını -yaratmalısınız." (Pravda,, n° 15.)**
      Birinci aşama neyi kapsar?
      Devlet iktidarının burjuvaziye geçmesini.
      Şubat-Mart 1917 devriminden önce devlet iktidarı, Rusya'da, eski bir sınıfa, başında Nikola Romanov'un bulunduğu feodal toprak soylularına aitti.
      Bu devrimden sonra, iktidar, başka bir sınıfa, yeni bir sınıfa burjuvaziye ait bulunuyor.
      İktidarın bir sınıftan ötekine geçişi, sözcüğün salt bilimsel anlamıyla olduğu kadar, politik ve pratik anlamıyla da bir devrimin birinci, başlıca ve esas belirtisidir.
      Burjuva devrimi ya da burjuva demokratik devrim, Rusya'da bu bakımdan tamamlanmıştır.
      Şimdi, burada, kendilerine "eski-bolşevikler" demekten hoşlanan karşı-görüşlülerden yükselen itirazları duyuyoruz: her zaman burjuva demokratik devrimin ancak "proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik iktidarı" ile son bulabileceğini söylemedik mi? Tarım devrimi, ki o da burjuva demokratiktir, o da sonuçlandı mı? Bu, tam tersine, henüz başlamamış bir olay değil midir?
      Yanıt veriyorum: bolşeviklerin fikirleri ve sloganları, bütünü içinde, tarih tarafından tamamıyla doğrulanmışlardır; ama somut gerçek olaylar, bizim önceden görebildiğimizden başka şekilde oldu; daha özgün ve daha çeşitli biçimde geçti.
      Bunu bilmemek ya da unutmak, yem ve canlı gerçeğin özgünlüğünü incelemek yerine, ezberlenmiş bir formülü ahmakça yineleyerek, partimizin tarihinde bir kere daha cansıkıcı tatsız rol oynayan bu "eski-bolşevikler" gibi davranmak [sayfa 52] olurdu.
      "Proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik iktidarı", Rus devriminde daha önceden gerçekleşmiş*** bulunuyor, çünkü bu formül, yalnızca sınıflar arasında ilişkiyi öngörüyordu, bu ilişkiyi, bu işbirliğini gerçekleştiren somut siyasal bir kurumu değil. Yaşamın gerçekleştirdiği "işçi ve asker vekilleri sovyetleri", işte, "proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik iktidarı."
      Bu formül artık eskidi. Yaşam onu, formüller ülkesinden gerçek ülkesine götürdü, ona kan ve can verdi, onu somutlaştırdı ve sonuçta değişikliğe uğrattı.
      Bu yüzden, artık gündemde yeni bir hedef vardı: bu, iktidarın bağrında proleter unsurlarla (savaşı sonuna kadar götürmeye karşı olanlar, enternasyonalciler, "komünistler", komüne geçişten yana olanlar), küçük-mülk sahibi ya da küçük-burjuva unsurlar (Çheydze, Çereteli, Steklov, sosyalistdevrimciler ve daha başka devrimci amaçlarla savaşı sonuna kadar götürme yanlıları, komüne doğru giden harekete karşı olanlar, burjuvaziyi ve burjuva hükümeti "destekleme"den yana olanlar) arasında bölünme, ayrılma.
      Her kim ki, bugün, "proletaryanın ve köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğü"nden başka söz etmez, yaşamın gerisinde kalır, ve bu yüzden de, pratik olarak, proletarya sınıfinın savaşımına karşı küçük-burjuvaziye geçer, ve devrimöncesi "bolşevik" antikalar arşivlerine ("eski-bolşevikler" arşivlerine de denilebilirdi) kaldırılması gerekir.
      Proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü şimdiden gerçekleşmiş bulunuyor, ama olağanüstü özgün bir biçimde ve çok önemli birçok değişikliklerle. Gelecek mektuplarımın birinde bundan sözedeceğim. Şimdilik bir marksistin, her teori gibi daha çok esas olan, genel olan, yaşamın karmaşıklığını yaklaşık olarak gösterebilen dünün teorisine sımsıkı takılıp kalmaması, yaşayan gerçeği, kesin ve somut olguları hesaba katması gerektiğini, bu söz götürmez gerçeği iyice özümlemesi gerekir.
      "Gri teoridir, dostum, ama yeşil yaşamın sonsuz ağacıdır"[
28*]
      Eskiden yapıldığı gibi,
burjuva devrimi "tamamlama" sorununu [sayfa 53] ortaya atmak, canlı marksizmi ölü metinlere feda etmek demektir.
      Eski formül şöyleydi: burjuvazinin egemenliğinin yerini, proletarya ve köylülüğün egemenliği, onların diktatörlüğü alabilir ve almalıdır.
      Oysa, gerçek yaşamda şimdiden bambaşka bir şey görüyoruz: bu ikisinin, birinin ve ötekinin, son derece özgün, yeni, şimdiye kadar hiç görülmemiş bir biçimde, birbirine geçişini. Önümüzde, yanyana, birarada, aynı zamanda, hem burjuvazinin egemenliği (Lvov-Guçkov hükümeti), hem de kendi isteğiyle iktidarı burjuvaziye bırakan, isteyerek burjuvazinin kuyruğuna takılan proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünü görüyoruz.
      Çünkü, unutmamak gerekir ki, Petrograd'da, fiilen iktidar, işçilerin ve askerlerin elindedir; yeni hükümet, onlara, hiçbir şeyi zorla kabul ettirmez, ettiremez de, çünkü ne polis, ne halktan kopmuş bir ordu, ne de halkın üstünde yeralan güçlü bir bürokrasi vardır. Bu bir olgu. Bu kesin olarak, Paris Komünü tipinde bir devleti karakterize eden bir olgudur. Bu olgu, eski şemaların çerçevesi içine girmiyor, onlara uygun düşmüyor. Bugün artık anlamını yitirmiş "proletaryanın ve köylülüğün diktatörlüğü" üstüne genel sözlerini yinelemek değil, şemaları yaşama uyarlamak gerekir.
      Sorunu daha iyi aydınlatmak için, bir başka yönden ele alalım.
      Bir marksist, sınıflar arası ilişkilerin tahlilinde gerçek zemini terketmemelidir. Burjuvazi iktidardadır. Ama köylü yığını da, bir başka kategoride, bir başka türde, bir başka nitelikte bir burjuvazi değil midir? Niçin bu toplumsal kategori iktidara gelmesin, böylece burjuva demokratik devrimi "tamamlamasın"? Bu, niçin mümkün olmasın?
      Eski-bolşevikler çok kere böyle düşünüyorlar.
      Bu, pekâlâ olanaklıdır derim. Ama bir marksist, bir durumu değerlendirmek için, olabilecek olandan değil, gerçek olandan hareket eder.
      Çünkü gerçek bize şunu gösteriyor ki, köylülerin ve askerlerin serbestçe seçilmiş vekilleri, ikinci bir hükümet oluşturuyorlar, onu serbestçe tamamlıyor, geliştiriyor, yetkinleştiriyorlar. Ve aynı serbestlikle iktidarı burjuvaziye teslim ediyorlar; bu, hiç de marksist teoriye "aykırı" değildir, çünkü [sayfa 54] burjuvazinin, konumunu yalnızca zor yoluyla değil, yığınların göreneğe bağlılığı, zayıflığı, güçsüzlüğü, bilinçsizliği ve örgütsüzlüğü ile de koruduğunu her zaman biliyorduk ve bunu binlerce kez belirttik.
      Ve bugünün bu gerçeği karşısında olaylara sırt çevirmek ve "olanaklar"dan sözetmek doğrusu gülünçtür.
      Köylülüğün, tüm toprakları ve tüm iktidarı alması olanaklıdır. Bu olanağı aklımdan çıkarmamak ve ufkumu, içinde bulunduğumuz günle sınırlandırmamak üzere yeni bir olguyu: bir yanda tarım ücretlileri ve yoksul köylüler ile öte yanda varlıklı (patron) köylüler arasındaki derin uçurumu hesaba katarak, tarım programını açık ve kesin bir biçimde formüle ediyorum.
      Ama başka bir olanak daha vardır: köylüler, burjuvazinin etkisi altında bulunan, savaşı sonuna kadar sürdürmek siyasetinden yana geçen ve kendilerine, her ne kadar daha toplantı günü henüz saptanılmamış bile olsa Kurucu meclise kadar beklemelerini salık veren sosyalist-devrimcilerin küçük-burjuva partisinin öğütlerine kulak verebilirler.****
      Olasıdır ki, köylüler, işçi ve asker vekilleri sovyetlerinin aracılığıyla, burjuvazi ile kısa bir süre önce yapmış oldukları yalnız biçimsel değil, aynı zamanda gerçek olan uzlaşmayı olduğu gibi korusunlar ve sürdürsünler.
      Pek çok şey olanaklıdır. Tarım hareketini ve tarım programım unutmak büyük bir yanılgı olurdu. Ama bize, uzlaşmanın varolduğunu ya da daha doğru, daha az hukuksal, daha ekonomik toplumsal bir deyim kullanmak istersek, burjuvazi ile köylülük arasında bir sınıf işbirliğinin varlığını gösteren gerçeği unutmak da daha küçük bir yanılgı olmayacaktır.
      Bu olgu, olgu olmaktan çıkacağı, köylülük, burjuvaziden ayrılacağı, burjuvaziye karşın, toprağı eline geçireceği, ona karşı iktidarı alacağı zaman, burjuva demokratik devrimin daha özel olarak incelenecek olan yeni bir aşaması başlayacaktır.
      [sayfa 55] Köylülüğün burjuvaziyle anlaştığı şu anda bu gelecek aşama olanağı.yüzünden ödevini unutan bir marksist, bir küçük-burjuva durumuna düşer, çünkü, o, proletaryaya, küçük-burjuvaziye güvenmesini telkin etmiş olur ("bu küçük-burjuvazi, bu köylü yığını, bizzat burjuva demokratik devrim çerçevesi içinde burjuvaziden ayrılmalıdır Köylünün artık burjuvazinin yedeğinde olmayacağı, sosyalist-devrimcilerin, Çheydze'lerin, Çereteli'lerin, Steklov'ların artık burjuva hükümetin bir uzantısı olmayacakları şairane, güleryüzlü, hoş bir gelecek "olanağı", bu güleç gelecek "olanağı", köylünün hâlâ burjuvazinin kuyruğuna takılı bulunduğu, sosyalist-devrimcilerin ve sosyal-demokratların burjuva hükümetin bir eki, bir uzantısı ve “Majesteleri"[29*] Lvov'un muhalefeti olma rolünde kaldıkları bugünkü kederi ona unutturacaktır.
      Varsayılan bu kişi, yumuşakbaşlı bir Louis Blanc'a, Kautsky'nin tatlı dilli bir öğrencisine benzerdi; bir devrimci marksiste benzer hiçbir yanı olmazdı.
      Tamamlanmamış, -ve henüz köylü hareketini sonuçlandırmamış- burjuva demokratik devrim "üzerinden" sosyalist devrime "atlamak" arzusuyla, bu öznelciliğe düşmek tehlikesini göze almayalım.
      Eğer, "Çar yok; işçi hükümeti var"[30*] deseydim, böyle bir tehlikeyle karşı karşıya bulunurdum. Ama böyle bir şey demedim, tamamen başka bir şey dedim. Rusya'da, işçilerin, tarım ücretlilerinin, askerlerin ve köylülerin vekillerinin sovyetlerinden başka (burjuva hükümetinden başka) bir hükümet olamayacağını söyledim. Bugün, Rusya'da, iktidar, Guçkov'dan, Lvov'dan, bilimsel, marksist bir terim kullanmak üzere ve ne gündelik dilden, ne sokaktaki adamın dilinden, ne de mesleki dilden alınmış bir tanımlamadan değil, bir sınıf tanımlamasından yararlanmak üzere, ancak içinde açıkça köylülüğün, askerlerin, küçük-burjuvazinin egemen bulundukları sovyetlere geçebilir dedim.
      Açıkça, Paris Komünü deneyimine başvurduğuma göre, tezlerimde, henüz zamanını doldurmamış olan köylü hareketi ya da genellikle küçük-burjuva hareketin üstünden atlamak gibi bir işçi hükümeti tarafından iktidarın "elegeçirilmesi" oyununu oynamak gibi her türlü olasılıktan, her türlü [sayfa 56] blankici serüvenden mutlak olarak kaçındım. Çünkü, bilindiği gibi Marx'ın 1871'de, Engels'in 1891'de[31*] ayrıntılı olarak özenle gösterdikleri gibi, Komün deneyimi, blankiciliği[32*] içine almamıştır, çoğunluğun doğrudan doğruya, dolaysız ve kayıtsız şartsız egemenliğini ve yığınların yalnızca bu çoğunluk bilinçli olarak hareket ettiği ölçüde yığınların eylemini kesenkes güvence altına alır.
      Tezlerimde her şeyi tam eksiksiz bir biçimde açıklayarak, işçi, tarım ücretlisi, köylü ve asker vekilleri sovyetleri içerisinde etkili olmak savaşımına bağladım. Bu konuda herhangi bir kuşkuya yer vermemek için, tezlerimde, "yığınların pratik gereksinmelerini gözönünde bulundurarak" sabırlı ve azimli bir "açıklama" çalışmasının zorunluluğunu iki kez vurguladım.
      Bilisizler ya da bay Plehanov ve hempaları, marksizm dönekleri, anarşizm, blankicilik vb. diye bağırıp çağırabilirler. Düşünmek ve öğrenmek isteyen, blankiciliğin, iktidarın bir azınlık tarafından alınması demek olduğunu, işçiler vb. vekilleri sovyetlerinin ise, apaçık olarak halk çoğunluğunun doğrudan doğruya, dolaysız örgütü olduğunu anlamazlık edemez. Bu, sovyetlerin bağrında etkili olma uğruna savaşıma yönelmiş bir hareket, blankicilik bataklığına dökülemez, hiçbir şekilde dökülemez. Gene aynı şekilde anarşizm bataklığına da dökülemez, çünkü anarşizm, burjuvazinin egemenliğinden proletaryanın egemenliğine geçiş sırasında devletin ve devlet iktidarının zorunluluğunu reddeder. Ben, tersine, her türlü yanlış anlamaya meydan vermeyecek bir açıklıkla, bu dönemde, devletin zorunluluğunu savunuyorum, ama Marx'la ve Paris Komünü deneyimiyle de uyuşarak alelade bir burjuva parlamenter devletin değil, ama sürekli ordusu olmayan, halk düşmanı bir polisi bulunmayan halkın üzerinde yeralan bürokrasisi olmayan bir devletin gereğini savunuyorum.
      Eğer bay Plehanov, Edinstvo'sunda bütün gücüyle anarşizme karşı protestolar haykırıyorsa, bununla, bize, marksizmle ilişkisinin kopmuş olmasının yeni bir kanıtını vermekten başka bir şey yapmıyor, Benim, Pravda'da (n° 26) yayınlanan, kendisini, Marx ve Engels'in 1871, 1872, 1875'te devlet konusundaki öğretilerinin neler olduğunu bize açıklamaya çağırmama karşın, bay Plehanov, öfkeden kudurmuş [sayfa 57] burjuvazinin çığlıklarına benzeyen uluorta çığlıklar atarak sorunun özü konusunda susarak yanıt vermek zorundadır ve her zaman da zorunlu olacaktır.
      Eski-marksist Plehanov, marksizmin devlet-üzerine öğretisinden kesin olarak hiçbir şey anlamamıştır. Zaten bu anlayışsızlığının tohumları, anarşizm üstüne Almanca broşüründe de görülebilir.[33*]
     
      ŞİMDİ de, I. Kamenev yoldaşın benim tezlerimle ve yukarıda açıklanan görüşlerle olan "anlamazlıklarını" Pravda n° 27'deki yazısında nasıl sıraladığını görelim. Bu, bunları daha iyi belirginleştirmemize yardım edecektir.
      "Lenin yoldaşın genel şemasına gelince, diye yazıyor Kamenev yoldaş, bu şema, şu burjuva demokratik devrimin tamamlanmış olduğu tezinden hareket etmesi bakımından ve bu devrimin derhal sosyalist devrime dönüşmesine dayanması yüzünden bize kabul edilmez bir şema olarak görünüyor."
      Burada, iki büyük yanlış var.
      Birincisi. Burjuva demokratik devrimin tamamlanmış ya da tamamlanmamış olduğunu anlama sorunu yanlış konmuştur. Sorun; şeylerin yalnız bir yönünü dikkate alan, nesnel gerçeğe uygun düşmeyen, soyut ve yalın bir biçimde konmuştur. Kim ki sorunu böyle koyar, kim ki bugün "Burjuva demokratik devrim tamamlanmış mıdır?" diye sorar, en azından, son derece karışık ve hiç olmazsa iki yön içeren bir gerçeği anlamak olanağından kendini yoksun kılar. Teoride bu böyle. Pratikte ise acınacak bir şekilde küçük-burjuva devrimciliğine teslim olur.
      Aslında, gerçeklik bize, hem iktidarın burjuvazinin ellerine geçişini (alışılmış tipte "tamamlanmış" burjuva demokratik devrim), hem de asıl hükümetin yanısıra, "proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü"nü temsil eden ikinci bir hükümetin***** varlığını gösteriyor. Bu "ikinci hükümet"in kendisi de kendiliğinden, iktidarı burjuvaziye bırakmış, kendisini, burjuva hükümete bağlamıştır.
      Kamenev yoldaşın, "burjuva demokratik devrim tamamlanmamıştır" yolundaki eski bolşevik formülü, bu gerçeği hesaba [sayfa 58] katıyor mu?
      Hayır, bu formül eskimiştir. Artık hiçbir şeye yaramaz. Bu formül ölmüş bir formüldür. Onu yeniden diriltmek boşunadır.
      İkinci olarak. Pratik bir sorun. Burjuva hükümetten ayrı özel bir "proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü" şeklinin, bugün, Rusya'da, hâlâ olanaklı olup olmadığı söylenemez. Oysa, marksist taktik de bilinmeyen üzerine dayandırılamaz.
      Ama bu, hâlâ mümkün olabilirse, buna ulaşmak için ancak bir, tek bir yol vardır: hareketin komünist, proleter unsurlarının, küçük-burjuva unsurlardan derhal, kesin bir şekilde ve geri dönülmeksizin, ayrılması.
      Niçin?
      Çünkü, bütün küçük-burjuvazinin, şovenizme (savunma savaşını sonuna kadar götürmeye) doğru, burjuvazinin "desteklenmesine" doğru, burjuvaziye bağımlılığa doğru, burjuvaziden vazgeçmek zorunda kalmak korkusuna doğru vb. kayması bir raslantı değil, zorunlu bir şeydir.
      Küçük-burjuvazi, zaten iktidarı alabilecek durumda ise, ama almak istemiyorsa, onu, iktidara nasıl "itmeli"?
      Yalnızca komünist partisinin, proletarya partisinin ayrılmasıyla; bu küçük-burjuvaların ürkekliğinden kurtulmuş proleter sınıf savaşımıyla. Yalnızca sözde değil, ama fiiliyatta _da küçük-burjuvazinin etkisinden kurtulmuş olan proleterlerin birlik ve beraberliği küçük-burjuvazinin ayakları altındaki toprağı o kadar "yakıcı" hale getirebilir ki, küçük-burjuvazi, belli koşullarda, iktidarı almaya kendini zorunlu görür; Guçkov'un ve Milyukov'un -gene yineliyorum, belli koşullarda- Çheydze'lerle, Çereteli'lerle, sosyalist-devrimcilerle, Steklov'larla paylaşmadiklari, tam bir iktidar için elverişli bir tutum alacaklari pek uzak bir olasilik degildir; çünkü bu sonuncular, her şeye karşin "savaşi sonuna kadar götürmekten yanadirlar".
      Hemen bugün, derhal ve dönüşsüz olarak sovyetlerin proleter unsurlarini (yani komünist, proleter partisini) küçük-burjuva unsurlardan ayirmaya kalkan kimse, mümkün olan şu iki durumda hareketin çikarlarina sadik bir şekilde tercüman olur: Rusya’nın hâlâ kendine özgü, bağımsız, burjuvaziye bağlı olmayan bir şekle bürünmüş bir "proletarya [sayfa 59] ve köylülük diktatörlüğüne" sahip olması halinde olduğu gibi küçük-burjuvazinin bir türlü kendini burjuvaziden koparamaması ve daima (yani sosyalizme kadar) burjuvazi ile bizim aramızda bocalaması halinde.
      Her kim ki, eyleminde, yalnızca "burjuva demokratik devrimin tamamlanmamış" olduğu basit formülünden esinlenirse, salt bu yüzden küçük-burjuvazinin burjuvazi karşısında mutlaka bağımsız olabileceğine kefil oluyor demektir Onun için, şu içinde bulunduğumuz zamanda, kendisini, acınacak biçimde küçük-burjuvazinin eline teslim ediyor demektir.
      Sırası gelmişken. Proletaryanın ve köylülüğün diktatörlüğü "formülü" sözkonusu olduğuna göre, İki Taktik'te (Temmuz 1905) özellikle şunu belirttiğimi (Oniki Yıl'a bakınız, s. 435)[34*] anımsamak iyi olacak:
      "Dünyadaki herşey. gibi, proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün de bir geçmişi, ve bir de geleceği vardır. Bunun geçmişi otokrasidir, serfliktir, monarşidir ve ayrıcalıktır. ... Geleceği ise, özel mülkiyete karşı savaşımdır, ücretli işçilerin işverene karşı savaşımıdır, sosyalizm için savaşımdır."******
      Kamenev yoldaş, aynı şekilde, 1917'de de proletarya ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünün geçmişini dikkate almamak yanılgısını işliyor. Oysa gerçekte, gelecek onun için başlamış bile bulunuyor, çünkü ücretli işçinin ve küçük mülk sahibinin çıkarları ve politikası daha şimdiden birbirinden gerçekte ayrıdır, ve bu ayrılık, "savaşı sonuna kadar sürdürme" gibi emperyalist savaşa karşı tutum gibi, o kadar önemli, o kadar başlıbaşına bir sorundur.
      Şimdi burada, Kamenev yoldaşın daha yukarda da söylenilen ikinci yanlış uslamlamasına geliyorum. O, beni, şemamda, "bu devrimin (burjuva demokratik devrimin) şu an sosyalist devrime geçişine" dayanmış olmakla suçluyor.
      Bu yanlıştır. Devrimimizin sosyalist devrime "şu an" dönüşmesine "dayanmak" şöyle dursun, böyle bir tutumdan kesin olarak kaçındım; 8. tezde kesin olarak şunu açıkladım: "Görevimiz, doğrudan doğruya sosyalizmin 'başlatılması' [sayfa 60] değildir. …"
      Devrimimizin sosyalist devrime hemen dönüşmesini hesaplayan bir kimsenin doğrudan doğruya bir görev olarak kabul edilen sosyalizmin başlatılmasına karşı koymayacağı besbelli değil midir?
      Dahası var: Rusya'da bir "Komün-Devletin" (yani Paris Komünü tipinde bir devletin) "şu an" gerçekleştirilmesi olanaksızdır, çünkü, bunun için sovyetlerin hepsinde (ya da çoğunda) vekillerin çoğunluğunun, sosyalist-devrimcilerin, Çheydze, Çereteli, Stekloy ve hempalarının taktik ve politikalarının yanlış ve zararlı olduğunun kesin olarak bilincine varması gerekir. Bu alanda yalnızca "sabırlı" bir açıklama, anlatma çalışmasına güvendiğimi kesin bir dille ifade ettim "şu an" gerçekleştirilebilecek bir değişikliği elde etmek için sabırlı olmaya ne gerek?
      Kendi "sabırsızlığı" içinde, Kamenev yoldaş, işi biraz abarttı, ve sosyalizme "şu an" başlamayı istediği öne sürülen Paris Komünü konusundaki burjuvazinin ön yargılarını zoraki gözönünde bulundurdu ve kendisine maletti. Bu hiç de doğru değildir. Komün, ne yazık ki, sosyalizme başlamakta fazla gecikti. Komünün gerçek anlamı, burjuvaların aramayı âdet edindikleri yerde değildir; Komünün gerçek anlamı, özel bir devlet tipi yaratmasındadır. Oysa bu tür bir devlet, Rusya'da zaten doğmuş bulunuyor: bu devlet, işçi ve asker vekillerinin sovyetleridir.
      Kamenev yoldaş, sovyetlerin, kendi anlamlarında, tip bakımından, toplumsal ve siyasal bakımdan Komün devlet ile olan benzerliklerinde varolduğu olgusunu düşünmedi; bu olguyu inceleyeceğine, benim "şu an"da, ona bakılırsa, "dayandığım" dediği şey üzerinde konuşmaya koyuldu. Kendisi de birçok burjuvanın başvurduğu bir yöntemi kullanarak ne yazık ki şu sonuca varıyor: dikkatleri, işçi ve asker vekilleri sovyetlerinin ne olduklarını, bunların parlamenter cumhuriyetten daha üstün bir tip olup olmadıklarını, halka daha yararlı olup olmadıklarını, örneğin buğday kıtlığıyla savaşmaya daha ehil olup olmadıklarını vb. bilip anlamak gibi bir sorundan -yaşamın önümüze koyduğu yaşamsal, gerçek bir sorundan- çevirmek, ve görünüşte bilimsel, ama gerçekte ,anlamdan yoksun, boş, yararsız, tam da öğretmence, kısır bir soruna, yani benim "ani, yakın bir değişikliğe inanıp güvendiğim" [sayfa 61] sorununa yöneltmek.
      Boş ve kötü konulmuş bir sorun, ben, yalnızca ve özellikle, işçilerin, askerlerin ve köylülerin buğday üretiminin hızlandırılmasının buğdayın daha iyi üleştirilmesinin, eratın erzakının, iyileştirilmesinin vb., vb. ortaya koyduğu güç pratik sorunları memurlardan ve polisten daha iyi çözümleyebileceklerine güveniyorum.
      İşçi ve asker vekilleri sovyetlerinin, halk yığınının girişkenliğini, parlamenter cumhuriyetten çok daha çabuk ve daha iyi bir şekilde harekete getireceklerine derin bir şekilde inanıyorum, (bir başka mektuptaki, iki devlet tipinin daha ayrıntılı bir karşılaştırmasına bakınız). Onlar, sosyalizmi hazırlamak için nasıl önlemler alınacağına, hangi önlemlerin alınacağına daha iyi, daha pratik ve daha etkili bir biçimde karar vereceklerdir. Bir bankanın denetlenmesi, bütün bankaların bir tek banka halinde birleştirilmeleri henüz sosyalizm değildir, ama onu hazırlayan bir önlemdir. Yunkerler [Alman toprak soyluları] ve burjuvalar, Almanya'da, halka karşı, bu türden önlemler almaktalar. Bir işçi ve asker vekilleri sovyeti, yarın, bütün iktidar elinde olursa, bunu, halkın yararına olarak çok daha iyi yapacaktır.
      Bu türden önlemler alınmasını zorunlu kılan nedir?
      Kıtlık. İktisadi yaşamın düzensizliği. Eli kulağında bekleyen çöküntü. Savaşın felaketleri. İnsanlığın bağrında savaşın açtığı iğrenç yaralar.
      Kamenev yoldaş; "eğer bir komünist propagandacı grubu haline gelmek değil de sonuna kadar proletaryanın devrimci kitlelerinin partisi olarak kalmak istiyorsa ye kalmalıysa, devrimci sosyal-demokrasi için olanaklı tek görüş olarak kendi görüşünü geniş bir tartışmada savunmayı ve üstün kılmayı umduğunu" açıklayarak sözlerine son veriyor.
      Kanımca, bu sözler, bugünkü durum hakkında tamamen yanlış olan bir değerlendirmeyi gösteriyor. Kamenev yoldaş, "yığınların partisi" ile "propagandacılar grubu"nu karşı karşıya getiriyor. Oysa, bugün, "yığınlar", "devrimci" amaçlarla savaşı sonuna kadar götürme sarhoşluğunun pençesi altındadırlar. Böyle bir anda, yığınlarla birlikte "kalmayı istemektense" ya da, bir başka deyişle, genel bulaşıcı hastalığa boyun eğmektense, bu "yığın halinde" zehirlenmeye karşı koymak enternasyonalcilere daha çok yakışmaz mı? Avrupa'nın [sayfa 62] savaş halindeki bütün ülkelerinde, şovenlerin "yığınlarla birlikte kalmak" istediklerini ileri sürerek kendilerini haklı göstermeye uğraştıklarını görmedik mi? Propagandacıların eylemi, kesin olarak, içinde bulunduğumuz şu anda, proleterlerin çizgisini, savaşı sonuna kadar götürme ve küçük-burjuva "yığınsal" zehirlenmesinden kurtarmanın merkez noktası değil midir? Proleter olan ve proleter olmayan bu yığınların bağrında, sınıf ayrımı gözetmeksizin bir blok kurmuş olmaları olgusu, kesin olarak, savaşı sonuna kadar götürme bulaşıcı hastalığının koşullarından biri olmuştur. Bana öyle geliyor ki, proleter çizgisinin "propagandacılar grubu"ndan horgörü ile sözetmek hiç de hoş kaçmamaktadır.
     
      8 ve 13 (21 ve 26) Nisan 1917.
      Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi

      Sol Yayınları, 1989 Ankara, s. 21-37.
     
      Notlar:
      * Bu mektuba ek olarak, bu tezleri ve bunlarla birlikte kısa açıklayıcı notları, Pravda'nın bu sayısına uygun olarak sunuyorum.
      ** Bkz: Lénine, Œuvres, t. 23, s. 335. -Ed.
      *** Belli bir biçimde ve belli bir noktaya kadar.
      **** Sözlerimin yanlış yorumlanmaması için hemen söyleyeyim ki: tarım ücretlilerinin ve köylülerin sovyetleri, makinelerin, binaların ve hayvanların en ufak bir tahribe uğramalarına meydan vermeksizin ve buğday ekim ve üretiminde kargaşalık yaratmak şöyle dursun, bu üretimi yoğunlaştırmak üzere düzen ve disiplini bizzat kendileri en sıkı şekilde uygulayarak derhal bütün topraklara elkoymalıdırlar, çünkü askerlerin tayını iki katına çıkarılmalıdır ve halk açlık çekmemelidir.
      ***** İngilizce metinde: "paralel bir hükümet". -ç.
      ****** V. İ. Lenin, Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği, Sol Yayınları, Ankara 1977, s. 98. -Ed.

     




PROLETARYANIN DEVRİMİMİZDEKİ GÖREVLERİ
PROLETARYA PARTİSİ İÇİN PLATFORM TASLAĞI
(PARÇA)



DEVRİMİMİZİN YARATTIĞI YENİ DEVLET TİPİ


      11. İşçi, asker, köylü, vb. vekilleri sovyetleri, çoğu kişinin sınıfsal anlamı üzerine, sovyetlerin Rus devrimi içindeki rolü üzerine açık bir fikir edinmediği anlamında, anlaşılmamış bulunuyorlar. Ama, onların yeni bir devlet biçimi, ya da daha doğrusu yeni bir devlet tipi temsil ettikleri de anlaşılmıyor.
      En yetkin, en gelişmiş burjuva devlet tipi, parlamenter demokratik cumhuriyettir: İktidar bu devlet tipinde parlamentoya aittir; devlet makinesi, yönetim aygıt ve organı, her zamankilerdir: sürekli ordu, polis, pratik olarak görevden geri alınamaz, ayrıcalıklı, halkın üstüne konmuş memurlar topluluğu.
      Ama 19. yüzyıl sonlarından bu yana, devrimci dönemler, demokratik devletin üstün bir tipini, Engels'in deyimine göre, daha şimdiden birçok bakımdan bir devlet olmaktan çıkan, "artık terimin gerçek anlamında bir devlet olmayan"[
35*] [sayfa 64] bir devleti gösteriyorlar. Bu devlet, halktan ayrı ordunun ve polisin yerine, halkın kendisinin doğrudan ve dolaysız silahlanmasını geçiren Paris Komünü tipi bir devlettir. Burjuva yazarlar tarafından kötülenen ve karaçalınan, ve başka şeyler arasında, haksız yere birdenbire sosyalizmi "sokma" niyeti yüklenen Komünün özü, işte budur.
      Rus devriminin 1905'te ve 1917'de kurmaya başladığı devlet, işte bu tipte bir devlettir. Rusya halkı temsilcilerinin Kurucu meclis olarak, ya da Sovyetler konseyi vb. olarak biraraya geldiği bir işçi, asker, köylü, vb. vekilleri sovyetleri cumhuriyeti, - kadet profesör efendilerin bir burjuva parlamenter cumhuriyet için kendi yasa tasarılarını kaleme almalarını, ya da bay Plehanov ve Kautsky gibi küçük-burjuva "sosyal-demokrat" bilgiç ve görenekçilerin, marksist devlet teorisini tahrif etmekten vazgeçmelerini beklemeden, kendi tarzlarında bir demokrasiyi kendiliğinden yaratan halk yığınlarının girişkenliği üzerine, şu anda ülkemizde doğmakta bulunan şey, işte bu.
      Marksizm, anarşizmden, genel olarak devrimci dönem, ve özel olarak da kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi boyunca devletin ve bir devlet iktidarının zorunluluğunu kabul etmesi ile ayrılır.
      Marksizm, bay Plehanov, bay Kautsky ve hempalarının küçük-burjuva, oportünist "sosyal-demokratizm”lerinden, bu aynı dönemler için, olağan bir burjuva parlamenter cumhuriyeti olmayan, ama Paris Komününün olduğu gibi bir devletin zorunluluğunu tanıması ile ayrılır.
      Bu devlet tipini eskisinden ayıran başlıca özellikler şunlardır:
      Burjuva parlamenter cumhuriyetten krallığa dönüş çok kolaydır (tarih bunu gösterdi), çünkü tüm baskı aygıtı: ordu, polis, bürokrasi, olduğu gibi kalır. Komün ve işçi, asker, köylü, vb. vekilleri sovyetleri, bu aygıtı parçalar ve kaldırır. Burjuva parlamenter cumhuriyet, yığınların kendi öz siyasal yaşamını, dipten doruga tüm devlet yaşamının demokratik örgütlenmesine doğrudan doğruya katılmalarını engeller, boğar. İşçi, asker, köylü, vb. vekilleri sovyetleri ise, bunun tam tersini yapar.
      Bu sovyetler, Paris Komünü tarafından hazırlanan ve Marx'ın "emekçilerin iktisadi kurtuluşunun kendisi aracıyla [sayfa 65] gerçekleşebileceği ensonu bulunmuş siyasal biçim"[36*] olarak adlandırdığı devlet biçimini yeniden ortaya koyarlar.
      Genellikle Komünün "kabul"ü için Rus halkının henüz olgun olmadığı ileri sürülür. Köylülerin özgürlük için olgun olmadıklarını ileri süren feodallerin kanıtıdır bu. Komün, yani işçi ve köylü vekilleri sovyetleri, herhangi bir reformu, iktisadi gerçeklikte olduğu kadar engin halk çoğunluğunun bilincinde de adamakıllı olgunlaşmadan önce, hiçbir reformu "gerçekleş"tirmez, hiçbir reformu "gerçekleştirme" niyeti yoktur ve gerçekleştirmemelidir de. Savaş tarafından yolaçılan iktisadi yıkım ve bunalım ne kadar ağırlaşırsa, savaş tarafından insanlıkta açılan korkunç yaraların iyileşmesini kolaylaştırmaya özgü, olabildiğince yetkin bir siyasal biçim zorunluluğu kendini o kadar çok dayatır. Rus halkının örgütlenme alanında ne kadar az deneyimi varsa, yalnızca burjuva siyasetçileri ve "arpalık"larla donatılmış memurlar değil, ama halkın kendisi, örgütlenmeye o kadar gözüpek bir biçimde girişmelidir.
      Sözde marksizmin, bay Plehanov, bay Kautsky ve hempaları tarafından çarpıtılan marksizmin eski önyargılarından ne kadar erken kurtulursak, işçi ve köylü vekilleri sovyetlerini şimdiden ve her yerde kurmaları ve onlar aracılığı ile, ulusun tüm yaşamını ellerine almaları için, halka yardımda ne kadar çaba gösterirsek, bay Lvov ve hempaları Kurucu meclisin çağrılmasını ne kadar geciktirirlerse, halkın bir işçi ve köylü vekilleri sovyetleri cumhuriyeti yararına (Kurucu meclis ile, ya da, eğer Lvov onu çağırmakta gecikirse, onsuz) seçimini yapması, o kadar kolay olacaktır. Halk yeni yaşamı kendisi örgütlemeye girişince, yanılgılar başlangıçta kaçınılmaz şeylerdir; ama bazı yanlışlıklar yapmak ve ilerlemek, bay Lvov tarafından biraraya getirilmiş bilgin hukukçuların, Kurucu meclisi toplantıya çağırmak ve burjuva parlamenter cumhuriyeti sürdürüp götürmek için, işçi ve köylü vekilleri sovyetlerini boğmak için yasalar kaleme almalarını beklemekten çok daha iyidir.
      Eğer örgütlenir ve propagandamızı akıllıca yürütürsek, proleterler, ama köylülüğün onda-dokuzu da, polisin yeniden kurulmasına, görevden alınamaz ve ayrıcalıklı memurlar topluluğuna, halktan ayrı orduya karşı olacaklardır. Yeni tip devlet de, işte yalnızca buna dayanır.
      [sayfa 66] 12. Polisin yerine bir halk milisinin geçirilmesi, devrimin tüm gidişi tarafından zorla dayatılan ve Rusya'nın çoğu bölgelerinde gerçekleşme yolunda bulunan bir reformdur. Olağan tipteki burjuva devrimlerin çoğunda bu reformun gelip geçici olduğunu, ve burjuvazinin, hatta en demokratik ve en cumhuriyetçisinin bile, eski tipte, çarcı, halktan ayrı, burjuvalar tarafından yönetilen ve halkı bin türlü ezmeye yetenekli polisi, her zaman yeniden kurmuş bulunduğunu yığınlara açıklamalıyız.
      Polisin yeniden kurulmasını engellemek için, yalnızca bir yol var: ordu (sürekli ordu yerine geçen halkın genel silahlandırılması) ile bir bütün oluşturan bir halk milisi kurmak. Yaşları 15-65 arasında olan erkek-kadın tüm yurttaşlar, istisnasız, bu milise katılacaklardır. Bu yaklaşık yaş sınırları, yalnızca yeniyetmeler ile yaşlıların katılmalarını göstermek içindir. Kapitalistler, milisteki yurttaşlık görevine ayrılmış günler için, ücretli işçilere, hizmetkârlara vb. ücretlerini ödeyeceklerdir. Kadınlar yalnızca genel siyasal yaşama doğrudan doğruya katılmaya değil, ama sürekli ve genel bir yurttaşlık ödevini yapmaya da çağrılmadıkları sürece, ne sosyalizm, hatta ne de tam ve sürekli bir demokrasi sözkonusu olabilir. Oysa, hastalara ve yüzüstü bırakılmış çocuklara yardım, yiyeceklerin denetimi vb. gibi "polis" görevleri, kadınlar, eşitliği yalnızca kâğıt üzerinde değil, ama gerçekte de elde etmedikleri sürece, doyurucu bir biçimde sağlanamazlar.
      Polisin yeniden kurulmasını engellemek; tüm halkın hizmet göreceği bir milis kurmak için halkın örgütleyici dehasına başvurmak: devrimi kurtarmak, pekiştirmek ve geliştirmek için, proletaryanın yığınlar içinde yayması gereken amaçlar, işte bunlardır.

      10 Nisan 1917
      Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi

      Sol Yayınları, Ankara 1989, s. 50-54.

     




YAKLAŞAN YIKIM VE BU YIKIMI ÖNLEMENİN YOLLARI
(PARÇA)

DEVRİMCİ DEMOKRASİ VE DEVRİMCİ PROLETARYA


      Bugünkü Rusya'da, demokrasi, gerçekten devrimci olmak için, proletarya ile sıkı sıkıya birleşmeli, tek devrimci sınıf olarak sonuna değin götürdüğü savaşımda onu desteklemelidir.
      Görülmemiş bir genişlikteki yaklaşan bir yıkımı önleme yollarının incelenmesinin götürdüğü sonuç, işte budur.
      Savaş öylesine yaygın bir bunalım doğurdu, halkın maddi ve manevi güçlerini o derecede gerdi, tüm güncel toplumsal örgütlenmeye öylesine sert darbeler indirdi ki, insanlık şu seçenek karşısına konmuş bulunuyor: ya yokolmak, ya da, daha yüksek bir üretim biçimine elden geldiğince hızlı ve köktenci bir biçimde geçmek için, yazgısını en devrimci sınıfın eline vermek.
      [sayfa 68] Birçok tarihsel nedenler yüzünden -Rusya’nın büyük gerikalmışlığı, savaştan çıkan özel güçlükler, çarlığın aşın bozulmuşluğu, 1905 geleneklerinin olağanüstü canlılığı-, Rusya'daki devrim, öbür ülkelerdeki devrimi geride bıraktı. Devrim, Rusya’nın, siyasal rejimi bakımından, birkaç ayda ileri ülkelere yetişmesi sonucunu verdi.
      Ama bu yetmez. Savaş, acımasızdır. O, sorunu amansız bir sertlikle koyar: ya yokolmak ya da iktisadi bakımdan da, ileri ülkelere yetişmek ve onları geçmek...
      Bu, olanaklıdır; çünkü büyük sayıda ileri ülkenin hazır deneyi, teknik ve kültürlerinin edinilmiş sonuçları gözlerimizin önünde bulunuyor. Avrupa'da savaşa karşı büyüyen protesto hareketinde, bütün ülkelerde yükselen işçi devrimi havasında manevi bir destek buluyoruz. Bizi uyaran, bizi dürten şey, emperyalist savaş zamanındaki olağanüstü bir devrimci demokratik özgürlüktür.
      Yokolmak, ya da son hızla ileriye doğru atılmak. Tarih, sorunu işte böyle koyuyor.
      Ve böyle bir anda, proletaryanın köylülük karşısındaki tutumu, eski bolşevik ilkeyi, durumun buyurduğu gibi değiştirerek, doğruluyor: köylülüğü burjuvazinin etkisinden çekip çıkarmak. Devrimin kurtuluşunun güvencesi, sadece ve sadece buradadır.
      Köylülük, küçük-burjuva yığının en kalabalık öğesidir.
      Sosyalist-devrimcilerimiz ile menşeviklerimiz, gerici bir rol yüklenmiş bulunuyorlar: köylülüğü burjuvazinin etkisi altında tutmak, onu proletarya ile değil, ama burjuvazi ile bir koalisyona götürmek.
      Devrim deneyi, yığınları çabuk eğitir. Ve sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin gerici siyaseti, iflas eder: onlar her iki başkent sovyetlerinde de yenilmişlerdir.[
37*] Her iki demokratik küçük-burjuva partide de "sol" muhalefet büyüyor. 10 Eylül 1917 günü, Petrograd sosyalist-devrimciler konferansı, proletarya ile ittifaka doğru eğinim gösteren ve burjuvazi ile ittifakı geri çeviren sol sosyalist-devrimcilere üçte-ikilik bir çoğunluk kazandırdı.
      Sosyalist-devrimciler ile menşevikler, burjuvazi ve demokrasi kavramlarının, burjuvazi tarafından öylesine sevilen karşılıklılığını benimsiyorlar. Ama, aslında, bu karşılıklılık, metreler ile kilogramlar arasında bir karşılaştırma[sayfa 69] yapmak kadar saçmadır.
      Demokratik bir burjuvazi olabilir, burjuva bir demokrasi olabilir: bunu yadsımak için, ekonomi politikte olduğu gibi, tarihte de kara bir bilgisizlikte olmak gerekir.
      Sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin, sözgötürmez bir olguyu, yani burjuvazi ile proletarya arasında küçük-burjuvazinin bulunduğu olgusunu maskelemek için, bu yapmacık karşılıklılığa gereksinmeleri vardı. Küçük-burjuvazi, toplumsal ve iktisadi durumu bakımından, burjuvazi ile proletarya arasında zorunlu olarak duraksar.
      Sosyalist-devrimciler ile menşevikler, küçük-burjuvaziyi, burjuvazi ile ittifaka doğru götürürler. Tüm "koalisyon"larının, tüm koalisyon hükümetinin, Kerenski'nin, bu tipik yarı-kadetin tüm siyasetinin özü, işte budur. Altı devrim ayında, bu siyaset tamamen iflas etti.
      Kadetler bayram ediyorlar: işte görüyorsunuz, devrim başarısızlığa uğradı, devrim ne savaşın üstesinden gelebilir, ne de iktisadi durgunluğun.
      Bu, yanlıştır. Başarısızlığa uğrayanlar kadetler ve menşevikler ile birlikteki sosyalist-devrimcilerdir; çünkü Rusya'yı altı ay boyunca bu blok (bu ittifak) yönetti: bu altı ay içinde iktisadi durgunluğu bu blok ağırlaştırdı, askerî durumu karıştırıp daha da güç bir duruma bu blok getirdi.
      Burjuvazinin sosyalist-devrimciler ve menşevikler ile kurduğu ittifakın başarısızlığı ne kadar tam olursa, halkın gözü o kadar çabuk açılacaktır. Halk, doğru çözümü; yoksul köylülüğün, yani köylülerin çoğunun, proletarya ile ittifakını o kadar kolay bulacaktır.

      10-14 Eylül 1917
      1917 Ekimi sonlarında,
      "Priboy" Yayınları tarafından
      broşür olarak yayınlanmıştır.





DEVRİMİN TEMEL SORUNLARINDAN BİRİ


     
      İKTİDAR sorunu kuşkusuz her devrimin en önemli sorunudur. İktidarı hangi sınıf elde tutuyor? Sorunun özü bu. Ve Rusya'daki hükümet partisinin en başta gelen organı Dyelo Naroda, son zamanlarda (n° 147'de), iktidar üzerindeki tartışmaların Kurucu meclis sorunu ile buğday sorununu unutturduklarından yakındığı zaman, sosyalist-devrimcilere: Bundan ötürü kendinizden başka kimseye kızmayın yanıtını vermek gerekirdi. Kapitalistlerin, buğday tekeli ve ülkenin buğday azıklandırılmasına ilişkin, kabul edilmiş ya da alınması düşünülen önlemleri baltalamalarını sağlamak üzere, "hükümet bunalımı"nın uzamasına ve Kurucu meclisin toplantıya çağrılmasının durmadan geriye atılmasına en çok katkıda bulunan şeyler, sizin partinizin duraksamaları, sizin [sayfa 71] partinizin kararsızlığıdır.
      İktidar sorunu ne baştan savulabilir, ne de geri plana atılabilir, çünkü bu sorun, devrimin tüm gelişmesini, dış ve iç siyasetini belirleyen sorun, temel sorundur. Devrimimizin, iktidarın örgütlenmesi konusundaki duraksamaları yüzünden altı ay "yitirmiş" bulunması, nedeni sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin duraksamalı siyasetinde yatan sözgötürmez bir olgudur. Ve bu partilerin siyaseti de, kısacası, küçük-burjuvazinin toplumsal durumu ile, onun Sermaye ve Emek arasında varolan savaşımdaki iktisadi kararsızlığı ile belirlenmiş bulunuyordu.
      Şimdi tüm sorun, küçük-burjuva demokrasisinin, olaylar bakımından öylesine önemli, öylesine zengin olan bu altı ay boyunca bir şey öğrenip öğrenmediğini bilmektir. Eğer öğrenmemişse, devrim yitirilmiş demektir, ve onu ancak proletaryanın utkun bir ayaklanması kurtarabilir. Eğer öğrenmişse, işe hemen kararlı ve sağlam bir iktidar kurmakla başlamak gerekir. Bir halk devrimi, yani yığınların, işçilerin ve köylülerin çoğunluğunu yaşama çağırmış bulunan bir devrim sırasında, ancak nüfus çoğunluğu üzerine, açıkça ve sınırsız koşulsuz dayanan bir iktidar kararlı olabilir. Şimdiye değin, devlet iktidarı, Rusya'da, gerçeklikte (daha ertesi günü geri almaya başladığı) belirli ödünler vermek, (tutma .niyetinde olmadığı) vaatlerde bulunmak, (halkı bir "dürüst koalisyon" görüşü ile aldatmak için) egemenliğini gizlemenin yollarım aramaktan vb., vb. başka bir şey düşünmeyen burjuvazinin ellerindedir. Sözlere bakılırsa, halkçı, demokratik, devrimci bir hükümetimiz var; gerçeklikte, halk düşmanı, anti-demokratik, karşı-devrimci, burjuva bir hükümet sözkonusu: şimdiye değin süren, ve 'iktidarın kararsızlık ve duraksamalarının, sosyalist-devrimci ve menşevik bayların kendilerini (halk için) öylesine yıkımlı bir çaba ile verdikleri o "hükümet bunalımı'nın kökeninde yatan temel çelişki, işte budur.
      "Ya sovyetlerin dağıtılması ve şanssız ölümleri, ya da tüm iktidar sovyetlere" demiştim. Haziran 1917 başlarındaki Rusya Sovyetleri kongresi, ve temmuz ve ağustos aylarının tarihi, bu sözleri iyice doğruladı. İktidar tabanının genişlemesini, gerçekte bu iktidarın, nüfusun çok küçük bir azınlığına, burjuvaziye, sömürücülere verilmesi olarak niteleyen [sayfa 72] Potresov, Plehanov ve başkaları gibi burjuvazi uşaklarının yalanlarına karşın, ancak sovyetler iktidarı kararlı olabilir ve açıkça halk çoğunluğuna dayanabilir.
      Ancak sovyetler iktidarı kararlı olabilirdi; devrimlerin en fırtınalısının en çalkantılı zamanlarında bile, ancak o ayakta kalabilirdi; devrimin geniş ve sürekli gelişmesini, partilerin sovyetler içindeki barışçıl savaşımını ancak bu iktidar sağlayabilirdi. Bu iktidar kurulmadıkça, kararsızlık, oynaklık, duraksamalar, "iktidar bunalımları", sonuçsuz bakan değişikliği komedileri, sağda ve solda patlamalardan başka bir şey görülmeyecektir.
      Ama: "İktidar Sovyetlere" sloganı, eğer çoğu durumda değilse, sık sık son derece yanlış bir biçimde, "sovyetlerde çoğunluğa sahip partiler tarafından kurulmuş hükümet" anlamında anlaşılmaktadır; ve biz işte bu son derece yanlış kanı üzerinde daha ayrıntılı bir biçimde durmak istiyoruz.
      "Sovyetlerde çoğunluğa sahip partiler tarafından kurulmuş bir hükümet" demek, tüm eski hükümet aygıtı, tepeden tırnağa bürokratik, tepeden tırnağa anti-demokratik, hiçbir ciddi reformu, hatta sosyalist-devrimciler ile menşeviklerin programında yeralan reformları bile gerçekleştirmekte yeteneksiz bir aygıt olarak kalmak üzere, hükümet bileşimi içindeki kişilerin değişmesi demektir.
      "İktidar Sovyetlere", bu tüm eski devlet aygıtının, her türlü demokratik girişkenliği engelleyen bürokratik aygıtın kökten bir düzeltilmesi; bu aygıtın ortadan kaldırılıp, yerine yeni, halkçı, gerçekten demokratik bir aygıt, sovyetlerin, yani işçiler, askerler ve köylüler, örgütlü ve silahlı halk çoğunluğunun aygıtının geçirilmesi; halk çoğunluğuna, yalnızca milletvekillerinin seçimi için değil, ama devlet yönetiminde, reformların uygulanması ve toplumsal dönüşümlerde de girişkenlik ve bağımsızlık gösterme yetkisinin verilmesi anlamına gelir.
      Bu ayrımı daha da açık ve göze çarpar bir duruma getirmek için, bir hükümet partisinin, sosyalist-devrimci partinin organı Dyelo Naroda'nın son günlerde yapmış bulunduğu değerli, itirafı anımsayalım. Sosyalist bakanların eline verilmiş bulunan bakanlıklarda bile -diye yazıyordu bu gazete, kadetler ile ünlü koalisyon sırasında, menşevikler ve sosyalist-devrimciler bakanlıkları ellerinde tutarlarken- hatta bu [sayfa 73] bakanlıklarda bile, tüm eski yönetim aygıtı yerliyerinde kalmıştır ve her türlü çalışmayı engellemektedir.
      Ve bunda anlaşılmayacak birşey de yok. Burjuva parlamentarizmi ülkeleri ile, geniş bir ölçüde, anayasal burjuva ülkelerin tüm tarihi, tüm gerçek yönetim çalışması engin bir memurlar ordusunun eline verilmiş olduğu için, bakan değişikliklerinin çok az önem taşıdığını gösterir. Oysa, bu ordu derinden derine anti-demokratik bir anlayış ile dolmuş, her bakımdan bağlı olduğu büyük toprak sahiplerine ve burjuvaziye, binlerce ve milyonlarca bağ ile bağlanmış bulunur. Bu ordu, soluduğu tek hava olan, bir burjuva ilişkiler havası içinde yüzer; mumyalaşmış, kabuk bağlamış, donmuş bir durumda bulunan bu ordu, kendini bu ortamdan çekip çıkarma gücünden yoksundur; düşünme, duyma ve davranma biçimini değiştirmez. Bir hiyerarşi sistemi ile, "devlet hizmeti"ne bağlı bazı ayrıcalıklar ile zincire vurulmuştur; yüksek kadrolarına gelince, hisse senetleri ve bankalar aracılığı ile onlar tamamen, kendilerinin de belli bir ölçüde görevlileri oldukları, çıkarlarım savunup etkisini yaydıkları mali-sermayenin boyunduruğu altındadırlar. Büyük toprak mülkiyetinin tazminatsız kaldırılışı ya da tahıl tekeli vb. gibi reformların bu devlet aygıtı aracılığıyla yapılmasına kalkışmak, büyük bir kuruntuya kapılmak, kendini ve halkı aldatmak demektir. Bu aygıt, Fransa'daki III. Cumhuriyet gibi, "kralsız bir krallık" olan bir cumhuriyet kurarak cumhuriyetçi bir burjuvaziye hizmet edebilir, ne var ki, sermaye haklarını, "çok kutsal özel mülkiyet" haklarım kaldıran demiyoruz, ama gerçekten kısan ya da sınırlayan reformlar bile uygulamakta, kesin olarak yeteneksizdir. Bu, "sosyalist"lerin katıldıkları bütün "koalisyon" hükümetlerinde, "sosyalist"lerin aslında yararsız ya da halk öfkesine karşı burjuva hükümete paravana, paratoner hizmeti gören bir süsten, hatta aralarında bazıları son derece iyi niyetli olsalar bile, yığınları bu hükümet yardımıyla bir aldatma aracından başka bir şey olmadıklarını açıklar. 1848'de Louis Blanc ile böyle oldu; İngiltere ve Fransa'da sosyalist katılımlı hükümetler ile onlarca kez böyle oldu; 1917'de Çernov ve Çereteli ile böyle oldu ve burjuva rejim sürdükçe ve eski burjuva bürokratik devlet aygıtı olduğu gibi kaldıkça da böyle olacaktır.
      Oysa, işçi, asker ve köylü temsilcileri sovyetlerinin büyük [sayfa 74] değimlerinden biri de, son derece yüksek, ölçüştürülemeyecek biçimde daha demokratik, yeni tip bir devlet aygıtını temsil etmeleridir. Sosyalist-devrimciler ile menşevikler, sovyetleri (özellikle Petrograd sovyeti ile Rusya sovyetini, yani merkez yürütme komitesini), hükümetin gerçekleşmesini, çok nazik ve çok sevimli bir gülücük ile, çıkmaz aynı son çarşambasına bıraktığı güçsüz karar ve dilekleri, "denetim" görünüşü altında oyalamakla uğraşan katıksız söz değirmenleri durumuna dönüştürmek için elden gelen ve gelmeyen her şeyi yaptılar. Ama, sovyet havasının bütün pis kokularından geçici olarak arınması, ve devrimci yığınlar girişkenliğinin kendini büyük, güçlü, yenilmez bir şey olarak göstermeye başlaması için, güzel bir fırtına vaadeden kornilovizm "serin rüzgar"ı yetti.
      Bu tarihsel örnek bütün inançsız kimseler için bir ders olsun. "İster istemez burjuvaziyi savunmaya yönelen eskisi yerine geçmeye yetenekli aygıtımız yok" diyenler utansınlar. Çünkü bu aygıt var: Sovyetler. Yığınların girişkenlik ve bağımsız eyleminden korkmayın, yığınların devrimci örgütlerine güvenin, o zaman işçilerin ve köylülerin, Kornilov darbesine karşı birleşip dikildikleri zaman ortaya koydukları gücü, büyüklük ve yenilmezliği, kamusal yaşamın tüm alanlarında gösterdiklerini göreceksiniz.
      Sosyalist-devrimci ve menşevik önderlerin büyük günahı, yığınlara güvenmemek, onların girişkenliklerinden, bağımsız eylemlerinden korkmak, tamamen ve sınırsız koşulsuz dayanacak yerde, onların devrimci gözüpeklikleri karşısında tir tir titremektir. Kararsızlıklarının, duraksamalarının, eski bürokratik devlet aygıtı tulumlarına yeni bir şarap dökme yolundaki sürüp giden ve hep verimsiz kalan girişimlerinin derin nedenlerinden birini de işte burada aramalı.
      1917 Rus devrimi sırasında ordunun demokratlaştırılması öyküsünü, Çernov hükümeti öyküsünü, Palçinski'nin "saltanat" öyküsünü, Peşehonov'un istifası öyküsünü düşünün, o zaman her adımda yukarda söylenmiş bulunan şeyin parlak bir doğrulamasını göreceksiniz. Askerler tarafından seçilen örgütlere tam bir güven duyulmadığı için, komutanların askerler tarafından seçilmesi ilkesi tam olarak uygulanmadığı için, Kornilov'lar, Kaledin'ler ve karşı-devrimci subaylar, ordunun başına geçtiler. Bu bir olgu. Gözünü körü [sayfa 75] körüne yummadıkça, Kornilov ayaklanmasından sonra, Kerenski hükümetinin her şeyi olduğu gibi bıraktığını, gerçekten kornilovizmi onardığını görmemek olanaksız. Aleksiyev'in atanması; Klembovski'ler, Gagarin'ler, Bagration'lar ve Kornilov'un öbür suç ortakları ile yapılan "barış"; Kornilov ve Kaledin'in kendilerine karşı gösterilen iyi davranış, bütün bunlar, Kerenski'nin gerçekte kornilovizmi onardığını, daha açık gösterilemeyecek bir biçimde gösteriyor.
      Orta yol yoktur. Deneyim bunu gösterdi. Ya tüm iktidar sovyetlere ve ordunun tam demokratlaştırılması, ya da kornilovizm.
      Ya Çernov hükümeti öyküsü? Bu öykü, köylülerin gereksinmelerini gerçekten karşılamayı gözeten azbuçuk ciddi her girişimin, onlara, onların yığın örgütlerine ve etkinliklerine karşı gösterilen her güven belirtisinin, tüm köylülük tarafından en canlı esrime ile karşılandığını tanıtlamadı mı? Ama Çernov, hemen hemen dört ay boyunca, hık-mık etmeler ve aralıksız entrikalar ile, onu en sonunda hiçbir şey yapmadan istifa etme zorunda bırakan kadetler ve yüksek memurlar ile "pazarlık etmek" ve gene "pazarlık etmek" yolunu tuttu. Bu dört ay boyunca ve bu dört ay için, toprak sahipleri ile kapitalistler "partiyi kazandı"lar, büyük toprak mülkiyetini kurtardılar, Kurucu meclisin toplantıya çağrılmasını geciktirdiler ve hatta tarım komitelerine karşı bastırmacı önlemler almaya bile başladılar.
      Orta yol yoktur. Deneyim bunu gösterdi. Ya tüm iktidar, dipten doruğa, sovyetlere, tüm toprak, Kurucu meclis kararını beklemeksizin, hemen köylülere, ya da büyük toprak sahipleri ile kapitalistler her şeyi engeller, büyük toprak sahipleri iktidarını onarır, köylüleri, en kanlı ayaklanmaya kışkırtıncaya değin, çileden çıkarırlar.
      Üretimin tüm ciddi denetiminin (Palçinski'nin elbirliği ile) kapitalistler tarafından baltalanmasında da; tahıl tekelinin ve ekmek ve besin aşlıklarının, Peşehonov tarafından girişilen demokratik, düzenli bir dağıtım başlangıcının tüccarlar tarafından baltalanmasında da durum tastamam böyledir.
      Şimdi Rusya'da sözkonusu olan hiç de "yeni reformlar" türetmek, "genel" dönüşüm 'plan"ları, tasarlamak değildir. Hayır! Bunun sözkonusu olduğuna inandırmak isteyen ve
[sayfa 76] bunu yaparken bile bile yalan söyleyenler, "sosyalizmin kurulması"na karşı, "proletarya diktatörlüğü"ne karşı çığlıklar atan kapitalistler, Potresov'lar, Plehanov'lardır. Gerçeklikte, Rusya'daki durum öyledir ki, işitilmemiş yükler ve savaş afetleri, bu arada korkunç, eşi görülmemiş bir iktisadi yıkım ve açlık tehlikesi, çıkış yolunu daha şimdiden telkin etmiş, göstermiş; ve yalnızca göstermekle kalmamış, son derece ivedi reform ve dönüşümleri, daha şimdiden gündeme koymuş bulunuyorlar: tahıl tekeli, üretim ve dağıtımın denetlenmesi, kağıt para emisyonunun sınırlanması, emtiaya karşı düzenli buğday değişimi, vb..
      Bu türlü ve bu yöndeki önlemlerin kaçınılmaz olduklarını herkes kabul ediyor; birçok yerde ve birçok alanda bunların uygulanmasına başlandı. Bunların uygulanmasına daha şimdiden başlandı, ama bu önlemler büyük toprak sahipleri ve kapitalistlerin direnci tarafından, hem (gerçeklikte, tamamen burjuva ve bonapartçı bir hükümet olan) Kerenski hükümeti aracılığı ile, hem eski devletin bürokratik aygıtı aracılığı ile, ve hem de Rus ve "müttefik" mali-sermayesinin dolaysız ve dolaylı baskısı ile uygulanan direnç tarafından her yerde engellenmiş ve engellenmektedirler.
      Peşehonov'un istifası ile fiyatların kararlılığının bozulmasından, tahıl tekelinin başarısızlığa uğramasından yakınan İ. Prilejayev, bu yakınlarda Dyelo Naroda'da (n° 147) şöyle yazıyordu:
      "Cesaret ve kararlılık, bileşimleri ne olursa olsun, bizim bütün hükümetlerimizde eksik olan şey işte bu. ... Devrimci demokrasi beklememeli, girişkenlik göstermeli ve iktisadi karışıklığa yöntemli bir biçimde müdahale etmelidir. ... Sarsılmaz bir siyaset ve gözüpek bir iktidar zorunluluğu, kendini hiçbir zaman bugünkü kadar duyurmamıştır."
      Doğruya doğru. İyi söylemek diye işte buna denir. Ama yazar, sarsılmaz bir siyaset, cesaret ve kararlılığın bir kişi sorunu olmadığını unutuyor: sözkonusu olan şey, hangi sınıfın cesaret ve kararlılığa yetenekli olduğunu bilmektir. Bu sınıf, proletarya, ve yalnızca proletaryadır. Cesur ve kararlı bir iktidar, sarsılmaz bir siyaset, eğer proletarya ve yoksul köylüler diktatörlüğü değilse, nedir? Bu diktatörlüğü aklından bile geçirmeksizin, İ. Prilejayev bu diktatörlük arkasından içini çekiyor.
      [sayfa 77] Peki bu diktatörlük ne anlama gelir? Kornilovcuların direncinin ezilmesi ve ordunun ele alınması, yetkinleştirilmesi ve tam demokratlaştırılmasından başka hiçbir anlama. Ordunun yüzde-doksandokuzu, bu diktatörlüğün kurulmasını daha ertesi günü esrime ile karşılayacak. Bu diktatörlük, toprağı köylülere ve tüm iktidarı yerel köylü komitelerine verecek: köylüler tarafından desteklenmez olabilir mi? Bundan kuşkuya düşmek için usunu yitirmiş olmak gerek. Peşehonov'un yalnızca vaadettigi şeyleri ("kapitalistlerin direnci kırılmıştır" diyordu Peşehonov sovyetler kongresindeki ünlü söylevinde harfi harfine), bu diktatörlük, üstelik azıklandırma, denetim vb. için kurulmaya başlamış bulunan demokratik örgütlere hiç dokunmaksızın, tersine, onları destekleyerek, geliştirerek, işleyişlerini engelleyen her şeyi ortadan kaldırarak, gerçekleştirecek, onları bir gerçeklik durumuna getirecek.
      Kapitalistlerin direncini kırmaya, gerçekten büyük bir cesaret ve kararlılık ile iktidar sürmeye, ordu ve köylü yığınlarının coşkulu, bütünsel, gerçekten kahramanca desteğini sağlamaya yalnızca proleterler ve yoksul köylüler diktatörlüğü yeteneklidir.
      İktidar Sovyetlere: bundan böyle,
halk yığınlarının bilinç ve kararlılığındaki ilerlemeler ile, onların öz deneyimlerindeki ilerlemeler ile birlikte, giden, alayların, kerteli, barışçıl, dingin bir evrimini sağlamanın tek yolu işte budur. İktidar Sovyetlere, ülkenin yönetimini ve ekonominin denetimini, bütünsel olarak, kimsenin direnme cüretini gösteremeyeceği ve, pratik ve deneyim yardımıyla, toprağı; yiyecekleri ve buğdayı üleştirmeyi hızla öğrenecek olan işçilere ve köylülere vermek demektir bu.

      Raboçi Put, n° 10,
      27
(14) Eylül 1917
      İmza: N. Lenin
     




"DEMOKRASİ" VE DİKTATÖRLÜK ÜZERİNE


     
      BERLİN’DE yayınlanan Kızıl Bayrak[
39*] ile Viyana'da yayınlanan, Avusturya Komünist Partisi organı Çağrı'nın (Weckruf),[40*] Moskova'ya gelmiş bulunan bazı sayıları, bize açgözlü emperyalistlerin savaşını destekleyen sosyalizm döneklerinin, bütün o Scheidemann ve Ebert'lerin, Austerlitz ve Renner'lerin, Almanya ve Avusturya devrimci proletaryasının gerçek temsilcileri tarafından hakettikleri yanıtı aldıklarını gösteriyor. III. Enternasyonaldeki canlılık ve ilerlemelere tanıklık eden bu iki organı coşkunlukla selamlıyoruz.
      Bugün, Avusturya'da olduğu gibi Almanya'da da devrimin ana sorunu, kuşkusuz şudur: Kurucu meclis mi yoksa sovyetler iktidarı mı? Batık II. Enternasyonalin bütün temsilcileri, Scheidemann'dan Kautsky'ye değin, birincinin [Kurucu [sayfa 112] meclis -ç.] yandaşlaridirlar ve kendi görüşlerine, diktatörlüge karşilik olarak, demokrasinin (hatta Kautsky "saf demokrasi"den sözetmeye degin gitmiştir) savunmasi adini verirler. Proleter Devrimi ve Dönek Kautsky adli, Moskova ve Petrograd'da şu son zamanlarda yayinlanmiş bulunan broşürümde, Kautsky'nin görüşlerinin ayrintili bir tahlilini yapmiştim. Tartişilan sorunun, tüm ileri kapitalist ülkelerin gündeminde, pratik olarak daha şimdiden yeralan özünü kisaca açiklamaya çalişacagim.
      Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, yiginlari aldatmak ve güncel demokrasinin burjuva niteligini onlardan gizlemek için, "saf demokrasi" ya da genel olarak "demokrasi"den sözediyorlar. Burjuvazi tüm devlet iktidar aygitini elinde tutmaya devam etsin, bir avuç sömürücü, eski, burjuva devlet makinesini kullanmaya devam etsin! Bu koşullar içinde yapilan seçimleri, burjuvazinin, "özgür", "eşit", "demokratik", "genel" olarak nitelemekten hoşlanacagi kendiliginden anlaşilir; çünkü bu sözcükler gerçegi saklamaya, üretim araçlari mülkiyeti ve siyasal iktidar sömürücülerin elinde oldugundan, sömürülenler için, yani nüfusun engin çogunlugu için gerçek özgürlügün, gerçek eşitligin sözkonusu edilemeyecegi olgusunu saklamaya yararlar. Güncel demokrasinin burjuva niteligini halktan gizlemek, onu, genel olarak demokrasi ya da "saf demokrasi" olarak göstermek, burjuvazi için yararli ve zorunludur ve, bunu yineleyerek, Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, gerçekte proletaryanin görüşünden ayriliyor ve burjuvazi saflarina geçiyorlar.
      Komünist
Parti Manifestosu önsözünü son kez olarak birlikte yazdıkları zaman (1872'de), Marx ve Engels, proletaryanın, devlet makinesini (yani burjuva devlet makinesini), kendi öz erekleri yönünde kullanmak için, olduğu gibi almakla yetinemeyeceğini, ama onu kırması, parçalaması gerektiğini işçilere kesin olarak bildirmeyi gerekli görmüşlerdi. Dönek Kautsky, proletarya diktatörlüğü üzerine, işçilerden bu temel marksist doğruyu gizlediği, marksizmin özünün ta kendisini bozduğu koca bir broşür yazdı, ve Scheidemann ve hempaları tarafından bu broşürden esirgenmeyen methiyelerin, burjuvazi ajanlarından burjuvazi saflarında yeralan birine yapılmış methiyeler olarak tamamen yerinde oldukları anlaşılıyor.
      [sayfa 113] İşçiler ve tüm emekçiler, yalnızca kapitalizmin ücretli köleliği yüzünden değil, ama dört yıllık bir yağma savaşı yüzünden de aç, çıplak, bitmiş tükenmiş bir durumda, ve kapitalistler ile karaborsacılar da kendi çalınmış "mülkiyet"lerini ve devlet iktidarı "hazır" makinesini ellerinde tutmaya devam ederlerken saf demokrasiden, genel olarak demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten genellikten sözetmek, emekçiler ve sömürülenler ile alay etmek demektir. İşçilere: burjuva demokrasisinden, feodaliteye oranla çok büyük bir tarihsel gelişme olarak yararlanmalısınız, ama bu "demokrasi"nin burjuva niteliğini, tarihsel bakımdan göreli ve sınırlı niteliğini bir an bile unutmaktan sakının, "devlet"e karşı beslenen "boşinana dayalı güven"i paylaşmaktan, yalnızca bir krallıkta değil, ama cumhuriyetlerin en demokratik olanında bile, devletin, bir sınıfın bir başka sınıf tarafından baskı altına alınması makinesinden başka bir şey olmadığını unutmaktan sakının, diye öğreten marksizmin temel doğruları ile selamı sabahı kesmektir bu.
      Burjuvazi ikiyüzlülük etmek ve gerçekte, buıjuvazi diktatörlüğü, sömürücülerin emekçi yığınlar üzerinde diktatörlüğü olan (burjuva) demokratik cumhuriyete, "tüm halkın iktidarı" ya da genel olarak demokrasi, ya da saf demokrasi adını vermek zorundadır. Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, Austerlitz'ler ve Renner'ler (şimdi heyhat, Friedrich Adler tarafından yardım görüyorlar) bu yalan ve bu ikiyüzlülüğü destekliyorlar. Marksistler, komünistler ise, onları teşhir ediyor ve işçiler ile emekçi yığınlara düpedüz doğruyu söylüyorlar: gerçekte, demokratik cumhuriyet, Kurucu meclis, genel oy, vb., burjuvazi diktatörlüğüdür, ve emeği kapitalist boyunduruktan kurtarmak için, bu diktatörlüğün yerine proletarya diktatörlüğünü geçirmekten başka hiçbir yol yoktur. İnsanlığı kapitalist boyunduruktan, burjuva demokrasisinin, zenginler için demokrasinin yalan, düzen ve ikiyüzlülüğünden kurtarmaya, ve yoksullar için demokrasiyi kurmaya, yani şimdi (en demokratik burjuva cumhuriyette bile) demokrasinin iyilikleri emekçilerin engin çoğunluğu için pratik olarak erişilmesi olanaksız şeyler olarak kaldıkları halde, bu iyilikleri pratik olarak işçi ve yoksul köylülerin yararına sunmaya yalnızca proletarya diktatörlüğü yeteneklidir.
      [sayfa 114] Örneğin, toplanma ve basın özgürlüğünü alalım. Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, Austerlitz'ler ve Renner'ler, işçileri Almanya ve Avusturya'daki güncel Kurucu meclis seçimlerinin "demokratik olarak" yapıldıklarına inandırmaya çalışıyorlar. Bir yalandır bu: kapitalistler, sömürücüler, büyük toprak sahipleri ve karaborsacılar, gerçekte, en iyi toplantı salonlarının 9/10'unu, ve kâğıt stoklarının, basımevlerinin vb. 9/10'unu ellerinde tutuyorlar. Kent işçisi, tarım ücretlisi ve kır gündelikçisi, (Friedrich Adler'in de ne yazık ki kendilerine katıldığı Kautsky'ler ve Renner'ler tarafından kurtarılmış bulunan) "çok kutsal mülkiyet hakkı" tarafından, burjuva devlet iktidar aygıtı, yani burjuva memurlar, burjuva yargıçlar vb. tarafından, gerçekte demokrasinin dışında tutulmaktadırlar. Alman "demokratik" (burjuva demokratik) cumhuriyetindeki güncel "toplanma ve basın özgürlüğü" bir yalan ve bir ikiyüzlülüktür, çünkü gerçekte zenginler için basını satınalma ve bozma özgürlüğü, zenginler için halkı burjuva gazetelerin yalanlan ile zehirleme özgürlüğü, zenginler için özel köşklere, en iyi yapılara vb. "özel olarak" sahip olma özgürlüğüdür bu. Proletarya diktatörlüğü, özel köşkleri, en iyi yapıları, basımevlerini, kâğıt stoklarını, kapitalistlerin elinden, emekçiler yararına alacaktır.
      Bu, "saf', "evrensel" demokrasinin yerine, "bir tek sınıfın diktatörlüğü"nü geçirmek olacaktır, diye haykırır Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, Austerlitz'ler ve Renner'ler (yabancı meslektaşları, Gomper'ler, Henderson'lar, Renaudel'ler, Vandervelde'ler ve hempaları ile bir ağızdan).
      Bu yalan, diye yanıtlayacağız biz de. Proletarya diktatörlüğünü, (burjuva demokratik cumhuriyet biçimleri altında ikiyüzlüce maskelenmiş) fiilî burjuva diktatörlüğü yerine geçirmek olacaktır bu. Zenginler için demokrasi yerine, yoksullar için demokrasiyi geçirmek olacaktır bu. Azınlık için, sömürücüler için toplanma ve basın özgürlüğü yerine, nüfusun çoğunluğu için, emekçiler için toplanma ve basın özgürlüğünü geçirmek alacaktır bu. Yalan olmaktan çıkıp bir gerçek durumuna gelecek demokrasiyi, tarihsel bir ölçek üzerinde, olağanüstü bir biçimde genişletmek olacaktır, insanlığı, hatta en "demokratik" ve en cumhuriyetçi, her burjuva demokrasiyi bozan ve güdükleştiren sermaye zincirlerinden kurtarmak olacaktır bu. Burjuva devlet yerine, genel olarak devletin [sayfa 115] gitgide yokolmasına götüren tek yol olan proleter devletin geçmesi olacaktır bu.
      Ama neden bu ereğe bir tek sınıfın diktatörlüğü olmadan erişilmesin? Neden "saf" demokrasiye doğrudan doğruya geçilmesin? diye soranlar, burjuvazinin ikiyüzlü dostları ya da burjuvazi tarafından aldatılmış saf küçük-burjuva ve hamkafalardır.
      Yanıt veriyoruz: çünkü her kapitalist toplumda, kesin rol ya burjuvaziye, ya da proletaryaya düşer, oysa küçük patronlar, "saf', yani sınıfların üstünde ya da sınıfların dışındaki demokrasi biçimindeki alıkça düşleri ile, ister istemez duraksama ve güçsüzlük içinde kalakalırlar. Çünkü bir sınıfın bir başka sınıfı ezdiği bir toplumdan kurtulmayı, yalnızca ezilen sınıfın diktatörlüğü sağlar. Çünkü, kapitalizm tarafından biraraya getirilmiş ve "eğitilmiş", ve küçük-burjuvalar olarak yaşayan kararsız emekçiler yığınını ardından sürüklemeye, ya da hiç olmazsa "etkisizleştirme"ye yetenekli tek sınıf olduğuna göre, yalnızca proletarya burjuvaziyi yenmeye, devirmeye yeteneklidir. Çünkü sömürücülerin direncini bastırmak için uzun ve güç bir çaba göstermeksizin sermaye boyunduruğunu alaşağı etme düşünü, işçileri ve kendi kendilerini aldatarak, yalnızca iyilik taslayan küçük-burjuva ve hamkafalar görebilirler. Almanya ve Avusturya'da, sömürücülerin bu direnci henüz açık biçimler almadı, çünkü mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi bu ülkelerde henüz başlamadı. Ama başladığı zaman, zorlu, öfkeli bir direnç ile karşılaşacak. Bunu işçilerden ve kendilerinden saklamakla, Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, Austerlitz'ler ve Renner'ler, proletarya çıkarlarına ihanet ediyor, proletaryayı burjuvazi ile uzlaşma konumuna getirmek için, bir "toplumsal barış", sömürülenlerin sömürücüler ile uzlaşması için, en kararlaştırıcı anda, sınıf savaşımı ve burjuva boyunduruğunu yıkma konumlarını yüzüstü bırakıyorlar.
      Devrimler, tarihin lokomotifleridir, diyordu Marx.[41*] Devrimler, çabuk öğretir. Almanya ve Avusturya'daki kent işçileri, tarımsal kır ücretlileri, sosyalizme karşı Scheidemann'lar ve Kautsky'ler, Austerlitz'ler ve Renner'ler tarafından yapılan ihaneti anlamakta gecikmeyecekler. Proletarya, Rusya'da aynı küçük-burjuva ve hamkafaları, menşevikleri ve sosyalist-devrimcileri içinden atmış bulunduğu gibi, bu, font size=-2>(sayfa 116] söze gelince sosyalist, gerçekte ise sosyalizm dönekleri "sosyal-hain"leri kendinden uzağa atacak. Proletarya, sosyalizm yolunu açmanın tek çaresinin isterse burjuva cumhuriyetlerin en demokratiği olsun, burjuva devlet yerine, (Marx'ın o kadar sözünü ettiği, Scheidemann'lar ve Kautsky'ler tarafından tahrif edilmiş ve ihanet edilmiş bulunan) Paris Komünü ya da sovyetler tipinde bir devleti geçirmek olduğunu -sözü geçen "önderler"in egemenliği ne kadar tam olursa o kadar çabuk- görecek. İnsanlığı kapitalist boyunduruk ve savaşlardan, proletarya diktatörlüğü kurtaracak.

      Moskova, 23 Aralık 1918
      Pravda, n°
2, 3 Ocak 1919
      İmza: N. Lenin

     




KOMÜNİST ENTERNASYONAL I. KONGRESİ[42*]
(2-6 MART 1919)

1
AÇIŞ KONUŞMASI
(2 MART)


      Rusya Komünist Partisi merkez komitesi, Komünist Enternasyonal I. kongresini açmakla beni görevlendirdi. İlkin herkese, Karl Liebknecht ve Rosa Luxemburg'un, III. Enternasyonalin bu en iyi temsilcilerinin anısına, bir dakikalık bir saygı duruşunda bulunmayı öneriyorum. [Herkes ayağa kalkar.]
      Yoldaşlar, kongremiz evrensel bir önem taşıyan büyük bir tarihsel olaydır. Bu kongre, burjuva demokrasisinin bütün yanılsamalarının iflasına tanıklık ediyor. Gerçekten, yalnızca Rusya'da değil, Avrupa'nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinde, örneğin Almanya'da da, iç savaş bir oldu-bitti durumuna gelmiştir.
      Burjuvazi, proletaryanın devrimci hareketinin yükselmesi [sayfa 118] karşısında çılgına dönmüştür. Eğer olayların gidişinin, emperyalist savaştan sonra, proletaryanın devrimci hareketini kaçınılmaz bir biçimde kolaylaştırdığı, ve uluslararası dünya devriminin bütün ülkelerde başladığı ve büyüdüğü düşünülürse, bunun nedeni açıkça ortaya çıkacaktır.
      Halk, şu anda giriştiği savaşımın büyüklük ve öneminin bilincinde. Yalnızca proletaryaya egemenliğini gerçekleştirmeyi sağlayacak pratik biçimi bulmak gerek. Bu biçim, proletarya diktatörlüğü ile birlikteki sovyetler sistemidir! Proletarya diktatörlüğü! Bu sözcükler, şimdiye değin, yığınlar için anlaşılmaz sözcüklerdi. Sovyetler sisteminin dünyada ışıldaması sayesinde, bu anlaşılmaz sözcükler bütün modern dillere çevrildi; diktatörlüğün pratik biçimi, işçi yığınları tarafından bulunmuştu. Bu biçim, Rusya'daki sovyetler iktidarı sayesinde, Almanya'daki spartakistler ve öbür ülkelerdeki, örneğin, Büyük-Britanya'daki Shop Stewards Committee'ler[43*] gibi benzer örgütler sayesinde, büyük işçi yığınları için anlaşılır bir duruma geldi. Bütün bunlar, proletarya diktatörlüğünün devrimci biçiminin bulunduğunu, proletaryanın şimdi egemenliğini uygulamaya yetenekli olduğunu gösteriyor.
      Yoldaşlar, Rusya olaylarından sonra, Almanya'daki Ocak savaşmasından sonra, proleter hareketin modern biçiminin kendi yolunu açtığını ve başka ülkelerde de ağır basan bir duruma geldiğini belirtmenin son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Böylece bugün anti-sosyalist bir gazetede, Britanya hükümetinin Birmingham işçi vekilleri sovyetini kabul ettiğini ve sovyetleri iktisadi örgütler olarak tanımaya hazır olduğunu açıkladığını bildiren bir haber okudum. Sovyetik sistem yalnızca geri Rusya'da değil, ama en gelişmiş Avrupa ülkesi olan Almanya'da, ve en eski kapitalist ülke olan Büyük-Britanya'da da üstün geldi.
      Burjuvazi ortalığı boş yere kırıp geçirecek, binlerce işçiyi daha boş yere öldürecek, zafer bizimdir, dünya komünist devriminin zaferi kesindir.
      Yoldaşlar, sizi Rusya Komünist Partisi merkez komitesi adına candan yürekten selamlar, ve kongre bürosunu seçmenizi öneririm. Aday göstermenizi rica ediyorum.

2
BURJUVA DEMOKRASİSİ VE PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ ÜZERİNE
TEZLER VE RAPOR
(4 MART)


      1. Proletarya devrimci hareketinin bütün ülkelerde yükselmesi, burjuvazinin ve onun işçi örgütleri içindeki ajanlarının, sömürücülerin egemenliğini savunmak için siyasal ve ideolojik kanıtlar bulma ereğiyle, çırpınmalı çabalarına yolaçtı. Bu kanıtlar arasında, diktatörlüğün kınanması ve demokrasinin savunumu, özellikle ileri sürülmüş bulunuyor. Kapitalist basında ve san Enternasyonalin[
44*] Şubat 1919'da Bern'deki konferansında her perde üzerinden ele alınmış böylesine bir kanıtın yalancı ve ikiyüzlü niteliği, sosyalizmin temel ilkelerine ihanet etmeyi kabul etmeyen herkes için açıktır.
      2. İlkin, bu kanıt, hangi sınıfın sözkonusu olduğunu bilme sorusunu sormaksızın, "genel olarak demokrasi" ve "genel olarak diktatörlük" kavramlarına dayanır. Sorunu bu biçimde, sınıfların dışında ya da sınıfların üstünde, sözümona tüm halk açısından koymak, sosyalizmin özsel öğretisini, yani burjuvazi saflarına geçmiş bulunan sosyalistlerin, sözde kabul ettikleri, ama gerçekte unuttukları sınıflar savaşımı teorisini düpedüz umursamamak demektir. Çünkü tüm uygar kapitalist ülkelerde, "genel olarak demokrasi" değil, burjuva demokrasisi vardır; ve "genel olarak diktatörlük" değil, ama ezilen sınıfın, yani proletaryanın, baskıcılar ve sömürücüler, yani burjuvazi üzerinde egemenlikleri için savaşımda sömürücüler tarafından gösterilen direnci kırma ereğiyle diktatörlüğü sözkonusudur.
      3. Tarih, bir diktatörlük, yani siyasal iktidarı fethetme ve, hiçbir cinayet karşısında gerilemeyen ve sömürücülerin her zaman gösterdikleri en zorlu, en öfkeli direnci zorla kırma döneminden geçmeksizin, hiçbir ezilen sınıfın hiçbir zaman iktidara geçmediğini ve geçemeyeceğini öğretir. Egemenliği şimdi "genel olarak diktatörlük"e karşı çıkan ve "genel olarak demokrasi"yi göklere çıkaran sosyalistler tarafından savunulan burjuvazi, gelişmiş ülkelerde iktidarı, bir dizi ayaklanma, iç savaş, kralların, beylerin, kölecilerin ve onların egemenliklerini yeniden kurma girişimlerinin zorlu [sayfa 120] bastırılması pahasına kazandı. Kitap, broşür, kongre kararlarında, propaganda konuşmalarında, bütün ülkelerin sosyalistleri, bu burjuva devrimlerin, bu burjuvazi diktatörlüğünün sınıf niteliğini halka binlerce ve milyonlarca kez açıklamışlardır. Bu nedenle, "genel olarak demokrasi" üzerine konuşma perdesi altında burjuva demokrasisinin güncel savunusu, "genel olarak diktatörlük"e karşı çıkma bahanesi altında bugün proletarya diktatörlüğüne karşı duyulan çığlık ve bağırıp çağırmalar, bütün bunlar, sosyalizme-bile bile ihanet etme, burjuvazinin saflarına geçme, proletaryanın kendi öz devrimini, proleter devrimi yapma hakkını yadsıma, burjuva reformizmini, tam da bütün dünyada başarısızlığa uğradığı anda ve savaşın devrimci bir durum yaratmış bulunduğu bir sırada savunma anlamına gelir.
      4. Burjuva uygarlığının, burjuva demokrasisinin, burjuva parlamentarizminin sınıf niteliğini açıklayarak, tüm sosyalistler, Marx ve Engels tarafından en bilimsel biçimde formüle edilmiş bulunan fikri, yani en demokratik burjuva cumhuriyetin bile, burjuvaziye işçi sınıfını bastırmasını sağlayan, bir avuç kapitaliste emekçi yığınları ezmeyi sağlayan bir aygıttan başka bir şey olmadığı fikrini[45*] dışa vurmuşlar-dır. Şimdi diktatörlüğe karşı ve demokrasi için bağırıp çağıranlar arasında, işçiler karşısında sosyalizmin bu ilk doğrusunu kabul ettiğine yemin billah etmeyecek bir devrimci, bir marksist yoktur; ve şu anda, devrimci proletaryanın kaynaşma içinde olduğu ve bu baskı makinesini yıkmak ve proletarya diktatörlüğünü fethetmek için ilk adımı attığı şu anda, bu sosyalizm dönekleri, olup bitenleri sanki burjuvazi emekçilere "saf demokrasi"yi bağışlıyormuş, sanki burjuvazi direnmeden vazgeçiyor ve emekçiler çoğunluğuna boyuneğmeye hazır bulunuyormuş, sanki demokratik bir cumhuriyette sermayenin emeği ezmesini sağlayan hiçbir devlet makinesi yokmuş ve olmamış gibi gösteriyorlar.
      5. İşçi yığınlarının ona karşı içten ve sıcak bir sevgi beslediklerini bildikleri için, kendini sosyalist göstermek isteyen herkes tarafından sözlerle göklere çıkarılan Paris Komünü, burjuva parlamentarizmi ve burjuva demokrasisinin, ortaçağa_ oranla son derece ileri, ama proleter devrim çağında tepeden tırnağa zorunlu olarak yeniden düzeltilmeleri gereken bu kurumların, tarihsel olarak saymaca (conventionnel) [sayfa 121] niteliği ile sınırlı değerini çok çarpıcı bir biçimde göstermiştir. Komünün tarihsel anlam ve önemini herkesten daha iyi değerlendirmiş ve tahlilinde, ezilen sınıflara, varlıklı sınıfların, halkı, parlamentoda "temsil edecek ve bastıracak" (ver - und zertreten) vekillerini birkaç yılda bir kez seçme hakkının verildiği burjuva demokrasisi ve burjuva parlamentarizminin sömürücü niteliğini göstermiş bulunan, Marx'ın ta kendisidir.[46*] Sosyalizm dönekleri, "genel olarak demokrasi" üzerine eski burjuva saçmalarını dillerine dolayarak, Paris Komünü deneyimi ile onun somut derslerini, tam da bütün dünyayı kucaklayan sovyetik hareket herkesin gözleri önünde Komünün başladığı işi sürdürdüğü şu sırada, unutuyorlar. Komün hiçbir zaman parlamenter bir kuruluş olmadı.
      6. Sonra, Komünün önemini oluşturan şey, burjuva devletin bürokratik, adli, askerî, polissel aygıtını tepeden tırnağa parçalamaya, yıkmaya, ve onun yerine işçi yığınlarının, yasama ve yürütme güçlerinin ayrılığını tanımayan özerk bir örgütünü geçirmeye girişmiş bulunmasıdır. Güncel bütün burjuva demokratik cumhuriyetler, sosyalizm döneklerinin gerçeği tefe koyarak proleter olarak nitelendirdikleri Alman cumhuriyeti dahil, bu devlet aygıtını korurlar. Bundan ötürü, "genel olarak demokrasi"den yana çığlıkların, burjuvazinin ve onun sömürücü ayrıcalıklarının savunmasından başka birşey olmadıkları, bir kez daha göze çarpar.
      7. "Toplanma özgürlüğü", "saf demokrasi"nin istemlerinin bir örneği olarak görülebilir. Sınıfından kopmamış bulunan her bilinçli işçi, sömürücüler alaşağı edilmelerine karşı bir direnç gösterdikleri ve ayrıcalıklarını savundukları dönem boyunca ve böyle bir durum içinde, bunlara toplanma özgürlüğü vaadetmenin saçma bir şey olacağını hemen anlayacaktır. Burjuvazi devrimci olduğu sıralarda, yabancı askerleri çağıran ve restorasyon girişimlerini tezgâhlamak için "toplanan" kralcı ve soylulara, ne 1649 İngiltere'sinde "toplanma özgürlüğü" tanıyordu, ne de 1793 Fransası'nda. Eğer uzun zamandan beri gericileşmiş bulunan güncel burjuvazi, kapitalistlerin mülksüzleştirilmelerine karşı gösterecekleri direnç ne olursa olsun, proletaryadan, sömürücüler için "toplanma özgürlüğü"nü önceden sağlama bağlamasını isterse, işçiler, burjuvazinin ikiyüzlülüğü ile alay etmekten başka bir şey yapmayacaklardır.
      [sayfa 122] Öte yandan, işçiler, "toplanma özgürlüğü"nün, hatta en demokratik burjuva demokrasisinde bile, boş bir söz olduğunu çok iyi bilirler; çünkü, kamusal ve özel en güzel salonlarda toplanmak için yeterli boş zamanlara zenginler sahiptir, ve burjuva iktidar aygıtı tarafından sağlanmış bulunan korunmadan onlar yararlanırlar. Kent ve kır proleterleri ile küçük köylüler, yani nüfusun büyük çoğunluğu, bunların hiçbirine sahip değildir. Bu durum böyle kaldıkça, "eşitlik", yani "saf demokrasi", bir yalandır. Gerçek eşitliği fethetmek için, emekçiler için demokrasiyi sahiden gerçekleştirmek için, işe, özel ve kamusal bütün şatafatlı yapıları sömürücülerin elinden almakla başlamak gerekir, emekçilerin toplantılarının özgürlüğünün, soylular ya da alıklaşmış askerleri ile birlikte kapitalist subaylar tarafından değil, silahlı işçiler tarafından korunması gerekir.
      Toplantı özgürlüğünden, eşitlikten, işçilere, emekçilere, yoksullara hakaret etmeksizin, ancak böyle bir değişiklikten sonra sözedilebilir. Ve emekçilerin öncüsünden, sömürücüleri, burjuvaziyi, alaşağı eden proletaryadan başka da kimse, bu işi gerçekleştiremez.
      8. "Basın özgürlüğü" de, "saf demokrasi"nin başlıca belgelerinden biridir. Bir kez daha, işçiler, en iyi basımevleri ve büyük kâğıt stokları kapitalistler tarafından kendi tekellerine alındıkları sürece, demokrasi ve cumhuriyetçi rejim ne kadar gelişmişse, kendini bütün dünyada, örneğin, Amerika'da o kadar kaba, edepsiz, utanmaz bir biçimde gösteren, sermayenin basın üzerindeki iktidarı olduğu gibi kaldığı sürece, bu özgürlüğün bir yutturmaca olduğunu bilirler - bütün ülkelerin sosyalistleri bunu milyonlarca kez kabul etmişlerdir. Gerçek eşitliğin, gerçek demokrasinin, emekçiler, işçiler ve köylüler yararına fethi için, ilkin sermayenin yazarlara iş vermesi, yayınevlerini satınalması ve basını bozması engellenmelidir; oysa, bunun için sermaye boyunduruğunu sarsmak, sömürücüleri yıkmak, dirençlerini kırmak zorunludur. Kapitalistler, zenginler için semirme özgürlüğüne, işçiler için de açlıktan ölme özgürlüğüne, her zaman "özgürlük" adını vermişlerdir. Kapitalistler, zenginler için basını para ile tutma özgürlüğünü, zenginliklerinden kamuoyu denilen şeyi oluşturmak ve değiştirmek için yararlanma özgürlüğünü, basın özgürlüğü olarak nitelerler. "Saf demokrasi" (sayfa 123) savunucularının, gerçekte zenginlerin, yığınların eğitim araçları üzerindeki en pis, en aşağılık, egemenlik sisteminin savunucuları oldukları, bir kez daha ortaya çıkıyor; onlar halkı aldatıyor ve onu, baştan sona yalan, tumturaklı ve doğru görünüşlü sözler yardımıyla, basını sermaye köleliğinden kurtarma tarihsel görevinden, somut görevinden saptırıyorlar. Gerçek özgürlük ve gerçek eşitlik, komünistlerin kurdukları başkası zararına zenginleşmenin olanaksız olacağı, basını, doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak, para iktidarına bağımlı kılma nesnel olanağının bulunmayacağı, emekçileri (ya da, büyüklüğü ne olursa olsun, emekçiler topluluğunu), toplumun elinde olan basımevleri ve kâğıdı kullanma hakkından tam bir eşitlik içinde yararlanmaktan hiçbir şeyin engelleyemeyeceği rejimde egemen olacaklardır.
      9. 19. ve 20. yüzyıl tarihi, kapitalizm dönemindeki "saf demokrasi"nin gerçekte ne olduğunu bize daha savaştan önce göstermişti. Demokrasi ne kadar gelişmiş, ne kadar "saf' ise, sınıf savaşımının da o kadar zorlu, keskin, açık bir durum alacağını, sermaye boyunduruğu ve burjuva diktatörlüğünün kendilerini tüm "saflık"ları içinde o kadar çok göstereceklerini, marksistler her zaman söylemişlerdir. Cumhuriyetçi Fransa'da Dreyfus davası, özgür ve demokratik Amerikan cumhuriyetinde kapitalistlerin silahlandırdıkları paralı asker birlikleri tarafından grevcilere uygulanan katliam - bu ve buna benzer binlerce olgu, burjuvazinin boş yere saklamaya çalıştığı gerçeği, yani terör ve burjuva diktatörlüğünün en demokratik cumhuriyetlerde bile fiilen varolduğu ve sömürücülerin sermaye iktidarının sarsıldığını sandıkları her keresinde bunun apaçık ortaya çıktığı gerçeğini göstermektedir.
      10. 1914-1918 emperyalist savaşı, burjuva demokrasisinin, isterse en özgür cumhuriyetlerde, burjuva diktatörlüğünden başka bir şey olmadığını, hatta gerikalmış işçilere bile, kesin olarak gösterdi. On milyonlarca insan öldürüldü, en özgür cumhuriyetlerde burjuvazinin askeri diktatörlüğü kuruldu, ve bütün bu işler de milyoner ya da milyarderlerin, Alman ya da İngiliz grubunu zenginleştirmek için oldu. Bu askeri diktatörlük, Antant ülkelerinde, Almanya'nın yıkılmasından sonra bile varlığını sürdürüyor. Emekçilerin gözünü en çok açan, burjuva demokrasisini süsleyen yapma çiçekleri [sayfa 124] yolan, savaş sırasında ve savaş dolayısıyla yapılan tüm karaborsa ve vurulan tüm kazanç deryasını halka gösteren, savaşın ta kendisidir. Burjuvazi bu savaşı, "özgürlük ve eşitlik" adına yönetti; silah üstencileri, "özgürlük ve eşitlik" adına anlatılmaz derecede zenginleştile