Regis Debray, Revolution dans la Revolution, 1965
Eriş Yayınları tarafından düzenlenmiştir.erisyay@kurtuluscephesi.org
Özgün biçimiyle Acrobat Reader formatında: Devrimde Devrim mi? (373 KB)
Bir an için Troçkist görüşü, uygulamada olduğu gibi halis bir provokasyon olarak değil de ciddi bir görüş gibi ele alalım. Derhal bazı karışıklıklar gözçarpar. Önce, işçi sınıfı tipi fabrika birlikleri ile proleter işçi sendikaları, köylü gerçeği üzerine uygulanıyor, yani bir fabrika ya da kapitalist metropol için geçerli olan, ta Maya ya da İnka toplumuna dayanan kızılderili kabilesi için de geçerli sayılıyor. Böyle bir eş tutmadan sonra işçi sınıfının öncülüğü küçümseniyor ve uzun bir halk ordusu kurma tarzı olarak silahlı mücadele, iktidara doğrudan doğruya saldırma ya da şehirlerdeki bolşevik tipi ayaklanmalarla karıştırılıyor. Köylüler ile hâkim sınıf arasındaki kuvvet ilişkileri hiç anlaşılmıyor. Pekçok olan teorik karışıklıklar bir yana, tek bir şey gayet kesin; bu güzel söz dizisi gerçekte bir kapan gibi işliyor ve bu kapan tarım işçileri ile bazan da örgütçüler üzerine kapanıyor. Bir kızılderili köyündeki halkı bir genel toplantıya, ya da mitinge teşvik etmek, halkı açıktan açığa ezme kuvvetlerine ya da siyası polise teslim etmek gibi bir şeydir. Sonları ya hapishane ya mezardır.
Yukarıya aktardığımız dokümanda Guatemalalı gerillacı şöyle yazıyor:
"Arazivefabrikalarınişgalisloganı,mücadeleninbellisafhalarındafaydalıolabilirsedeanarşiolarakkullanıldığıtakdirdebuişgalisürdürmegücündenyoksunköylüveişçilerinkırımınavemuazzamgerilemelerinesebepolmaktadır.Üretimaraçlarınınsahipliğikonusundaburjuvaziileolanmeşhuranlaşmazlık,hakimdiktasınıflarıbütüncezavasıtalarınıelindebulundurduğusüreceçözülemez.Butaktikancakgerillakuvvetlerininyadahalkordusununhalkıncezalandırılması(korkutulması)dalgasınıdurdurmayıbaşaracakölçüdegeliştiğibölgelerdeuygulanır.Diğerşartlaraltında,halkınenhassashedeflerinidüşmanındarbelerinemaruzbırakır.Bugibihareketlehakikibirprovokasyonkarakterinialırvehalkıncezalandırılmaktankurtulmanıntekçıkaryoluolarakpolitikadanuzakdurmasıyolunuseçmesinesebepolur."
Aslında Troçkizm, iyiniyete dayanan bir metafiziktir. Şeytani bürokrasinin bozduğu, fakat asla yoketmeyi başaramadığı işlerin doğa iyiliği inancına dayanır. Köylülerde de işçilerde de, şartların değiştiremeyeceği proleterce bir öz vardır. Bunun farkına varmaları için görmeden tanıdıkları, bilmeden bildikleri hedeflerin kendilerine gösterilmesi yeterlidir. Sonuç; sosyalizm hemen, gecikmeden tam tertip olarak gerçekleşiverir.
Troçkizm, bu son dejenerasyon halinde bir ortaçağ metafiziğine döndüğü için tam bir monotonluğa da düşmüştür. Mekân her yerde aynıdır; aynı analiz ve görüş açısı Peru için de, Belçika için de geçerlidir. Zaman hiç farketmez: Troçkizmin tarihten öğreneceği birşey yoktur. Anahtar zaten elindedir; bütünüyle şaşmaz sosyalist proleter sendikalar ve stalinist bürokrasinin sapık formalizmi ile daima çatışma halindedir. Prometheus, hürriyet ateşini çalmak ve onu söndürmemek için, binbir kılığa giren Zeus ile daimi mücadele halindedir. Troçkist bir kalemden, somut bir durumun somut bir analizini okuyan var mı?
Bugün, dünün kategorileri ile varolmaya mahküm olan Troçkizm, boşuna çırpınıp durmaktadır. Yenilgiden başka şey gördüğü var mı? Heryerde devrim sabotörleri. Çelişme şuradadır ki, kitlelerin ani hareketlerinin bu yılmaz savunucuları, kır proletaryasını kendi şiddetli kin ve hırsları ile başbaşa bırakırken, komşu ülkeyi ya da uzak bir diyarı kurtarmaya kalkışırlar. Üstelik kurtuluş hareketine katılmak ya da ona hizmet etmek için gelmedikleri bir yana, hareketin zaafından faydalanarak onu yönetmeye kalkışırlar. Bu ne biçim ani harekettir ki, yerinde doğmuyor daima ithal ediliyor! Fakat buna şaşmamak gerekir. Soyut bir metafizik, genel ya da özgül bir tarih kavramından yoksun olan Troçkist ideoloji, sadece dışardan uygulanabilir. Herhangi bir yere uymadığına göre zorla heryere uygulanmalıdır.[5] Böylece görüyoruz ki gerilla savaşı paradoksal olarak hem reformist silahlı savunma ve hem de aşırı devrimci Troçkistler tarafından kitlelerden tecrit edilmiş militarist bir eğilim olarak yorumlanmıştır. Ayaklanmanın Troçkist anlayışı, silahlı savunmaya benzemektedir; her ikisi de kışkırtıcı, her ikisi de kitleler adına örgütlü kuvvetlere, kitlelerin eylemi adına biravuçmaceracının eylemine karşı hareket etmektedir. Kitleler şamar oğlanıdır. Bu mükemmel teorisyenler zafer ilâhileri söyleyerek halkı intihara doğru götürürler.
Silahlı savunma taraftarları (uygulamada), Troçkistler (uygulamada ve teoride) sendikaları sınıf mücadelesinin teşkilât bakımından temeli ve itici kuvveti olarak görürler. Şaşırtıcı benzerliğin açıklaması işte buradadır. Troçkistlerin aşırı solcu olduğu söylenir.
Düpedüz yalandır bu! Troçkizm ile reformculuk ortaklaşa, gerilla savaşını çirkin görürler; engeller ya da sabote ederler.[6] Bu iki hareketin Küba Devrimini, Latin-Amerika'da ve dünyanın geri kalan yerlerinde saldırılarına hedef olarak seçmeleri tesadüf değildir. Venezüella'da, Douglas Bravo'nun kumandası altında FALN, Guatemala'da FAR, gibi varlıklarını kuvvetle hissettiren yeni gerilla hareketlerinin, iki cephede birden çarpışma zorunda kalmalarını da bu durum yeterince açıklar. FAR'ın yukarıda parçalarını aldığımız programatik mektubu hem değişiklikten önceki PartidoGuatemaltecodeTrabojoya (Guatemala Komünist Partisi), hem de o sıralarda Troçkistlerin hakim olduğu Yon Sosa'nın MR-13'üne hitaben yazılmıştı. Guatemala Devriminin şekil ve içeriğinin bu dikkate değer formülleştirilmesinden sonra ve bu esasa dayanarak, yenileştirilmiş ve gençleştirilmiş PartidoGuatemaltecodeTrabojo ile varılan anlaşma ile 1965 sonunda yeni FuerzarArmadasRevolucionarias örgütlenmiştir.
Bugüne kadar ki tecrübelerimiz bize ne öğretmiştir?
Devrimci gerilla kuvveti gizlidir. Gizlilik içinde doğar ve gelişir. Savaşçılar takma adlar kullanırlar. Başlangıçta gözden ırak dururlar, ancak şeflerinin belirleyeceği yer ve zamanda ortaya çıkarlar. Gerilla kuvvetleri, hem hareket, hem de askeri teşkilât bakımından sivil halktan bağımsızdır. Bu sebeple de, köylü nüfusun direk savunma sorumluluğunu üstüne almasına gerek yoktur. Halkın korunması, düşmanın askeri potansiyelinin imha derecesine bağlıdır. Kuvvetler dengesi ile orantılıdır; karşı kuvvetlerin tamamen yenilmesi durumunda halk, tamamen emniyete alınmış olur. Devrimci gerilla kuvvetinin başlıca hedefi, düşmanın askeri potansiyelini imha etmek olduğuna göre, insiyatifi ona bırakarak elikolubağlı onun saldırmasını bekleyemez. Her halükârda bu hedef gerilla foco'sunun, harekât bölgesinde oturan ailelerinden bağımsız olmasını gerektirir. Herşeyden önce nüfusun, imhacı ordudan korunması gelir. Elle tutulmaz gözle görülmez guerrilleros ile başa çıkamayan ordu, hıncını onlarla temas halinde olduğundan şüphe ettiği köylülerden alır. Bilgi sahibi olup da bunu kendilerine vermeyeni öldürerek raporlarında guerrillero olduğunu yazar ve bundan da bir övünme payı çıkartırlar.
Gerilla kuvvetlerinin sivil halka nazaran sahip oldukları yer değiştirme yeteneği, gece gündüz imha tedbirlerine maruz kalan köylüler açısından onlara özel bir sorumluluk yükler. Böylece gerilla kuvveti iki sebeple gizlidir; kendi savaşçılarının olduğu kadar, köylülerin güvenliği ile de ilgilidir. Aslında birinin güvenliği, ötekinin de güvenliği demektir.
Guerilleros köye giderek bir evde ya da belli bir ailenin arazisinde oturmaktan kaçınır. Bir köye girerlerse bütün evlere uğrarlar ve böylece kendilerine yardımcı olanın ötekiler tarafından ele verilmesini önlemiş olurlar. Ya da daha iyisi hiç birine uğramazlar. Bir toplantı yapmak gerekirse sanki halkı zorla topluyormuş gibi yaparak, muhtemel bir imha karşısında halka savunma kapısı bırakmış olurlar. Temaslar şehir dışında gizlice ve doğal olarak gerilla kampından uzakta gerekirse aracı (şahıs ya da araç) kullanılarak yapılır. Bilgi getirenler ve işbirliği yapanlar birbirlerini tanımazlar. Gerilla gurubu içinde bile yalnız birkaç lider temas şebekesini bilir. Gerilla kuvvetine katılmak isteyen ateşli bir işbirlikçi, silahı olmasa dahi sebep sorulmadan gruba alınır.
İkinci olarak gerilla kuvvetlerinin kendi güvenliğini sağlamak:
Daimiuyanıklık,daimigüvensizlik,daimiyerdeğiştirme. İşte üç altın kural. Her üçü de güvenlikle ilgilidir. Çeşitli sağ duyulu düşünceler sivil halka karşı mesafeli bir yakınlığın devamını gerektirir. Durumları nedeniyle siviller saldırıya maruz bulundukları gibi düşman aralarından bazılarını satın almak, aldatmak, ya da bu yollardan elde edemediği bilgileri zora başvurarak sağlamak yoluna daima başvurur. Gerilla savaşları gibi bir seçme ya da teknik eğitime tabi tutulmadıkları için belirli bir hareket sahasındaki siviller düşmanın sızmasına ya da ahlâken bozma teşebbüslerine daha fazla açıktırlar. Bu sebeplerle gerillalar ile işbirliği yapan köylülerin bile kamp yerlerine girmelerine izin verilmediği gibi, silah depoları ya da geçişlerini görebildikleri gerilla devriyelerinin gidecekleri yer veya gerçek hedefleri kendilerine söylenmez. "Niyetlerimiziköylülerdengizleriz" diyor Che, "eğerbunlardanbirisibirpusuyerininyanındangeçerseharekettamamlananakadarkendisinialıkoruz."[7] Bu uyanıklık doğal olarak güvensizlik demek değildir; bir köylü kolayca boşboğazlık edebilir ya da işkenceyle konuşturulabilir. Bu titizlik, özellikle rehberlere karşı gösterilir ve gerillaların geldikleri yerle son olarak gidecekleri yer konusunda kendilerine yanlış bilgi verilir.[8] Birisi ayrılır ayrılmaz, kamp yeri derhal terkedilir. Eğer bu ayrılan mesaj taşıyan bir guerrillero ise araziyi çok iyi bildiği için dönüşünde yürüyüş koluna nerede yetişeceğini, ya da yeni kamp yerini bilecektir.
Görevi gereği, mesaj götürüp getirmek, bilgi toplamak ya da temas sağlamak için dağ ile şehir arasında gidip gelen insanın —guerrillero ya da köylü— özellikle düşman faaliyetine maruz kaldığı defalarca gözlemlenmiştir. Gönlüyle ya da zorla bunlar aracılığı ile gerilla birliğine girmeye çalışılmaktadır ve şunlar vasıtasıyla belli bir foco'ya mensup savaşçıların bulundukları yerin meydana çıkartılması mümkün olmaktadır.[9] Fidel'e göre, gerilla birliği ile şehir arasındaki irtibat görevinin doğurduğu tehlikenin psikolojik bir tarafı vardır. Başlangıçta bir gerilla zaferinden emin olmayan savaşçı, görevini yerine getirmek için kamptan ayrılır. Aşağıda kuşatmayı yapan ordunun gücünü, teçhizatını, kalabalıklığını görür. Aklına hemen aralarından henüz ayrıldığı karnı aç çete gelir. Aradaki zıtlık çok büyüktür, hedef ulaşılamaz gibi görünür ve zafere olan inancını yitirir. Bu denli çok kamyonu, helikopteri, her çeşitten silah ve malzemesi olan çok sayıdaki askeri yenmeye yeltenmenin güçlüğünü ya da mantıksızlığını düşünür. Artık inancını yitiren bu kimse düşmanın merhametine kalmıştır. Yeniler için durum budur. Aşağılar, zayıfların moralini bozmaktadır. Özetlersek, gerilla kuvvetinin saldıran ordu üzerindeki avantajlarından, gezicilik ve esnekliği devam ettirildiği sürece faydalanılabilir. Bir harekâtı yürütebilmek için hazırlıkların gizliliği, eylemin sürati ve şaşırtma unsuru büyük bir dikkati gerektirir. İnsiyatifi, hareket hızını, manevra kabiliyetini kaybetme tehlikesine katlanırsa gerilla birliği yanına kadınları, çocukları ve ev eşyasını köyden köye gezdirmek için alabilir. Sivillerin mecburen gerilla yürüyüşüne katılmaları halinde gerilla kuvvetini bütün saldırı yeteneğinden mahrum eder. Hattâ sorumluluğunu yüklendiği sivilleri etkili olarak savunamaz bile. Kendisini sivilleri koruma ya da pasif korunma görevine adayan gerilla birliği, bütünüyle halka öncülük edemeyeceği gibi, milli perspektifide yitirir. Bunun aksine karşı hücuma geçmekle halkın enerjisini güçlendirir ve foco'yu bütün ülke için bir dikkat merkezi durumuna getirir. Böylece, silahlı savunma, gerilla kuvvetini tamamen taktik bir role iter ve onu en ufak stratejik devrimci bir katkıda bulunmaktan alıkoyar. Bu seviyede hareketi seçmekle, halkı ancak sınırlı bir süre koruyabilir. Fakat uzun sürede tersi doğrudur; savunma sivil halkın güvenliğini tehlikeye sokar.
"Kendisinesaldırılmasınaizinvermekyadakendisinipasifsavunmayahasretmekhemhalkınkorunamamasınahemdekendikuvvetlerinimahvolmayabırakmakdemektir.Öteyandan,düşmanasaldırmayollarınıaramak,onudaimisavunmadurumunasokmak,yormakvefaaliyetlerinigeliştirmesineengelolmak,insiyatifiondanalmakdemektir.İştehalkınkorunmasıkutsalgörevieniyibuyoldanyerinegetirilir."
Bu direktifler, Fransız sömürgecilerine karşı kurtuluş savaşı veren Vietminh'li savaşçılara verilmiştir ve bu sözler bugün birçok Latin-Amerikan ülkeleri için daha da fazla geçerlidir.
Aynı taklit tehlikesi, belki gerilla üssü bakımından da var. Her ülkenin somut şartlarına ve sadece gerilla liderlerinin sorumlu oldukları askeri kararlara bağlı bulunan bu kavramı burada ayrıntılarıyla tartışmak bize düşmez. Gerilla üssü, ya da onun yerine kullanılan merkez, güvenlik bölgesi ile ilgili sorunlara ancak yoğun bir askeri tecrübe cevap verebileceğinden, biz sadece problemi ortaya koymakla yetineceğiz. Peru gibi yakın örnekler gözönüne alınırsa, Mao Zedung'un 1938'de JaponlaraKarşıGerillaSavaşınınStratejikSorunları incelemesinde sistemleştirdiği Çin destek üsleri sisteminin Latin-Amerika'ya ulaşarak, Küba gerilla mücadelesi konusunda bu ülkelerde mevcut kavramla üstüste bindiğini söylemek mümkündür. Yakın zamanlarda, MontlyReview gibi akademik çevrelere hitabeden yayımlarda, Luis de la Puente'nin ve MIR'in[11] Peru tecrübesinin bir modeli gibi takdim edildiğini, Küba silahlı mücadele stratejisinin ve böylece bu derginin, hareketin muhakkak başarısızlığını tahmin edebildiğini görmekteyiz. Bu ilerici Amerikan dergisinin (Monthly Review) son sayılardan birisinde -bilgisizlik sınırına varan böylesine bir inatçı saflığa, bilmiyoruz, hainlik mi, yoksa rezalet mi demeli- Huberman ve Sweezy'nin kaleminden, Fidel Castro'nun stratejisinin "Dağlarda,Küba'daolduğugibi,Perusilahlıkuvvetlerinekarşıtamkadrolubirsavaşkayıpgidecek,devrimcihareketvegelişmeninodaknoktasıhalinegelecek,gerillakontrolüaltında,birgüvenlikbölgesikurulmasıgerektirdiğiniokumaktayız." Daha sonra yazarlar şöyle diyorlar: "DelaPuente'ninbaşlıcailavesi,Peru'nunçokdahabüyükolmasısebebiyle,birveyaikideğil,yarımdüzineyadadahafazlagerillabölgesininkurulmasıdır."[12] Sözde bu Küba stratejisi bir güvenlik bölgesinin kurulmasını çıkış noktası ve gerilla grubunun ilk hedefi saymakta imiş.
Bir aydının, hele burjuva aydını olursa, herşeyden önce stratejiden sözetmesi normaldir. Ne yazıik ki, gene de doğru yol ve tek çıkar yol, taktik verilerden hareketle yavaş yavaş stratejinin tarif ve tespitine ulaşmaktır. Stratejinin küçümsenmesi ve taktik eksikliği, düşünce adamına has tatlı bir kusurdur ve bu satırları yazmakla bu kusuru paylaştığımızı biz de itiraf etmeliyiz. Teorik eserleri okurken kurbanı olduğumuz sapıtmaların bir sebebi de budur. Gerçekte, taktik nitelikte bir dizi denemelerin sonuçlarını, bize bazı sözde stratejik kavramların katı çerçeveleri ve prensipleri olarak sunarlar. İşte bundan, biz de sonuçları, sanki bir çıkış noktası gibi alırız. Devrimci bir grup için askeri strateji herşeyden önce, politik ve sosyal şartların karışımından, halkla kendisi arasındaki ilişkiden, arazinin getirdiği tahditlerden, birbirine zıt kuvvetlerden, kendi silah varlığından vb. çıkar. Ancak bu ayrıntıya iyice hakim olunduktan sonra ciddi planlar yapılabilir. Nihayet, -bu söyleyeceğimiz gerilla kuvvetleri için olduğundan daha doğrudur- aksiyonda hiçbir ayrıntı yoktur, ya da isterseniz, herşey bir ayrıntı konusudur.
Bu taktikten yavaş yavaş onu çevreleyen ve ona tekabül eden stratejiye tırmanma ile bütün ara dönemlerde kazanılan tecrübeler, bir bakıma Küba Devriminin tarihidir. Bu, pratik çıraklık için iyi bir metodolojik kuraldır. Fidel'in savaşın ta son gününe kadar en küçük faaliyete ait en ufak somut ayrıntıya karşı gösterdiği sabırlı ve neredeyse tutkulu dikkat hayret vericidir. Savaş sırasındaki yazışmaları bunu açıkça göstermektedir; bir pusu harekâtında savaşçıların mevzileri, herbirine verilen mermi sayısı, gidilecek patika, mayınların hazırlanması ve yerleştirilmesi, hazırlıkların teftişi vb. Kübastratejisinden sözetmeden önce, Küba gerilla hareketinin hakiki içeriği hakkında Asi ordunun üyeleri arasında bir çeşit soruşturma yapmak en azından dürüstlük gereğidir. Bir aydın, bizim öncü yazarlarımızın durumunda olduğu gibi, şayet orijinal kaynaklardan bilgi elde etmekte başarısızlığa uğruyorsa, bu cehaletinin belirli bir sosyal fonksiyonu oluyor, yani aydınlatmak istediği kamuoyunu -imha kuvvetleri lehine- şaşırtmış oluyor.
Çin tecrübesinin büyük bir stratejik kıymet atfettiği gerilla üssü ya da sabit destek üssü ilk bakışta bazı lehte şartları gerektirmektedir:
* Muhabere kolaylıklarının eksik olmasına yolaçacak derecede geniş bir arazi (bu şarta Mao'nun yukarıda sözü edilen 1938 metninde büyük önem verilmektedir:)
* Kır nüfusunun yoğunluğunun yüksek olması (oysa Peru'da kilometre kareye 9 kişi düşmektedir).
* Dost bir ülke ile ortak bir sınırın varlığı. (Vietnam gibi dar bir ülkede en önemli destek üssü Çin ile sınırı olan ve 1950' den itibaren büyük yardımları görülen Viet-Bao idi).
* Düşmanın paraşütçü kıtaları olmaması. Bu birlikler hemen bütün LatinAmerika ülkelerinde ayaklanmalara karşı şok kuvvetlerini oluşturmakta ve muhasara edilen bölgenin merkezine bir yandan paraşütçü birlikleri indirirken, bir yandan da bölgeyi piyade ile kuşatmayı, geri ile radyo teması olan küçük seyyar takip birlikleri kullanarak gerillacıların yerlerinin tespit edilmesi de ihtiva eden en modern takip ve cezalandırma metotlarını kullanmaktadır.
* Düşman kuvvetlerinin sayıca yetersiz olması. Bu, Japonlara karşı verilen savaş sırasında muhakkak ki Çin'de mevcut olan bir şarttı, fakat bugün Latin-Amerika'da durum böyle değildir. Şurasını da unutmayalım ki, Çin kızıl ordusu, komünist subaylarıyla birlikte Kuomingtang Ordusunun bütün bir tümeninin komünistlerin saflarına geçmesiyle daha 1927 yılında düzenli bir ordu olarak kurulmuştu. Japon işgalinden önce bile, Çin halk kuvvetleri tamamen düzenli birliklere sahipti. Yabancı istilasından sonra sekizinci ve dördüncü Hareket Orduları, Japonlara karşı üsler kurmuşlar, 1937'deki 40.000 mevcutları 1945'de bir milyona çıkarmışlardır. Bu suretle Çinliler en önemli daimi üslerini koruyabilecek bir savaşı yürütebilmişlerdir.
Bu şartlardan hiçbirisinin Latin-Amerika'da bulunmadığı gayet açıktır. Bu yönden, Küba denemesi ile halihazır mücadeleden çıkartılacak dersler nelerdir?
Gerilla grubu için kritik anın, harekete girdiği an olduğunu bilmek için sadece gazete okuyucusu olmak yeterlidir.
Fakir ülkelerdeki çocuklar gibi ilk aylarda ölüm nispeti çok yüksek olup, bu nispet her geçen ay azalmaktadır. Kısa bir savaş vermek, foco'yu henüz embriyon döneminde iken, araziye adapte olmadan ya da mahalli halkla yakın ilişki kurmadan ve asgari bir tecrübe kazanmadan imha etmek, karşı kuvvetlerin altın kurallarıdır. Amerikalı askeri danışmanların rüyalarında, paraşütçü birliklerinin gökyüzünden yeni kurulmuş bir gerilla kampının ortasına indiğini gördüğüne bahse gireriz! Şükür ki bu rüya hiç değilse bu şekli ile gerçekleşemez. Herhalde, tecrübeli saldırı kuvvetleri ile gerilla kuvvetleri arasında zaman konusunda bir yarış vardır: Gerilla zaman kazanmak ister, ordu bir an bile kaybetmek istemez; gerilla öğrenmek ister, ötekisi öğrenmeye zaman bırakmamak ister. Foco mümkün olduğu kadar erken bulunmalı; her türlü metod kullanılabilir; sessiz sızmadan, piyade ve hava kuvvetlerinin gürültülü seferberliğine kadar; yeter ki şüpheli bir bölge ayağa kalksın ve paniğe kapılmış guerrilleros daha açık bir araziye göç etsin.
Bu şartlar altında gerilla kuvvetinin sabit bir üssü işgale, ya da bir bölgede birkaç kilometre karelik olsa bile, bir güvenlik bölgesine dayanmaya kalkışması en iyi silah olan hareketlilikten kendisini mahrum etmesi, bir harekât sahası içine hapsetmesi ve düşmana en etkili silahlarını kullanmaya fırsat hazırlamaktır. Güvenlik bölgesi fikrinin bir fetiş haline getirilmiş şekli, meşhur ulaşılamaz noktalara sabit kamplar kurulmasıdır. Sadece arazinin özelliklerine bu derece dayanma daima tehlikelidir ve nihayet hiçbir yer ulaşılamaz değildir; oraya ulaşanlar olduğuna göre düşman da ulaşabilir demektir. Başlangıçtan itibaren Asi Ordunun uyduğu kural, düşman sanki daima gerilla kuvvetinin nerede olduğunu biliyormuş ve sanki en yakın askeri karakoldan bir saldırıya uğrayacakmış gibi hareket etmekti. Küba'da böylece sızma ve ihanete karşı mücadele, fevkalade hareketlilik biçimini almıştı. Kampı terkeden herkes -gönüllü ya da zorla- muhtemel bir ihanet kaynağı gibi mütalaa edildiği için ilk dönemde kamp yeri ister istemez geçici idi. 1957 sonunda Sierra Maestra'da iki kol faaliyette idi: 120 kişilik Fidel'in kolu ve bir de onun, Che'nin kumandasına verdiği -düşman şaşırtmak için dördüncü kol diye bilinen- 40 kişilik koldu. Ekim ayında Che o sırada 60 kişiye çıkan kolu ile Hambrito Vadisinde bir üs kurmaya kalkıştı. Daimi bir ordugâh kurdu, fırın inşa etti, ayakkabı tamircisi ve bir hastane açtı. Eline geçirdiği bir teksir makinası ile ElCubanoLibre'nin ilk sayısını bastı ve kendi sözlerine göre nehirden elektrik elde etmek için planlar yapmaya başladı. Birkaç hafta sonra Sanchez Mosquera'nın kuvvetleri üsse taarruz etti ve savunması planlandığı halde üs kurtarılamadı. Asilerin savunma için yeter kuvvetleri yoktu. Che, ayağından yaralandı ve içerilere doğru çekilmek zorunda kaldı. Bu üs kurma teşebbüsü ciddi bir felaketle sonuçlandı, zira Fidel'in kolu yakındaydı ve Che'nin koluna destek olabilmişti. Eğer tecrit edilmiş bir foco olsaydı sonuç felaket olabilirdi. Sonuçta, Hombrito'nun inatla savunulması orduyu sonradan çekilmeye mecbur etti ve üssün imhasını bir zafer haline getirdi. Üs fikri doğruydu ama, henüz zamansızdı.
Ancak 17 ay devamlı savaştan sonra 1958 Nisanında asiler Sierra Maestra'nın merkezinde sağlam bir gerilla üssü kurdular. Bütün bu zaman içinde harekât sahası tek gerilla üssü idi ve bu sahanın hudutları ötesinde yürütülen aralıksız taarruz Sierra Maestra'nın küçük bir kısmını kurtarmayı başarabilmişti. Kollar yavaş yavaş aşağılara indiler, akınlarını sıklaştırarak dağ silsilesine saldırı kuvvetlerinin nüfuzuna engel oldular. Sierra'nın sakinleri artık, Batista'nın alayları ile guerrilleros arasındaki kerpeten içine düşmekten korkmuyorlardı. Bundan da anlaşılıyor ki Sierra Maestra üssü, dışardan içeriye, çevreden merkeze doğru büyümüştü.
Temizlenen bu arazi parçası üzerinde sahra hastanesi, küçük el zanaatları sanayi, askeri tamirhaneler, radyo istasyonu, eğitim merkezi ve kumanda merkezi kurulmuştu. Bu küçük üs, asilere 1958 genel yaz taarruzuna, müstahkem mevkilerden direnme imkanını vermişti. Bu dar dağ şeridine yaslanarak, asilere ait araziyi bazı kritik noktalarda dört kilometre derinliğe kadar indiren düşmanın ardısıra taarruzlarına karşı konulmuştu.[13] Kuşatma altında bile Asi Ordu üssü terketmeye, düşman çemberini yarmaya ve hatta gerekirse başka bir bölgede ilk göçebe hayatına dönmeye hazırdı.
Küba'da bir gerilla üssünün kurulması, sonuca ne kadar etkili olursa olsun, asilerin bir numaralı politik ve askeri amaçları değildi. Bir numaralı amaç, düşman kuvvetlerinin imhası ve herşeyin üzerinde silah tedariki idi. Bugünkü Guatemala, Kolombiya ve Venezüella tecrübeleri Küba denemesinin bu yönden geçerliliğini doğrulamaktadır. Küba'da sabit bir üssün işgali, gerillaların ilk taarruz harekâtına geçmeleri için vazgeçilmezbirunsur değildi. Tersine bilhassa uygun bir harekât sahasına ilk göçebelik döneminden sonra yavaş yavaş yerleşme ile böyle bir üssün kurulması mümkün oluyordu. İlk dönemde gerillanın üssü Fidel'in bir tabirine göre, gerillanın hareket etmekte olduğu saha oluyordu. Gerilla neredeyse, üs orasıydı. Bu dönemde destek üssü, gerillanın sırt çantasıdır.
Bu durum genel bir harekât planının yokluğuna varır. Eldeki imkanların birleştirilmesi ve koordinasyonu ile temel hareket yönüne sevki mümkün olamaz. Tek bir kumanda yokluğu devrimci kuvvetleri, ateş edeceği yön söylenmeyen topçunun, ana hücum yönü olmayan hücum hattının durumuna sokar: Taarruz edenler arazide kaybolur, gelişigüzel ateş eder ve boşuna ölürler. Plansızlık ile, yoğun ya da çapraz ateşe tutulacak bir bölge tespit edilmemesi ateş gücünü sıfıra düşürmüş olur. İşte merkezi bir yürütme liderliği, bir politik-askeri liderlik bulunmaması böyle bir israfa ve faydasız insan yitimine yolaçar. Cephe'nin olsun, Parti'nin olsun birisi askeri, öteki kanuni ve barışçı iki kolu vardır. Peki, bu ikisinin faaliyeti nasıl koordine edilecek. Daha zoru da; örgütün iki kolu, dağdaki gerilla ile şehirdeki yeraltı direnmesi nasıl koordine edilecek? Ancak, doğru bir politik analiz ile hareket edebilen ve uzun süreli rasyonel bir stratejik planı olan kendi içinde tutarlı ve gayretli bir lider, direkt faaliyetin bu iki cephesini koordine edebilir. Ayrıca liderin kendi güvenliği de sözkonusudur. Eğer şehirde kalırsa politik liderlik ya imha olunacak ya da dağıtılacaktır. Bugünkü liderler, bunu biliyorlar veya hiç değilse bundan şüphe ediyorlar. Ne var ki, geleneğin kuvveti, zamanla kök salmış eski örgüt şekillerine sadakat, kurulu düzeni bozarak savaşın gerektirdiği yeni bir mücadele biçimini benimsemeye engel olmaktadır. Bu karşı koyma normaldir: Lenin ve Bolşevik Partisi 1917 Ekimine kadar aynı şeyle karşılaşmışlardır. Bugün bazı dikta ülkelerinde politik liderler belli bir anda şehri terkederek dağlara gitme ve böylece, artan yıldırmadan kurtulma hususunda anlaşmaya varmış olabilirler. Fakat hergün hareketi geri bırakırlar; hergün havada bir hükümetdarbesi korkusu vardır, bunalım gözaçıp kapayıncaya kadar belki de çözümlenecektir. Daima bir bahane vardır. Ama bir gün artık geç kalınmıştır; polis ya hapse atar, ya öldürür. Böylece geleneksel liderlik düşer. Alt kademeler ile öteki örgütlerden kopuk, şimdi hapse atılmış ya da yok edilmiş eski liderlerin vasıflarından yoksun bir yeraltı liderliği alelacele kurulur. Her işe nezaret eden yeni lider, günlük yeraltı faaliyetlerine tamamen gömülmüştür. Hiç olmazsa partiye benzer bir kuruluşu ayakta tutmaktan memnun, ana kararlar almakta tedirgin, daha iyi günlerin ve hep vadedilen yardımların umudu içinde gerilla kuvvetlerini kendi haline terkeder. Herzaman, her çeşit mücadele şeklinden faydalanmak için gayret sarfedilir, mücadele biçiminin birisini asıl, ötekisini tabi olarak seçme reddedilir. Her kol bağımsız olarak birbirine el sallayacak, hareketlerinde koordinasyon ya da bir öncelik derecesi olmaksızın herbiri kendi sorumluluğunu taşıyacaktır. Bu yönü belirsiz soyut politika, devrimci hareketi eklemleri kopuk bir kuklaya çevirecektir. Şavaş halinde tepedeki liderin yanlış bir hareketi zıt yönde başka yanlış dönüşlere yolaçar. Silahlı sektörün iki kolunda, politik liderliğin kanun çerçevesi içinde kalma gayreti, silahlı sektörde, şehirde kontrolsuz teröre, kırda eşkıyalığa varabilir.
a) Şehirde kontrolsuz hareket: Tek bir kumanda bulunmayınca, silahlı mücadelenin aydınlık bir stratejisi olamaz. Aydınlık bir strateji olmayınca da hareket planı bulunmaz. Gerilla gruplarının şehirlerle bağları kopmuştur, herbiri kendi başına hareket eder. Şehir kuvvetleri ile onlara bağlı olarak hareket eden kuvvetler açık-seçik olarak Sierra'nın komutası altına konulmamıştır. Zaten bunun için, gerilla kuvvetinin emir ve komuta kanadı ve hareketin itici kuvveti olduğunu kabul etmek gerekir. Bunların neticeleri, hem gerillaların planlarını, hem girişilen savaşın anlam ve özelliğini tehlikeye atan anarşik hareketler olur. "Şurasını teslimetmekgerekirki," diye yazıyordu 1960'da Che Guevara, "şehirlerdekigerillaçetesikendiliğindenayağafırlamaz... buçetelerdaimabaşkabirbölgedekişeflerindirekemrialtındadır.Bugerillaçetesininfonksiyonubağımsızhareketleregirişmekdeğil,faaliyetlerinitamamenstratejikplanlarilekoordineetmektir."[15] Şehir terörizminin kesin bir rol oynayamayacağı, sadece mevcut politik durum için bir tehlike teşkil edeceği doğaldır. Ne var ki, bu hareket asıl kırda yürütülen mücadeleye bağlı kılınırsa askeri yönden bir değeri olabilir; binlerce düşman askerini hareketsiz hale getirir, saldırı mekanizmasını fabrikalar, köprüler elektrik santralları, daireleri, yolları, petrol borularını, vb. korumak gibi pasif görevleri yürütmeye zorlar ve böylece neredeyse ordunun dörtte üçü oyalanmış olur. Hükümet madem ki hükümettir, heryerde varlıklıların çıkarlarını korur, oysa guerrilleros'un korunacak bir dikili ağacı bile yoktur. Gereksiz ağırlıkları bulunmaz. Bu sebeple kuvvet nispeti tamamen aritmetik terimlerle ölçülemez. Örneğin Küba'da, Batista bir defada gerillalara karşı 50.000 kişilik kuvvetinden ancak 10.000'ini kullanabiliyordu. Ve Asi Ordu, komutanının bize anlattığına göre, beş yüze karşı bir nispetine ulaştığı zaman yenilemez hale gelmiştir. Bu düşünceyle Fidel ta ilk günden açık strateji ortaya koymuştur. Çünkü 16 Temmuz hareketleri, mücadelenin bu döneminde şehirlerde (Santiago ve Havana'da) dağlardakinden daha çok ve daha iyi organize edilmişti. Ağırlık noktası, millet ölçüsündeki hareketin liderliğinin merkezleştiği kır gerillalarının pekiştirilmesi, yani Asi Ordu üzerinde toplanmıştı. Karaya çıktıktan sonra Fidel, Faustino Perez'i Havana'daki hareketi organize etmekle görevlendirdi ve kendisine, bu hareketi 20 kişiden ibaret olduğunu bildiğimiz (1957 Ocağında 20 kişiydi) bir kuvvetin liderliği altına sokma yetkisini verdi. Mevcut bütün silahlarla Sierra Maestra'ya gönderilecekti; direnişe tek bir silah bile verilmeyecekti. Bu direnişin genişlik derecesi ile silaha olan hakiki ihtiyacı gözönüne alınırsa bu direktif pek yersiz görülebilir. Gerçekten de hareketin şehirdeki koluyla çeşitli çatışmalara ve kırgınlıklara sebep olmakla beraber, en kısa zamanda Sierra Maestra'daki ilk cephede seyyarstratejikbirkuvvetin Asi Ordunun kurulması ancak böyle mümkün olabildi. İşte kurulan bu kuvvet, dikta rejiminin kökünü kazıdı. BütünsilahlarSierra'ya! Fidel'in Santiago'daki hareketin başında Frank Pais'e yazdığı mektubun özü buydu.
Frank Pais'in ölümünden sonra da Fidel, bu fikir üzerinde ısrarını sürdürdü. 11 Ağustos 1957'de Aly'ye (Celia Sanchez) şöyle yazıyordu: "Gününenuygunsloganı,bütünsilahlar,bütünmermilervebütünkaynaklarSierra'yaolmalıdır. " Gene Aly'ye yazdığı 14 Ağustos tarihli başka bir mektupta aynı sloganı tekrarlıyordu.
Kurtuluş hareketinin iki kanadı arasındaki çatışma kaçınılmaz olarak derinleşiyordu. İki kanat heryerde insan gücü ve kalite bakımından eş olmayan bir gelişme gösteriyor, bu da güçlükler yaratıyordu. Bildiğimiz gibi, dağ, burjuva ve köylü elemanları proleterleştirir; şehir, proleterleri burjuvalaştırır. Çıkacak taktik çatışma ve değerlendirmedeki farklar, bir sınıf çatışmasını gizler ve proletaryanın çıkarı paradoksal gibi görünür ama, beklenen tarafta değildir.
Küba'da bu çatışmaların hızla çözümlenmesi mümkündü ve iktidar alınır alınmaz aynı hızla sosyalizme doğru ilerlenmiştir; çünkü Fidel ilk günden kır proletaryasının hakimiyetini savunmuş ve bunu elde etmiştir. Şehrin teklif ettiği ve kabul ettirdiği birkaç hareketten birisi, felaketle sonuçlanan ve bütün hareket üzerinde etkileri olan Nisan 1958 genel greviydi.
Asi Ordu kumandanları Birinci Cephede Fidel, İkinci Cephede Raul, grevi kabul ettiler ve bütün iyi niyet ve güçleriyle hazırlanmasına yardım ettiler. Neticede, "şehirdeolacakişlerüzerindeşehirdeoturanlarkararverir" diye düşünüyorlardı. Sierra, şehirdeki durumu şehirdekiler kadar bilemezdi. Bu sağduyu ilkesi nedeniyle Fidel, greve karşı çıkmadı. Böylece de hareketin sivil kanadının subjektivizminin kurbanı oldu.
Genel grevin başarısızlığı, uyuyan bir bunalımı yüzeye çıkarttı ve çözümlenmesine imkan verdi. Örgüt düzeyinde liderlik yeniden düzenlendi ve Sierra üzerine konuları bütün ayak bağları çözüldü. Asi Ordu yüksek kumandanlığı, hareketin milli sorumluluğunu yüklendi. Mücadeleye sivillerin verdiği anlam tamamen reddedildi. Şehir için gerilla hareketi, amacı, başkentte darbe için gerekli şartları yaratan bir semboldü. Sierra için gerilla hareketi, başka yollarla çözümlenemeyen politik meselelere askeri bir çözüm getirebilen ve getirmek zorunda olan bir hareketti.
Grevden önce Fidel şöyle yazıyordu: "EğerBatistagreviezmeyibaşarırsahiçbirşeyçözümlenmemişolur.Mücadeleyedevamederizvealtıaydadurumdahabeterolur." (Nasin'e mektup, 23 Mart 1958). Bir genel grevi bastırmak ve ezmek için dikta sınıfı her türlü araca sahipti, fakat bu araçlar gerilla savaşına karşı etkisizdi. Böylece, şehirde ezilen devrimi kurtarmak Sierra'ya düşüyordu. Grevin başarısızlığı sonunda, devrimin ancak Sierra tarafından kurtarılabileceğinin herkesçe anlaşılması üzerine liderlik sorumluluğunu Sierra'nın yüklenmesi mantıki bir sonuçtu. Zaferden sora, konuşmalarından birisinde Fidel, bu hataya sebep olan strateji çatışmalarının temelindeki sorunu ve onu izleyen tartışmaları anlatmıştır.[16] Bugün Amerikadaki deneyler de, şehir ve dağ kuvvetleri arasında bu gibi anlaşmazlıklar ve bölünmeler olduğunu doğrulamaktadır.
b) Kır gerillalarının parçalanması: Tek bir kumanda ve merkezi bir liderliğin bulunmayışı, henüz olgunlaşmamış bir dizi foco doğmasına yolaçar. Başlangıçta gerici ve popüler kuvvetler arasındaki eşit olmayan kuvvet oranı gözönüne alınırsa, bu bölünme, gerillaları saldırı ordusundan daha da zayıf düşürür. Ordu kuvvetini dağıtmakla gerillalardan daha az etkilenir çünkü o gerilla gruplarına hepbirden değil, birer birer saldıracaktır. Böylece her bölgede, gerillaların tek bir foco halinde birleşmesine oranla daha büyük bir mutlak üstünlük kazanacaktır. Peru denemesi bunun en açık örneğidir.
Geniş bir arazide harekâtta bulunma zorunluluğu gözönüne alınarak, asgari ateş gücüne sahip ufak seyyar bir kuvvetin küçük bir bölgede, ancak etkili saldırılarda bulunabileceği önesürülebilirse de, kuvvetlerin birleştirilmesi aleyhinde yeterli bir sebep sayılamaz.
Venezüella'da 1962'den sonra foco'ların sayısı birdenbire arttı, fakat bu yapay bir artıştı ve ne gerilla harekâtındaki, ne de bu harekâtın taarruz kapasitesindeki gerçek büyümeye tekabül etmiyordu.
Doğruyu söylemek gerekirse -tek bir komuta yokluğunun bir sebep ve neticesi olan- bu zoraki büyüme gerillaları zayıflatmıştır. Belki de bu durum, Venezüella gerillalarının kendilerini politik-askeri bir öncü olarak kabul ettirmelerindeki gecikmenin ve nihayet 1966 yılında tek bir komuta altında birleşmelerinin başlıca sebebidir. Ne olursa olsun, -eratı eğitimden geçmemiş ve çoğunluğu ilk aylarda bertaraf edilen- foco'ların bu başıboş ve düzensiz dağılışı, Venezüella gerillalarının bir harekât planına göre faaliyette bulunmayan birleştirilmiş bir hareket olmadığını göstermektedir. İlk taarruz dalgasından (Falcon, Lara, Truillo, Oriente) sağ çıkan foco'lardan hiçbirisi kendi etrafında geniş bir mücadele çemberi yaratabilecek hızda ve kuvvette gelişememiştir. Böyle olunca da yakın zamana kadar bunlardan hiçbirisi, mevcut siyasi partilerin temsil ettikleri dağınık kuvvet merkezlerine karşı önemli bir denge unsuru olamamıştır. Silahlı mücadelenin hakikaten yetkili ve etkili tek bir liderlikten yoksun bulunuşu, cephelerin dağılmasına ve bu dağılmalarda tek bir liderliğe doğru ilerlemenin gecikmesine yolaçmaktadır.
Bu gecikme kasıtlı olabilir; yani, tek bir liderliğin kurulmasını engellemek için yeni gerilla cepheleri yaratılabilir. Fakat bu durumda amaç etkin gerilla cephelerinin kurulması değil, zaferden sonra kullanmak üzere yedek kuvvet biriktirmektir. Amaç bunları savaşa sokmak değil, el altında yedek propagandacı ve politik personel bulundurmaktır. Elde gerilla kuvvetinin bulunması moral güç sağlar. İnsanın sesini yükseltmesi ve iktidar sahnesine çıkabilmesi mümkün olur. Birbirleriyle rekabet eden kuruluş1ar arasındaki çekişme, ya da kurulmuş bir öncü kuvvet karşısında küçük-burjuva duygularına kapılma, gerillaların dağılmasına sebep olur. Kendisine özgü şartlar içinde Küba, tabii olarak büyüyen tek bir çekirdekten doğan gerilla kuvvetinin uyumlu gelişmesine bir örnektir. Bu çekirdek, birlikleri bölgesel olarak doyurulamayacak ve ikmalleri sağlanamayacak duruma gelince parçalanırlar. Ana hücreden (Sierra Maestra'dan) doğal bölünme yoluyla öteki tohum taşıyıcı hücreler koparlar. İlk orijinal kol 120 - 150 kişiye kadar çıkar. Bu rakamdan sonra belli bir bölgenin kaynakları tükenebilir ve birlik düzenli olmayan savaşın yürütülebileceği araziye göre çok büyümüş olur. Bu koldan artık 45, 50 ya da 60 kişilik başka kollar doğar. (Sierra Maestra'da 1957 Temmuzunda doğan ilk kol Che'nin kumandasına verilmişti). Bu kollar yeni cepheler kurar ve aynı gelişme tarzıyla yeni taktik birliklerin anası olur. Şayet bu kollardan birisi, ana kolla taktik koordinasyonun mümkün olmadığı ufak bir bölgeye gönderilirse, yeni kol başka bir cephe kurarak kollar üretmeye devam eder. Raul, Sierra Maestra'dan ayrılarak 60 kişi ile kuzey Oriente'ye hareket etti ve sonunda birkaç kola ayrılan yeni bir cephe kurdu. 1957 Martında Almeida, Santiago de Küba bölgesine hareket ederek sonradan Üçüncü Cephe adını alan cepheyi kurdu. 1958 Ağustosunda Che, Sierra'dan inerek 120 kişiyle beraber Las Villas'a gitti ve 90 eratla Pinar del Rio'da Batı Cephesini açmak amacıyla Sierra'dan daha önce ayrılan Camilo Cienfuegos'un desteğiyle savaşı adamakıllı kızıştırdı. Fakat Aralık ayı başında, savaşın başdöndüren gelişmesi karşısında kesin sonucun alınabilmesi için Camilo'ya, Che'nin Las Villas'da giriştiği harekâta tam bir destek sağlamak hedefiyle bütün birliklerini savaşa sokması emri verildi. Amaç araziyi ikiye bölerek Doğuda toplanmış Batista ana kuvvetlerini imha etmekti. Bu kolay ve basit gibi görünen küçükten büyüğe doğru gelişme tarzının avantajı, merkezi kumanda sisteminin bozulması aynı zamanda ayrılan kollara kumanda eden subaylara büyük bir taktik serbestlik sağlamasıdır. Merkezi kumanda ne derece kuvvetli, ne derece berrak ve sağlam olursa, kendisine bağlı cephelerin ve kolların hareket serbestliği ve taktik esnekliği o derece büyük olur. Kaynakların ve insan gücünün tek bir foco'da toplanması, tek bir askeri doktrinin mükemmelleştirilmesine ve eratın muharebe sırasında uygulamalı eğitime tabi tutulmasına imkan verir. Bu seviyede askeridoktrin etkisi kanıtlanmış ufak taktik kurallarının biraraya getirilmesi demektir; kıtalara karargâhlarında, ya da mola verdikleri sırada değil, harekât halinde iken saldırmak; düşmanın takviye kuvvetlerine adım adım, yani yürüyüş hattı boyunca pusular hazırlayarak saldırmak; pusudan sonra çekilen düşman kıtalarına karşı vurucu kuvvet olarak kullanılmak üzere yedek kuvvet ayırmak; savaşçıların çoğunu ateş başlamadan önce silahlarını doldurmaktan alıkoymak; düşmanın öncü kolunu çifte pusuya düşürerek ikiye bölmek ve imha etmek; uzun menzilli elektrikli mayınları azami ölçüde kullanmak; düşmanın imhasından çok silahlarının ele geçirilmesini tercih etmek; şaşırtma hareketleri ile tahrik metotlarında değişiklikler yapma konusunda insiyatifi elde bulundurmak, yani düşmanı belli yerlerde aynı çeşitten harekete alıştırdıktan sonra, aynı yerde değişik bir hareketle şaşırtmak; esirleri evlerine göndermek; yaralı düşmanlara iyi bakmak vb. Böylece subaylar azar azar belli bir moral, politik ve askeri eğitimden geçirilerek günü gelince bir bölgenin ya da cephenin stratejik liderliğine, faaliyetlerini kontrol gereği duyulmaksızın getirilebilir. Aynı okulda hepbirlikte eğitim gören, ortak bir anlayışa ve taktik bilgiye sahip olan subaylar politik ve askeri faaliyet planını da adım adım öğrenmiş olurlar. Birkaç defa, herhangi bir şaşırtma hareketinin büyük bir fayda sağlayacağı anlarda bile Fidel, 1957 Mayısında Miranda Şeker Merkezi yakınında kurulmuş olan ve felaketle sonuçlanana benzer, henüz olgunlaşmamış gerilla cephelerinin kurulmasına daima karşı çıkmıştır.
"Canlılığımızıgöstermemizgerekiyordu,çünküLlanotarafındanağırdarbeleremaruzkaldık;MirandaŞekerMerkezindebaşlayanbircepheninaçılmasıiçingönderilensilahlar,aralarındaFaustinoPerez'indebulunduğubirkaçdeğerliliderielindetutsakolarakbulunduranpolisinelinegeçti.Fidelkuvvetlerinparçalanmasınakarşıydıama,Llano'nunbaskısıkarşısındaboyuneğdi.BuolayüzerineFidel'insavunduğutezindoğruluğuorayaçıktı,kendimiziSierraMaestra'yıgerillaordusunungenişletilmesindeilkadımolarakkuvvetlendirmeyeverdik."[17] c) Gelişigüzelkurulanpolitikcepheninyapayliderliği: Kumanda birliğinden yoksunluk bir dizi denge mekanizmasının doğmasına yolaçar. Bunlar içinde en gözde olanı da silahlı kesimin liderliğinin resmen eline bırakılacağı bir milli cephe kurulmasıdır.[18] Kendisini kuran partinin üyelerinden oluşmuş hayali bir cephenin meydana getirilmesi için büyük enerji sarfedilir. Tek bir parti, bir cephe kurmaya yetmeyeceği için, parti hesabına yeni örgütler eklenir ve tanınmış ilerici bağımsızşahsiyetlerin peşine düşülerek isimleri kulaktan kulağa fısıldanır. Silahlı mücadeleden esirgenen büyük bir enerji ve gayret, bu ismi var cismi yok kuruluşa harcanır. Alışılan tepkiler.. Ardından beylik cevap gelir: Yerleşmiş bir kuvvet etrafında belli hedefler için gerçek ittifaklar yapmayınız, sadece gösterişe önem veriniz. Dış ülkelerde muhteşem programlar ilan edilir ama, içerde kimsenin bunlardan haberi bile olmaz. Bu programları kaleme alanlar bugünü zerre kadar hesaba katmadıkları halde, geleceğe bir yön verdiklerini sanırlar. Program, Cephe, İttifaklar... Bütün bu parlak laflar dikkatleri üzerinde toplar ve politik bir cepheye tarihi özelliğini ve etkinliğini verebilecek olan halk ordusunu faaliyete geçirme hususundaki isteksizlik gözlerden saklanmış olur. Savaş ile propagandayı birbirine karıştırmamamız gerekir. Askeri politik liderlik yokluğunun yarattığı boşluğu hiçbir yapay cephe dolduramaz. Bir boşlukla başka bir boşluk doldurulamayacağı gibi, olsa olsa boşluğun sayısı ikiye çıkmış olur.
Daha önceki bütün denemelere rağmen, kurumlar eylemin bir defa daha önüne geçirilmektedir. Harekete geçmeden önce, emekleme dönemindeki devrimci hareketler ya da üç beş kişilik küçük gruplar, sanki bir devrim hareketi, tali birliklerin sayısı ile ölçülebilirmiş gibi, bir bakanlığınkinden daha karışık ve anlaşılmaz kadrolar düzenlenmekte, emirler, direktifler hazırlanmaktadır. Örgüt biçimleri, özden önce gelir ve öz daima teşkilatlanmamış olarak kalır.
Bütün bunların sebebi nedir? Bu gibi kimseler hâlâ kendilerini eski tutkularından kurtaramamışlardır. Bunlar devrimci organizasyonun daima devrimci eylemden önce geldiğine inanmışlardır. Anlamaya çalışalım: Temelde, seçim uyutmacasına inanmışlarınkine benzer budalaca bir idealizm vardır. Bunlar için, dikta altında bile, seçmen oylarının yarısından bir fazlasının alındığı gün, sosyalizm gelecektir. Şu paradoksa ulaşmış oluyoruz; reformistlerin barışçı faaliyetlerini yöneten aynı hipotezler, farkında olmadan silahlı mücadeleye uygulanmaktadır. Durum bu olunca, yapılan hataların ceremesini gerilla mücadelesinin çekmesine niçin şaşmalı?
Herşeyden önce, küçükten büyüğe doğru gitmek gerekir; tersine gitmeye çalışmak faydasızdır. En küçüğü, halk ordusunun çekirdeği olan gerilla foco'sudur. Bu çekirdeği cephe yaratmaz; tersine, bu çekirdek gelişerek bir devrimci milli cephenin kurulması imkan dahiline girer. Cephe bir kurtuluş programının çevresinde değil, varolan birşeyin etrafında yaratılır. Kitlenin büyükmotorunu harekete geçirir ve bir cephe kurulmasına yolaçar. Zafer küçük motorların artması ile kazanılır. Fidelist gerilla tecrübesi şu paradoksa işaret etmektedir; devrimci çekirdek ne kadar zayıf olursa, ittifaklara o derece az rağbet etmelidir; (Halk Ordusu kontrolü ele aldıkça) kuvvetlendiği ölçüde bu çeşit ittifaklar aramalıdır; prensiplere (yani mücadelenin sebeplerine) sadık kalınmalıdır. Bu anlayış, silahlı çekirdeğin saflığını ve temizliğini muhafaza için önesürülmüş olsa sekterce olabilir, fakat insafsız bir taarruz savaşının itici gücü ve lideri olarak anlaşılan dinamik bir çekirdek olarak kabul edilince, hiç de sekterce değildir.
Kendi kurtuluşu adına bu grup hareketsiz ve tecrit edilmiş şekilde kalamaz. Herşeyini tehlikeye atar. Patriaomuerte! (Vatan ya da ölüm). Ya ölecek, ya yenecek, ülkeyi ve kendisini kurtaracak. Bir bakıma Asi Ordu, özellikle savaşın başlangıç döneminde, bir ilkeye dayanmayan gelişigüzel ittifaklara ve diktatöre karşı verilen savaşa katılmaları için başka partilerin militanları ile halkın seferber edilmesine daima karşı koymuştur. Sürgündeki teşkilatlara yazılmış olan ve Miami Paktını beğenmeyen mektubu bu konuda örnek olmak üzere bir defa daha hatırlatırız. Mektup şu cümle ile sona eriyordu: "Şerefleölmekiçin,insanınyanındabaşkalarınındabulunmasıgerekmez." Bu garip diyalektiğin gerilla kuvveti ile ordu arasındaki ilişkiler üzerinde yankıları olmuştu. Başlangıçta asiler zayıfken, Fidel, hükümet darbesi teşebbüslerine ve askeri makamlar ile temasa şiddetle karşı koymuştur. 26 Temmuz hareketi, lehine olsa bile, bir hükümet darbesi Asi Ordu aleyhine olurdu. Karşıt kuvvet eksikliği nedeniyle bir kurtuluş cuntası idareye elkoyar ve devrimci oluşumu durdurabilirdi. Sonraları Sierra Maestra güçlenip de öncülüğü yavaş yavaş halk tarafından görülmeye başlayınca, Fidel askeri makamlarla temasa geçmek için hiçbir fırsatı kaçırmadı. Amacı darbeyi teşvik etmek değildi, diktanın devrilmesini hızlandırmak ve ordu içindeki (özellikle küçük rütbeli subaylar ile Havana'daki yüksek kumanda heyeti arasındaki) çelişmeleri kesinleştirmekti. Artık bir darbe yapılsa bile, halkın mücadelesini rayından çıkartamazdı. Darbe gerilla kuvvetlerini değil, düşman kuvvetlerini bölebilirdi ve gerilla kuvvetleri kendisine karşı çıkabilecek askeri kuvvetler ile daha da şiddetle savaşabilirdi.[19] 1958 Ekiminde Fidel örgütteki bir arkadaşına şöyle yazıyordu: "Devrimcilikhükümetdarbesisanatıdeğil,askerigücünsilahlımücadeleiçinekatılmasıdır. " (Camacho'ya yazdığı 10 Ekim 1958 tarihli mektuptan). Böyle bir katılma orduya sadık kalan askerlere ihanet gibi gelebileceği düşüncesiyle Fidel, bunlarla konuşmaya, kendilerini incitmeksizin silahlarını bırakmaya iknaya daima hazırdı. Konuşmayı kabul etmek, yarı yarıya ikna olmak demekti ve gerilla kuvvetlerinin hücumları arttıkça, Batista'nın asileri asker katili diye damgalamasına rağmen, subayların, asi kumandanlığın mesajlarına olumlu cevap vermeleri de artıyordu.
Psikolojik savaş, eğer savaşın içinde eritilebilirse etkilidir. Askeri baskı kısa bir süre için bile olsa hafifletilince; karşı taraf üzerindeki politik etkisi de kaybolmaktadır. Askerlerin hergün öldüğünü kendi hayatlarının da daimi bir tehlike altında bulunduğunu gören Batista ordusu subayları, Fidelistler ile konuşmaya yanaştılar. Karşı taraftan gelen konuşma isteğini artık bir yana itemiyorlardı. Sızma ve baskı, savaştığınız, saldırdığınız sürece faydalıdır. Bir ordunun, halk silahlı kuvvetlerinden gelen vatanseverce ve devrimci taleplere kulak vermesi için bu kuvvetlere saygı duyması gerekir; ve bir asker, ancak korktuğunu sayar. Barış sözü, ancak savaşırken edilebilir. İşte ancak bu yoldan barış sloganı, ayaklananlara değil ezenlere karşı kullanılabilir.
Bu sırada Fidel, barış sloganını ortaya attı ve iç savaşı sona erdirmek için, genel isteği dile getirdi. Aynı zamanda, sadece Batista ile dikta rejiminin bu barış yolunu tıkadığını belirtmeyi de ihmal etmedi.
Bir nokta daha var; düşünce ve teoriden öteye geçmeyen politik bir cephe bir halk savaşının liderliğini yüklenemez; ancak teknik bakımdan yetkin ve aynı ekonomik temel üzerinde birleşmiş bir yürütme organı, yani kısacası devrimci bir kurmay heyeti bu işi yapabilir. Yapısı itibariyle homojen olmayan bir cephe sonu gelmeyen politik tartışma ve çatışmalar ve geçici uzlaşmal