109. Sayı, Mayıs-Haziran 2009
Kürt Ulusal Sorununda
“Tarihi Fırsat” ve Ezber

      Sorunun adı, ne kadar "hoş" görünürse görünsün, yanlış konulmuştu. Dolayısıyla da buradan herhangi bir çözüm üretmek maddi olarak olanaksızdır.
      Sorun, "Kürt sorunu" değil, Kürt ulusal sorunudur. 19. yüzyılda Batı Avrupa'da büyük ölçüde çözümlenen, 20. yüzyılda "sömürgeler sorunu"yla birleşen ve 21. yüzyıla gelindiğinde "mikro milliyetçilik"le şekillenen, ama hala çözümlenememiş olan bir ulusal sorun.
      Ulusal sorun, eski dille ifade edersek "milli mesele", bir ulusal topluluğun kendi ulusal devletine sahip olma hakkı, kendi siyasal kaderini kendisinin belirlemesi hakkı sorunudur.

“Tarihi Fırsat”ın
Vanası

      Söz konusu olan, Kuzey Irak "federe" Kürt devletinin kendi topraklarından çıkardığı petrolün Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattı üzerinden Avrupa ülkelerine ihraç edilmeye başlanmasıydı. Bölgesel Kürt yönetimi başbakanı Neçirvan Barzani, törende yaptığı konuşmada bu durumun "olağandışı" bir gelişme olduğunu şu sözlerle dile getirdi: "Bir başka ülkede bu olay tipik bir ekonomik ve teknik bir başarıdır. Kürdistan Bölgesi içinse bu, yakın geçmişten dramatik bir ayrılık."

Kürt Ulusal Sorununda
Uzlaşma ve Devrim

      Aysel Tuğluk'un, geçen yıl Radikal-2'ye yazdığı ve "Türk" aydınlarının büyük övgülerine "mazhar" olan konuşmasının ardından yaptığı bu "devrim" vurgulu konuşma, 12 Eylül "milat"ından bugüne kadar oluşan kurgusal düşüncenin dışa vurumudur.
      Aysel Tuğluk, "Kürt sorunu" konusunda "tarihsel fırsat"ın ortaya çıktığı iddiası içinde "görüşme/pazarlık" masasına en üst ve en geniş taleplerle oturma zihniyetinin yansısı olarak "devrim"den, "toplumsal devrim"den söz etmektedir. Sözcükler yalındır, herhangi bir bilimsel içeriğe de sahip değildir. "Devrim" denilen şey, bir şeylerin değişmesi, altüst olması; "toplumsal devrim" denilen şey, bir topluluğun, bir yığının bu değişim sürecine katılmasından ibarettir. Ancak "çağdışı" kaldığı ilan edilmiş, son "finans krizi"yle birlikte yeniden keşfedilmiş Marks'a, marksizm-leninizme göre, bu kavramların bir içeriği, bir anlamı ve bir açılımı vardır. Dolayısıyla bu kavramları, yani devrim, toplumsal devrim gibi kavramları marksist-leninist bağlamda düşünen, algılayan, tanımlayan insanlar için Aysel Tuğluk'un sözleri daha farklı anlamlara gelmektedir.

Dışa Bağımlılık
ve Türkiye Örneği

      Dışa bağımlı ülkeden söz etmek ne denli "çağdışı" ilan edildiyse, ülkenin dışa bağımlılığı da o ölçüde arttı.
      Gerçekler yalındı. Dışa bağımlı ülke olmak, ülkenin iç ekonomik ve siyasal dengelerinin dış dinamikler ve dış güçler tarafından belirlendiği, ülke içindeki üretimin büyük ölçüde dışa bağımlı, dış sermayenin yatırım ve gereklerine göre yapıldığı bir ülke olmaktır. Böyle bir ilişki içinde, "parayı veren, düdüğü çalar" olduğundan, ülke içindeki üretimi sağlayan yabancı sermayenin, aynı zamanda sermaye birikiminin temelini oluşturan kârlarını, kendi sermayesinin "getirisi" olarak kendi sermayesinin büyümesi için kullanmasında da şaşırtıcı bir yan yoktur.

Mayınlar,
Azınlıklar,
Yabancı Sermaye ve
Toprak Reformu

      "Bu ülkenin vatan toprakları üzerinde yatırım yapan küresel sermaye, 'şu dinden bu dinden geldi' diye 'eyvah Türkiye elden gidiyor' demek. Bu kadar kolay mı? Farklı etnik kimlikte olanlar ülkemizden kovuldu. Bu aslında faşizan bir yaklaşımın neticesiydi.
      Paranın dini, milleti, ırkı olmaz. Ama ne yazık ki öyle olduğunu zannedenler var. Para cıva gibidir. Kendine uygun zemini nerde bulursa oraya doğru kaçar. Şimdi ülkemizde küresel sermaye yatırım yapmak istiyor. Bakıyorsunuz birileri çıkıyor, 'O Yahudi sermayesi olmaz'. Yok arkadaş gelip ülkemde yatırım yapacak. 1 milyar dolarlık yatırım yapacak. İstemezük olmaz.
      Bu yatırımı yapınca burada İzak çalışmayacak ya Ahmet, ya Mehmet çalışacak. İşte işsizliği aşıyoruz. 'İstemezük.' 'Bizim milletimizden değil siz bunu peşkeş çekiyorsunuz'. Çünkü o George. Bak kardeşim o George olsun, gelsin yatırımını yapsın. Burada fabrikayı kurduğu zaman buradan gitse fabrikayı alıp da mı gidecek? Kim yanında istihdam edilecek Ahmet, Mehmet, Ayşe, Fatma'ya. Pazarı hazır burada ürettiğini de o pazara satacak." (Tayyip Erdoğan)

Krizin Dibi ve
Keynes’in Kemikleri

      Bugün krizin "dibi bulundu", "kriz aşılıyor", "ekonomi canlanıyor" türünden değerlendirmeler tümüyle devlet müdahalesiyle yaratılan ek talebin getirmiş olduğu canlanmadan ibarettir. Devlet harcamaları arttığı oranda bu canlanma bir süre daha devam edecektir. Ancak ne tarihler 1929'u göstermektedir, ne de dünya ekonomisi 1929-1980 dünya ekonomisidir. Çok bilinen ünlü diyalektik ifadeyle, "aynı ırmakta iki kez yıkanılamaz". 1980 sonrasında emperyalist ekonomilerin devlet müdahalesinden özel finans kuruluşlarının finansal araçlarına geçişi sağladıkları kadar kolay olmayacaktır. Çok kısa süreli canlanmayı, çok daha büyük ve enflasyonla birleşmiş yeni bir kriz dalgasının izleyeceği açıktır.

Türkan Saylan ve
Küçük-Burjuva Aydınlarının Çıkmazı

      "Öncü Savaşı aşamasında olan THKP-C'nin küçük-burjuva aydın çevrelerdeki müttefiki, ancak Kemalistler olabilir. Onlarla olan ilişkilerimizde sağ kanadın oligarşinin kesin müttefiki olduğunu, her zaman devrimci saflara, tarihi bir hareket anında ihanet edebileceğini, nedenleri ile birlikte anlatmalıyız. Ortak cephe bu kanadın, darbeciliğin çıkar yol olmadığını anlayıp, sağ kanadı artık dostu olarak görmediği zaman mümkün olacaktır." (Mahir Çayan, Kesintisiz Devrim II-III)

Taksim’in Fethi:
Makuller Taksim’e Girdi,
“Marjinaller” Çatıştı!

      Taksim "feth" edildi.
      İstanbul'un fetih törenlerinde temsili "yeniçeri ve mehteran takımı" gibi Taksim'i feth eden bu "irade", Taksim'i feth etmenin coşkusuyla halaya durduklarında, "medyatik" söylemle, "marjinaller" Taksim'e ulaşabilmek için sokak aralarında çatışıyorlardı.
      "Marjinaller"in sokak aralarındaki çatışmalarında polisin kullandığı "orantılı güç"ün ürünü olan gaz bombalarının kokusu bile Taksim fatihlerini huzursuz etmişse de, halaya durmaktan, "işte Taksim, işte 1 Mayıs" sloganları atmaktan alıkoymamıştır.
      Tüm "makul"lükler içinde ve oyunun kuralına uygun olarak hazırlanmış derme çatma "çelenkler" eşliğinde yürütülen fetih yürüyüşü, "marjinaller"in çatışmaları ve gaz bombalarının duman "efekti" eşliğinde zafere ulaşırken, fatihler sokak aralarında çatışan, coplanan, yaralanan insanların varlığına aldırmaksızın halaya durmakta duraksamamışlardır. Ne de olsa 1 Mayıs, "işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü"dür. Onlar "makul"de birleşmişler, gaz bombalarının duman "efekti" altında dayanışmışlar ve icazet mücadelesi vermişlerdir. Halaya durmak da, onların hakkı ve görevidir!

Oya Baydar:
Pavyondaki Namuslu Kadın mı?

      Küçük-burjuva yüzsüz aydınları, siz siz olun kendinizi konumlandırdığınız saflara ihanet etmeye görün. Belki ihanetiniz bir dönem ödüllendirilecektir. Her ödül alışınızda ihanette bir adım daha ileri giderek, daha büyük ihanetlere imza atmaya can atacaksınız. Ama unutmayınız ki, bu sınıf mücadelesidir. Karşı taraf, yani burjuvazi, dört bin yıllık yönetim deneyimi ile ihanetleri ne denli özendirirse özendirsin, kendi özüne ihanet edenlerin, gün gelince kendisine de kolayca ihanet edeceğini çok iyi bilir. Eğer sizi yüz üstü bırakıyorsa, bu onun size ihanet etmesinden değil, sizin kendi özünüze ihanet etmiş olmanızdan dolayıdır.
      Şüphesiz başarılı oldunuz. Otuz yıl boyunca devrimci mücadeleyi önemsizleştirerek başarılı oldunuz. Devrime, devrimci mücadeleye ihanet ettiğinizi bile söylemeye dilimiz varmadı. Ama düşman hiç de bizler kadar insaflı, bizler kadar düzeyli, bizler kadar "kaba saba" değildir; pürü pak gerçekçidir, devrim saflarını terk edişinizin adını yalın biçimde koymaktan hiç çekinmez: İhanet.
      Düştünüz mü, Ahmet Altan'ın pavyonuna kadar düşersiniz. Orada "namuslu kadın" rolü kesmenize bile tahammül edemezler, düşenin dostu olmaz. Oysa sizler birer "canlı cenaze"den ibaretsiniz. Cenazenizin ardından "mevtayı nasıl bilirdiniz" diye de sormuyoruz. Saflarına geçtikleriniz, kursağınızı parayla dolduranlar bunun yanıtını açıkça verdiler. Hayırlı olsun!



TÜRKİYE HALK KURTULUŞ ORDUSU
SAVAŞÇILARI
Sinan Cemgil, Kadir Manga, Alpaslan Özdoğan
Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan


TÜRKİYE HALK KURTULUŞ PARTİSİ-CEPHESİ
SAVAŞÇILARI
Hüseyin Cevahir
Leyla Doğan
Ağadede Sarıkaya


TKP/ML Kurucusu ve Önderi
İbrahim Kaypakkaya



    Mahir Çayan
    Kurtuluş
    Cephe

    YAPITLAR
    V. İ. Lenin
    J. Stalin
    Mao Zedung


Devrimci Gençlik

Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım-II
Laiklik ve Şeriatçılık Üzerine
Eriş Yayınları-Kredili Yaşam Mutluluğu...
Kesintisiz Devrim II-III
Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz
Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadınlar