151. Sayı, Temmuz-Ağustos 2016

      Türkiye olağanüstü koşullar içindedir. Sadece Olağanüstü Hal ilan edildiğinden değil, “darbe girişimi” sonrasında tüm devlet kurumlarında ve ekonomik yaşamda olanca genişliğinde sürdürülen gözaltılar, tutuklamalar, görevden almalar ve nihayetinde TSK başta olmak üzere her kurumda gerçekleştirilen tasfiyeler... Binlerce, on binlerce kamu görevlisi, ordu mensubu bir kararnameyle ya da bir savcının bir hükmüyle bir gecede gözaltına alınabilmekte ve işten atılabilmektedir.

      15 Temmuz gece yarısı camilerden verilen salalar ve yapılan çağrılarla sokaklar, Recep Tayyip Erdoğan’ın “alperenleri”nin kitlesel gücüyle lümpen güruhlarca işgal altına alınmıştır. İrili-ufaklı tarikatlar, şeyhler, şıhlar bu işgal hareketinin “dini önderleri” olarak ortalığa salınmıştır.

      Recep Tayyip Erdoğan’ın üç yıldır hazırlığını yaptığı iç savaş güçleri, özel harekat polisleri eşliğinde sokağa inerken, kendi dışlarındaki herkese karşı kin ve nefretle doludurlar. Her an Recep Tayyip Erdoğan karşıtı her kişiye ve kesimlere saldırmaya hazır bu lümpen güruh, ülkeyi gerçek bir iç savaş ortamına sürüklemektedirler.

      Bu iç savaş, tek taraflı ilan edilmiş bir savaştır. Savaşın hedefi ise, hazırlıksız ve örgütsüz oldukları için iç savaştan kaçınan toplumsal muhalefet ve tarihinin en zayıf halindeki devrimci mücadeledir.

      Bugün için “fethullahçı darbe girişimi” nedeniyle “fethullahçı avı” sürdürülüyor olsa da, ilan edilen tek taraflı iç savaş, er ya da geç, toplumsal muhaliflere ve devrimcilere yönelecektir.

      İktidar, 12 Eylül anayasasının oluşturduğu anti-demokratik ve faşist meşruiyeti bile ortadan kaldırmıştır. Recep Tayyip Erdoğan iktidarı gayrı meşru bir iktidardır.

      OHAL’in vermiş olduğu ve düzenin muhalefet partileri tarafından onaylanan olağanüstü yetkilerle donatılmış Recep Tayyip Erdoğan iktidarına ve onun tek taraflı iç savaşına karşı örgütlenmek ve örgütlenildiği ölçüde ve boyutta mücadele etmek tüm ilericilerin, demokratların, yurtseverlerin ve devrimcilerin hakkı ve görevidir.



BAŞARISIZ DARBE
VE İÇ SAVAŞ

[OHAL Koşullarında Örgütlenmek ve Mücadele Etmek]

      Türkiye, AKP iktidarı ile birlikte yeniden “dizayn” edilecek bir ülke konumuna gelmiştir. Kimi zaman “ılımlı islam” adı verilen bu yeni “dizayn”, Necip Fazıl Kısakürek’in “tedrisatından” geçmiş islamcı-milliyetçi kadrolar aracılığıyla yürütüldü. Ancak bunların içinde “özel” bir yere sahip olan Recep Tayyip Erdoğan, kendisini güçlü hissettiği sürece Necip Fazıl Kısakürek’in “ideolocya”sının “revizyonisti” olarak daha da öne geçti.
      12 Ağustos 2013 Sisi darbesiyle birlikte bu “revizyonist”i sarıp sarmalayan (özellikle “üst akıl” ABD tarafından yönetilen bir askeri darbe ile) “devrilme korkusu”, (Gezi Direnişi’yle birlikte) “laikciler”in ve solun “sivil kalkışma”yla “devrilme korkusu”yla bütünleşti.
      Bütün bunlar, Recep Tayyip Erdoğan’ı, bir yanıyla TSK’ya, diğer yanıyla “sivil kalkışma”ya karşı bir iç savaş örgütlenmesine yöneltti. Bunun sonucu olarak da, Ergenekon ve Balyoz “mağdurları” tahliye edilirken, öte yandan tarikatlardan “radikal islamcı”lara (İBDA-C gibi) kadar her çeşit kan dökmekten, katliam yapmaktan hiç çekinmeyecek olan anti-laikçi ve anti-komünist kesimlerle (ki örtük biçimde MHP’de buna dahildir) ittifak kurmaya başlanıldı. Lümpen-mafyatik kesimler bu ittifakın içine alındı. Kürt ulusalcıları, her ne kadar bu ittifak içinde yer almaya çok istekli olsalar da, bunun içine alınmadılar.

DARBE, KARŞI-DARBE...
KURGU, SPEKÜLASYON...
VE İÇ SAVAŞ

      15 Temmuz “darbe”si, “başarısız” olduğu için, “darbe girişimi” olarak tarihte yerini aldı.
      “Darbe girişimi”nin ardından başlatılan, ağırlıklı olarak TSK ve kamu yönetimine yönelik “FET֔ (Fethullah Terör Örgütü) operasyonlarının “paralel”inde OHAL (Olağanüstü Hal) ilan edilmesiyle birlikte yeni bir döneme evrildi.
      Bu evrilmeyle, 15 Temmuz akşamının “ne oluyor” sorusu da, “ne oldu” sorusuna yerini bıraktı. Yine de yaşanılan “an itibariyle”, yapılan operasyonlar, gözaltılar, tutuklamalar, işten “el çektirmeler” görevden almalar, OHAL’la “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi”nin askıya alınması ve nihayetinde tekme tokat dövülmüş generallerin (yandaş ve yandaşlaşan “medya” söylemiyle “vatan hainleri”nin) görüntüleriyle “ne oluyor” sorusu gündemde kalmayı sürdürdü.
      Her zaman olduğu gibi, küçük-burjuva “merak”la (ki bunun en yaygın aracı “sosyal medya” üzerinden yapılan “paylaşımlar”dır) şekillenmiş olan “ne oluyor” sorusunu, yine aynı küçük-burjuva “merak”ıyla “ne olacak” sorusu izledi.
      “Ne oldu” sorusu, her türlü “hikaye” ve “rivayet”in önünü açarken ve “ne oluyor” sorusu bilinemezci bir kurguya yönelirken, “ne olacak” sorusu her türden ve her cinsten spekülasyonun, manipülasyonun alanını oluşturmaya başladı.

“DARBE” RİVAYETLERİ VE
DEMAGOJİLER

[Kitlenin Güdülenmesi ve Yönlendirilmesi]

      “Darbe girişimi”nin sönümlenmeye başladığı saatlerde Recep Tayyip Erdoğan’ın iç savaş birlikleri sokaklara salınırken, birkaç yayın organı dışında tüm “medya” başlı başına bir güdüleme ve yönlendirme aracı olarak işe koşulmuştur. Kimilerinin “algı yönetimi” adını verdikleri bu “medya operasyonu”, akıl almaz bir biçimde “akıl tutulması”yla birlikte olanca hızıyla sürdürülmektedir.
      Şu ya da bu kesimi dışlamayan, tüm toplumsal sınıf ve tabakaları “hedef kitle” olarak kabul eden bu “medyatik” güdüleme ve yönlendirme operasyonunun ilk demagojisi*, 15 Temmuz’un “seçilmiş Cumhurbaşkanına” karşı bir darbe girişimi olarak sunulmasıdır.
      Burada “sihirli sözcük” “seçilmiş”dir. Üstelik “halkın %52’sinin” oyuyla “seçilmiş” bir Cumhurbaşkanı’ndan söz edilmektedir. Böylece halkın en azından %52’sinin “isteği”ne, “iradesi”ne karşı bir “darbe” söz konusu olmaktadır. Doğal olarak, bu %52, kendi isteğinin, iradesinin yok sayıldığı duygusu içine itilmektedir. Bu da, kendi iradesiyle seçtiği bir kişinin iktidardan indirilmesi kendisinin yok sayılmasıyla özdeşleştirilmesini sağlamaktadır. En azından %52’nin böyle düşünmesi istenmektedir.

ANIMSATMA
Aralık 2014
RECEP TAYYİP ERDOĞAN
İÇ SAVAŞA HAZIRLANIYOR

      Recep Tayyip Erdoğan, zaman zaman yavaşlayan, ama sürekli olarak ilerleyen ve adım adım gelişen bir süreçte (“yeni yetmeler”le yapılan Necip Fazıl Kısakürek’in bir çeşit revizyonu olan) kendi zihniyetine uygun bir islam devletini inşa etmeyi sürdürüyor.
      Mevcut, yani 12 Eylül anayasasını kullanarak ve TBMM’deki çoğunluğuna dayanarak bu hedefine doğru önemli adımlar attı, gelişim sağladı.
      “Medya” ve devşirme “tetikçiler”le laikliğin içinin boşaltılmasından daha çok, hukuk ve hukuk devleti neredeyse tümüyle ortadan kaldırıldı. HSYK yasasında yapılan değişiklikle, tüm yargı sistemi doğrudan kendisine bağlandı. Değişik “torba yasalarla”, işine gelen ve amaca ulaşmaya hizmet eden değişiklikler hiçbir engellemeyle ve direnmeyle karşılaşmaksızın kolayca gerçekleştirildi. Yapılan son değişikliklerle “makul şüphe”yle herhangi bir savcının ya da yargıcın ve hatta vali ve kaymakamın alacağı bir kararla herkesin gözaltına alınabilmesinin önü açılmış oldu.
      Hukukun tüm prosedürleri amacın engeli olduğu görüldüğünde, kimi zaman tümüyle, kimi zaman parça parça değiştirildi. Değiştirilen bir yasanın ya da prosedürün işe yaramadığı görüldüğünde, yeni bir yasayla (“torba yasa”) hemen değiştirildi. Amaca ulaşmada engeller çıkaran “demokratik hukuk” bu yolla aşıldı.
      Yazılı hukukun yerini, hemen ve kolayca değiştirilebilir yasa düzenlemeleri aldı. Kendine bağlı ve kendisine tümüyle “biat” eden bir polis teşkilatı oluşturma yönünde önemli adımlar atıldı. Polis teşkilat yapısı değiştirildiği gibi, polisin ağır silahlarla donatılmasının önü açıldı. “Keyfiyete bağlı hukuk”, yani sadece sözde adı “hukuk” olan, gerçekte keyfiyete bağlı, kendi kişisel amacına uygun yaptırımlar listesiyle, kendine bağlı yargıçlar ve savcılar yoluyla polis teşkilatı yeniden biçimlendirilmeye başlandı.





Devrimci Gençlik

Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım III
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım
Dünyada ve Türkiye'de Ekonomik Bunalım-II
Laiklik ve Şeriatçılık Üzerine
Eriş Yayınları-Kredili Yaşam Mutluluğu...
Kesintisiz Devrim II-III
Mevcut Durum ve Devrimci Taktiğimiz
Tarihte, Günümüzde ve Devrimci Mücadelede Kadınlar